İçeriğe atla
Ğâşiye 1Cüz 30 · Sayfa 592

Ğâşiye Sûresi 1. Âyet

الغاشية

Sohbete sor

Hel etâke hadîśu-lġâşiye(ti)

Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?

A'lâ ve Gâşiye Sûreleri

Terzibaba - Necdet Ardıç

O her şeyi kuşatacak olan Kıyamet'in haberi sana geldi mi? (88/1)


ĞÂŞİYE, aslında gayş = örtmek, sarmak kökünden ism-i fâil olarak bir şeyi her taraftan sarıp bürüyen salgın, sargın, kaplayan şey demektir ki sonundaki "tâ", niteliği isme göre dişilik alâmeti veya aşırılık ifade etmek veya bazı durumlarda sıfâtlıktan isimliğe nakil içindir. At eyerinin örtüsüne ve kalp zarına, insanı veya hayvanı içinden saran derde ve kâbus gibi her taraftan saran salgın, kuşatıcı belaya da "gâşiye" denir ki "Yoksa onlar Allah'ın azabından hepsini sarıverecek bir felaket gelivermesinden emin mi oldular."(Yusuf, 12/107) âyetinde bu mânâdandır.

Bu mânâdan "lâm" ile de kıyâmetin isimlerindendir. Çünkü birden bire şiddetiyle halkı saracak ve ondaki dehşet verici olaylar herkesi bürüyecektir. Bazıları demişlerdir ki: Ğâşiye, "Yüzlerini ateş kaplar." (İbrâhîm, 14/50) buyrulduğu üzere kâfirlerin, cehennemliklerin yüzlerini saracak olan ateştir. "Saran ateş" mânâsınadır. Bazıları da, o cehennem ateşinin içine düşüp onu saracak olan cehennemliklerdir demişler. Çoğunluk birincisini sûrenin akışına uygun görmüşlerdir.[48]

Gaşiye haberi geldi mi? İfadesiyle okuyana bu haberi geldi mi? Diye sorularak eğer ölmeden önce öldüysen geldi. Gelmediyse de zaruri ölüm ile bu haberi alacaksın demektedir.

“KIYÂMET; ZÂTIN ZUHURU, SIFÂT SALTANATININ SÖNÜŞÜ”DÜR.

Bunun haberi sana gelgi mi?

Kıyâmet; Kişinin aynı zamanda kendi kıyâmetini kopararak ayağa kalkması ve kıyâm da durmasıdır.

Müddesir sûresinde;

1 - Ey örtüsüne bürünen!

2 - Kalk artık uyar.

Efendimizin (s.a.v) büründüğü örtü esmâ-i ilâhiyye örtüsüydü. Artık bunları kıyam ettir, yani uyarmak için kullan denilmektedir.

Bizlerde esmâ-i ilahiyye örtüsüne bürünebilirsek kıyametin bu haberi bizlere de gelecektir.


Müddessir-74/1- (Yâ eyyuhel muddessir.)

“Ey bürünmüş olan!”


قُمْ فَأَنذِرْ

Müddessir-74/2- (Kum fe enzir.)

“Kalk, artık inzar et (uyar).”


Bu âyeti kerîme geldikten sonra Efendimiz (s.a.v) en yakın akrabalarından başlayarak dini tebliğ etmeye başlamıştır.

Dâ­ve­te en ya­kın­la­rın­dan baş­la­ma­sı em­re­di­len Var­lık Nû­ru-aley­his­sa­lâ­tü ves­se­lâm-, bir­gün Sa­fâ Te­pe­si’ne çı­ka­rak Ku­reyş ka­bî­le­si­ne ses­len­di. On­lar da bu çağ­rı­ya icâ­bet ede­rek Sa­fâ Te­pe­si’ne gel­di­ler. Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- yük­sek bir ka­ya­nın üze­rin­den on­la­ra şöy­le hi­tâb et­ti:

“Ey Ku­reyş ce­mâ­ati! Ben si­ze, şu da­ğın ete­ğin­de ve­ya şu vâ­di­de düş­man at­lı­la­rı var; he­men si­ze sal­dı­ra­cak, mal­la­rı­nı­zı gas­be­de­cek de­sem, ba­na ina­nır mı­sı­nız?” On­lar da hiç dü­şün­me­den:

“Evet ina­nı­rız! Çün­kü şim­di­ye ka­dar Sen’i hep doğ­ru ola­rak bul­duk. Sen’in ya­lan söy­le­di­ği­ni hiç işit­me­dik!” de­di­ler.

Ora­ya gel­miş bu­lu­nan her­kes­ten bi­lâ-is­tis­nâ bu tas­dî­ki alan Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- on­la­ra şu ilâ­hî ha­kî­ka­ti bil­dir­di:

“O hâl­de ben şim­di si­ze, önü­nüz­de şid­det­li bir azap gü­nü bu­lun­du­ğu­nu, Al­lâh’a inan­ma­yan­la­rın o çe­tin azâ­ba uğ­ra­ya­cak­la­rı­nı ha­ber ve­ri­yo­rum. Ben si­zi o çe­tin azap­tan sa­kın­dır­mak için gön­de­ril­dim.

Ey Ku­reyş­li­ler! Si­ze kar­şı be­nim hâ­lim, düş­ma­nı gö­ren ve âi­le­si­ne za­rar ve­re­ce­ğin­den kor­ka­rak he­men ha­ber ver­me­ye ko­şan bir ada­mın hâ­li gi­bi­dir.

Ey Ku­reyş ce­mâ­ati! Siz uy­ku­ya da­lar gi­bi öle­cek­si­niz. Uy­ku­dan uya­nır gi­bi de di­ri­le­cek­si­niz. Ka­bir­den kal­kıp Al­lâh’ın hu­zû­ru­na var­ma­nız, dün­yâ­da­ki her ha­re­ke­ti­ni­zin he­sâ­bı­nı ver­me­niz mu­hak­kak­tır. Ne­tî­ce­de ha­yır ve ibâ­det­le­ri­ni­zin mü­kâ­fâ­tı­nı, kö­tü iş­le­ri­ni­zin de ce­zâ ve şid­det­li azâ­bı­nı gö­re­cek­si­niz! Mü­kâ­fât ebe­dî bir cen­net; mü­câ­zât da dâ­imî bir ce­hen­nem­dir.” Al­lâh Ra­sû­lü -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem-’in bu hi­tâ­be­si­ne, ora­da bu­lu­nan­lar­dan umû­mî bir îti­raz gel­me­di. Yal­nız am­ca­sı Ebû Le­heb:

“–Hay eli ku­ru­ya­sı! Bi­zi bu­ra­ya bu­nun için mi ça­ğır­dın?” di­ye­rek mü­nâ­se­bet­siz ve ya­kı­şık­sız söz­ler sarf et­ti. Ha­kâ­ret­le­riy­le Peygamber Efen­di­miz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- in kal­bi­ni kır­dı.

Kendisi hakkında, Leheb Sûresinde bahsedilen sonunu bu ifadeleriyle daha o zamandan kendisi hazırlamış kendi hükmünü kendi vermiş olduğundan iki eli de kurumuştur. Zelil ve hakir olarak ölmüştür.[49]