İçeriğe atla
A'lâ 6Cüz 30 · Sayfa 591

A'lâ Sûresi 6. Âyet

الأعلى

Sohbete sor

Senukri-uke felâ tensâ

Sana Kur'an'ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın.

A'lâ ve Gâşiye Sûreleri

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Senukri-uke felâ tensâ” Bundan böyle sana Kur'ân'ı okutacağız da unutmayacaksın. (87/6)


“Senukri-uke” “Ke” Seni okutacağız. “Neyi okutacağız?” Kûrân-ı yani Ümm’ük kitapta olan zât-i ilmi, Furkan’ı sıfât mertebesi ilmini, Kitab’ül Mübin açıklayıcı kitab esmâ mertebesi ilmini, İmam’ül mübin önde olan ef’âl mertebesi ilmini okutacağız. Kime okutacağız öncelikle Efendimize (s.a.v.) ve daha sonra ümmetinden her kim gerçek mânâda bu âyeti anlıyorsa, okuyorsa ona da okutacağız denmektedir. Efendimiz Ümmi idi. Hani bazı bazıları diyorlar ya O’nun okuması yazması yoktu. Ümmi idi. E! O zaman neyi, nasıl okuyacak. Hani okuma yazması yoktu. Hadi söyleyin rabbimiz niye seni okutacağız diyor. Hani ümmi idi. Okuma yazması yoktu. Bu âyet buna tezat değil mi? Cenâbı Hakk bizatihi ben okutacağım diyor. Biz ondan daha mı iyi biliyoruz. Seni okutacağım diyor? Bunu demişse de okutmuştur? Peki, nasıl okutmuştur? RahmÂniyet mertebesi, Risâlet mertebesine bunu söylemektedir. Efendimiz Ümm’ül Kitab yani ana kitaptır. Okuma yazma alet edavatına ihtiyacı yoktur. Bunlara bizim ihtiyacımız olduğu aşikardır. Ümm’ül kitapta olan bilgileri “İkra” “Oku” ile Rububiyet Kitab’ul Mübin mertebesinden okumaya başlamıştır.

Bunun için faydalı olur düşüncesi ile Kıyâmet sûresi 16. Âyete müracaat edelim.


لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ {القيامة/16}

(Lâ tuharrik bihî lisâneke li ta’cele bihî.)

“Onu hemen okumak için dilini depretme.”(75/16)


Kûr’ân, Zât olduğuna ve hadisi şerifte; “İnsân ve Kûr’ân bir bâtında doğan ikiz kardeştir” diye Efendimiz (s.a.v.) biz ümmetine bildirilmiştir. Ve bu âlemde yani hazret-i şehadette bu ikiz kardeş kâdir gecesinde buluşmuşlar ve Kaadir gündüzü meydana gelmiştir.

Efendimiz (s.a.v.) “Ümm” Ana ve bende sizin gibi beşerim ama bana vahy olunuyor[24] dediğine göre ona olan hitap ile biz ümmetine burada bir talim ve eğitim verildiği de anlaşılmaktadır.

Bu âyette hitap eden mertebe Rahmâniyet mertebesidir.

“er rahmânü (1) allemel kur’ane (2) halekal insane (3) allemehül be­yane (4)eşşemsü vel kamerü bihusbanin (5) vennecmü veşşecerü yescüdani (6)

“Rahmân (1) kûr’ân’ı allem/muallim, öğretti. (2) insanı halketti, (3) beyanı/konuşmayı ona/kendisine allem/öğretti. (4) şems/güneş ve kamer/ay (hareketleri) hesab ile/a göredir. (5) necm/kaynaklanan, yıldız, bitkiler ve şecer/ağaçlar sucud/secde ederler (6)[25]

Rahmân sûresi ilk âyetlerinde Cenâb-ı Hakk’ın buyurduğuna göre Rahmân-Rahmâniyyet mertebesi önce Kûr’an olan Zât-ı talim edip öğrenip, insân-ı halkedip yani Hakikât-i Muhammedi tecellisi olan insân-ı kâmil mertebesine bunu öğrettiği ifade edilmektedir.

Böylelikle hitap edilen mertebe risâlet mertebesi olmaktadır.

“Lâ” Yok veya hayır ifadesi ile “Tuharrik” sonda bulunan başta ve sonda bulunan “Te-Ente” ötre ile okunan sen ve sonda bulunan “Ke” sükûn halinde bulunan sen ifadesi ile “Vahidiyyet mertebesi ve Sen’in olmadığı yani sakin ve durağan olduğu ilm-i ilâhi pogramı mertebesi olan ayan-i sabite mertebesine atıf yapılmaktadır. Buradan yani ayan-i sabite mertebesinden Esmâ-i İlâhiye zuhura harekete çıkmak için hakları olan ayn-ı sâbite programlarını faaliyete çıkmasını talep etmektedirler.

İşte her bir zuhura çıkan görüntü, Hakikat-i Muhammeediye programının bir unsuru bir yönü ve onun hareketi faaliyeti onun lisanıdır. Yani hâl dili ile konuşmasıdır. Belki madenler sakin durur, bitkiler hareket etmez, hayvanların lisanı anlaşılmaz ama yine de bir hâl dili ve lisânı vardır. Dünya üzerinde oluşan mevsimlerin, hava olaylarının, deniz olaylarının, astronomi ilminin yıldızların ve gezegenlerin dili-lisânı vardır. Mesleklerin de bir lisânı vardır. Her mesleğin kendine özgü dilleri-lisânları vardır. Çoğunlukla öğretici olan ustadan çırak, öğrendiğini konuşma ile birlikte ustanın hareketlerini güzelce gözlemleyip onu taklid edip daha sonra bu işi tahkike çıkararak öğrenir.[26]