Ve-in nekeśû eymânehum min ba'di ‘ahdihim veta'anû fî dînikum fekâtilû e-immete-lkufri(ﻻ) innehum lâ eymâne lehum le'allehum yentehûn(e)
Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.
Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Ola ki, vazgeçerler.
Bu ayet, antlaşmalarını bozan ve İslam dinine dil uzatanlarla savaşma emrini içermektedir. Anahtar kavramlar, yeminlerin bozulması, dine saldırı ve küfür önderleriyle mücadele üzerine odaklanarak, ahde vefanın ve dinin korunmasının önemini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nekes' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi çözmek, bozmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'nekasû eymânehum' ifadesi, yeminlerini veya antlaşmalarını bozarak verdikleri sözden dönmeleri anlamına gelir. Bu, ahde vefasızlığı ve verilen sözü tutmamayı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nekese' fiilinin 'ahdi bozmak' anlamında mecazi bir kullanım olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, müşriklerin yaptıkları antlaşmayı çiğnemeleri ve verdikleri sözden dönmeleri kastedilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahd' kavramının Kur'an'daki önemine değinirken, 'neks'in bu ahdin ihlali olduğunu vurgular. Ayetteki 'nekasû eymânehum', sadece bir sözü bozmak değil, aynı zamanda Allah ile yapılan veya Allah adına yapılan bir taahhüdü çiğnemek olarak anlaşılmalıdır, bu da ciddi bir ahlaki ve dini ihlaldir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'eymân' kelimesinin 'yeminler' anlamına geldiğini ve burada antlaşmaların bir parçası olarak edilen yeminleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'nekasû eymânehum' ifadesi, verdikleri sözü ve ettikleri yemini bozduklarını açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yemîn' kelimesinin hem 'sağ el' hem de 'yemin, ant' anlamlarına geldiğini açıklar. Sağ elin yemin etmede kullanılması nedeniyle bu anlamın geliştiğini belirtir. Ayetteki 'eymân' kelimesi, antlaşmaların güvencesi olarak edilen yeminleri ifade eder ve bunların bozulması, antlaşmanın ihlali anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'yemîn' kelimesinin Kur'an'da hem 'sağ el' hem de 'yemin, antlaşma' anlamlarında kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki kullanımı, antlaşmaların bağlayıcılığını sağlayan yeminleri ifade eder ve bu yeminlerin bozulması, güvenin ve ahde vefanın tamamen ortadan kalktığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ta'n' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi delmek, batırmak' olduğunu, mecazi olarak ise 'birine dil uzatmak, kötülemek, eleştirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ta'anû fî dînikum' ifadesi, İslam dinine karşı sözlü saldırıda bulunmak, onu kötülemek ve itibarını zedelemeye çalışmak anlamındadır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ta'n' kelimesinin 'bir şeye karşı sözle saldırmak, onu ayıplamak' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, müşriklerin sadece antlaşmayı bozmakla kalmayıp, aynı zamanda Müslümanların dinine karşı düşmanca bir tutum sergilediklerini ve onu kötülediklerini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ta'n' kelimesinin 'bir şeye karşı sözlü veya fiili olarak muhalefet etmek, onu reddetmek' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'fî dînikum' ifadesiyle birlikte, bu, İslam dininin temel prensiplerine ve inançlarına karşı açıkça düşmanlık beslemek ve bunu sözlü olarak ifade etmek anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıtâl' kelimesinin 'karşılıklı öldürme' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da genellikle 'savaşmak, mücadele etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'fekâtilû' emri, antlaşmayı bozan ve dine dil uzatanlara karşı aktif bir mücadele başlatmayı, yani savaşmayı emreder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kıtâl' fiilinin 'mücadele etmek, savaşmak' anlamında kullanıldığını ve bu emrin, düşmanın saldırgan tutumuna karşı bir savunma veya caydırıcılık amacı taşıdığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, yeminlerini bozan ve dine saldıranlara karşı askeri bir eylemi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kıtâl' kavramının Kur'an'da genellikle 'cihad' kavramıyla ilişkili olarak ele alındığını ve 'Allah yolunda savaşmak' anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'fekâtilû' emri, sadece bir çatışma değil, aynı zamanda dini ve ahlaki değerleri koruma amacı güden bir mücadeleyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'imâm' kelimesinin 'kendisine uyulan, önderlik eden kişi veya şey' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eimmete'l-küfr' ifadesi, küfrün önderleri, yani inkarcılığın liderleri ve temsilcileri anlamına gelir. Bunlar, diğerlerini küfre sürükleyen ve düşmanlığı körükleyen kişilerdir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'imâm' kelimesinin 'kendisine tabi olunan, yol gösteren' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'eimmete'l-küfr' ifadesi, küfürde başı çeken, inkarcılığı yayan ve Müslümanlara karşı düşmanlığı organize eden liderleri işaret eder. Onlarla savaşmak, küfrün kökünü kazımak anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'imâm' kelimesinin Kur'an'da hem hayırda hem de şerde önderlik edenler için kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'eimmete'l-küfr' ifadesi, küfürde önderlik eden, insanları saptıran ve düşmanlığı teşvik eden kişileri tanımlar. Onlarla mücadele, küfrün yayılmasını engelleme amacı taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi örtmek' olduğunu, dini bağlamda ise 'Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek' veya 'Allah'ın varlığını ve birliğini inkar etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eimmete'l-küfr' ifadesi, Allah'ı ve dinini inkar eden, bu inkarı yayan ve ona önderlik eden kişileri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın lütfunu ve hakikati bilerek reddetme' anlamını taşıdığını vurgular. Bu, sadece bir inançsızlık değil, aynı zamanda aktif bir reddediş ve düşmanlık tutumudur. Ayetteki 'eimmete'l-küfr', bu reddedişin ve düşmanlığın liderlerini temsil eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'küfr' kelimesinin 'imanın zıttı' olduğunu ve 'Allah'ı, peygamberlerini ve indirdiklerini inkar etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eimmete'l-küfr' ifadesi, İslam'a ve Müslümanlara karşı düşmanlık besleyen, inkarı yayan ve bu konuda önderlik eden kişileri tanımlar.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve-in nekeśû eymânehum min ba’di ahdihim veta’anû fî dînikum fekâtilû e-immete-lkufri innehum lâ eymâne lehum le’allehum yentehûn(e) Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler. (9/12)