Hel etâke hadîśu-lġâşiye(ti)
Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?
O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet'in haberi sana geldi mi?
Ğâşiye Suresi'nin ilk ayeti, kıyametin dehşetini ve kuşatıcılığını vurgulayan temel kavramlar etrafında döner. Ayet, 'Ğâşiye' kelimesinin semantik derinliği ve 'hadîs' kelimesinin haber verme işleviyle dinleyiciyi uyarmayı ve düşündürmeyi amaçlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'etâ' fiilinin bir şeyin kolaylıkla ve zahmetsizce gelmesi, ulaşması anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hel etâke' ifadesi, bu haberin muhataba zaten ulaşmış olması veya ulaşmasının kaçınılmazlığına işaret eder, bir soru edatıyla tekit anlamı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'etâ' fiilinin bazen 'vuku bulmak' anlamında da kullanıldığını ifade eder. Bu bağlamda, kıyametin haberinin gelmesi, onun vuku bulacağının kesinliğini ve yakınlığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hadîs' kelimesinin 'haber' veya 'söz' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'hadîsü'l-Ğâşiye' ifadesi, kıyametin dehşet verici olaylarına dair bir anlatı veya uyarıcı bir haber olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hadîs' kelimesinin 'yeni olan şey' ve 'söz' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Kur'an'da genellikle önemli ve ibret verici haberler için kullanılır. Burada kıyametin haberi, insanlık için yeni ve büyük bir olay olması hasebiyle bu kelimeyle ifade edilmiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hadîs' kelimesinin Kur'an'da genellikle ilahi mesajın, peygamberlerin sözlerinin veya önemli olayların anlatımını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'Ğâşiye'nin haberi, Allah'tan gelen ve ciddiye alınması gereken bir uyarı niteliğindedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Ğâşiye' kelimesinin kıyamet için bir isim olarak kullanıldığını ve 'her şeyi kaplayan, kuşatan' anlamına geldiğini belirtir. Bu, kıyametin dehşetinin ve etkisinin tüm varlıkları saracağını mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğaşy' kökünün bir şeyi örtmek, kaplamak anlamına geldiğini ve 'Ğâşiye'nin de bu anlamdan türeyerek kıyamet gününe isim olduğunu açıklar. Kıyametin tüm insanları ve evreni kuşatıcı, sarıcı dehşetini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Ğâşiye'nin kıyamet gününün isimlerinden biri olduğunu ve 'insanları dehşetiyle kaplayan, kuşatan' anlamını taşıdığını belirtir. Bu, kıyametin sadece bir olay değil, aynı zamanda bir hal ve durum olduğunu, tüm varlıkları etkisi altına alacağını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Ğâşiye' kelimesinin semantik alanının 'kaplama, örtme, kuşatma' fiilinden türediğini ve kıyamet bağlamında kullanıldığında, onun dehşetinin ve kaçınılmazlığının tüm insanlığı saracağını ifade ettiğini belirtir. Bu, kıyametin evrensel ve kapsayıcı bir olay olduğunu vurgular.
A'lâ ve Gâşiye Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet'in haberi sana geldi mi? (88/1)
ĞÂŞİYE, aslında gayş = örtmek, sarmak kökünden ism-i fâil olarak bir şeyi her taraftan sarıp bürüyen salgın, sargın, kaplayan şey demektir ki sonundaki "tâ", niteliği isme göre dişilik alâmeti veya aşırılık ifade etmek veya bazı durumlarda sıfâtlıktan isimliğe nakil içindir. At eyerinin örtüsüne ve kalp zarına, insanı veya hayvanı içinden saran derde ve kâbus gibi her taraftan saran salgın, kuşatıcı belaya da "gâşiye" denir ki "Yoksa onlar Allah'ın azabından hepsini sarıverecek bir felaket gelivermesinden emin mi oldular."(Yusuf, 12/107) âyetinde bu mânâdandır.
Bu mânâdan "lâm" ile de kıyâmetin isimlerindendir. Çünkü birden bire şiddetiyle halkı saracak ve ondaki dehşet verici olaylar herkesi bürüyecektir. Bazıları demişlerdir ki: Ğâşiye, "Yüzlerini ateş kaplar." (İbrâhîm, 14/50) buyrulduğu üzere kâfirlerin, cehennemliklerin yüzlerini saracak olan ateştir. "Saran ateş" mânâsınadır. Bazıları da, o cehennem ateşinin içine düşüp onu saracak olan cehennemliklerdir demişler. Çoğunluk birincisini sûrenin akışına uygun görmüşlerdir.[48]
Gaşiye haberi geldi mi? İfadesiyle okuyana bu haberi geldi mi? Diye sorularak eğer ölmeden önce öldüysen geldi. Gelmediyse de zaruri ölüm ile bu haberi alacaksın demektedir.
“KIYÂMET; ZÂTIN ZUHURU, SIFÂT SALTANATININ SÖNÜŞÜ”DÜR.
Bunun haberi sana gelgi mi?
Kıyâmet; Kişinin aynı zamanda kendi kıyâmetini kopararak ayağa kalkması ve kıyâm da durmasıdır.
Müddesir sûresinde;
1 - Ey örtüsüne bürünen!
2 - Kalk artık uyar.
Efendimizin (s.a.v) büründüğü örtü esmâ-i ilâhiyye örtüsüydü. Artık bunları kıyam ettir, yani uyarmak için kullan denilmektedir.
Bizlerde esmâ-i ilahiyye örtüsüne bürünebilirsek kıyametin bu haberi bizlere de gelecektir.
Müddessir-74/1- (Yâ eyyuhel muddessir.)
“Ey bürünmüş olan!”
قُمْ فَأَنذِرْ
Müddessir-74/2- (Kum fe enzir.)
“Kalk, artık inzar et (uyar).”
Bu âyeti kerîme geldikten sonra Efendimiz (s.a.v) en yakın akrabalarından başlayarak dini tebliğ etmeye başlamıştır.
Dâvete en yakınlarından başlaması emredilen Varlık Nûru-aleyhissalâtü vesselâm-, birgün Safâ Tepesi’ne çıkarak Kureyş kabîlesine seslendi. Onlar da bu çağrıya icâbet ederek Safâ Tepesi’ne geldiler. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yüksek bir kayanın üzerinden onlara şöyle hitâb etti:
“Ey Kureyş cemâati! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecek desem, bana inanır mısınız?” Onlar da hiç düşünmeden:
“Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Sen’i hep doğru olarak bulduk. Sen’in yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler.
Oraya gelmiş bulunan herkesten bilâ-istisnâ bu tasdîki alan Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- onlara şu ilâhî hakîkati bildirdi:
“O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allâh’a inanmayanların o çetin azâba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.
Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve âilesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir.
Ey Kureyş cemâati! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allâh’ın huzûruna varmanız, dünyâdaki her hareketinizin hesâbını vermeniz muhakkaktır. Netîcede hayır ve ibâdetlerinizin mükâfâtını, kötü işlerinizin de cezâ ve şiddetli azâbını göreceksiniz! Mükâfât ebedî bir cennet; mücâzât da dâimî bir cehennemdir.” Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in bu hitâbesine, orada bulunanlardan umûmî bir îtiraz gelmedi. Yalnız amcası Ebû Leheb:
“–Hay eli kuruyası! Bizi buraya bunun için mi çağırdın?” diyerek münâsebetsiz ve yakışıksız sözler sarf etti. Hakâretleriyle Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- in kalbini kırdı.
Kendisi hakkında, Leheb Sûresinde bahsedilen sonunu bu ifadeleriyle daha o zamandan kendisi hazırlamış kendi hükmünü kendi vermiş olduğundan iki eli de kurumuştur. Zelil ve hakir olarak ölmüştür.[49]