Yahlifûne bi(A)llâhi lekum liyurdûkum va(A)llâhu verasûluhu ehakku en yurdûhu in kânû mu/minîn(e)
Sizi razı etmek için, Allah'a yemin ederler. Eğer gerçekten mü'min iseler (bilsinler ki), Allah ve Resulü'nü razı etmeleri daha önceliklidir.
Gönlünüzü hoş etmek için gelir size yemin ederler. Bunlar eğer mümin iseler Allah'ı ve Resulünü razı etmeleri daha doğrudur.
Tevbe Suresi'nin 62. ayeti, münafıkların müminleri hoşnut etme çabasını ve bu çabanın yanlışlığını ele almaktadır. Ayet, gerçek müminlerin Allah'ı ve Resulü'nü hoşnut etmeleri gerektiğini vurgulayarak, yemin ve rıza kavramları üzerinden imanın temelini sorgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'half' (حلف) kelimesini bir şeyi tasdik etmek veya bir iddiayı güçlendirmek için Allah'ın adını anmak olarak tanımlar. Ayetteki 'yahlıfûne' (يَحْلِفُونَ) ifadesi, münafıkların müminleri kandırmak amacıyla Allah adına yemin etmelerini, ancak bu yeminlerin içtenlikten yoksun olduğunu belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'half' kelimesinin mecazi olarak bir şeye bağlılık ve sadakat gösterme anlamında da kullanılabileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki kullanımı, daha çok bir iddiayı desteklemek için yapılan sözlü bir taahhüt olup, münafıkların samimiyetsizliğini ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da yemin kavramının genellikle bir taahhüdü veya bir gerçeği pekiştirmek için kullanıldığını, ancak münafıkların yeminlerinin bu amaca hizmet etmediğini, aksine aldatma aracı olduğunu vurgular. Bu ayetteki yeminler, münafıkların dışarıdan mümin gibi görünme çabalarını simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rıza' (رضا) kelimesini bir şeyden memnun olmak, onu kabul etmek ve ona gönül rızasıyla yaklaşmak olarak açıklar. 'Liyurdûkum' (لِيُرْضُوكُمْ) ifadesi, münafıkların müminlerin hoşnutluğunu elde etme gayesini, ancak bu hoşnutluğun Allah'ın rızasından üstün tutulmasının yanlışlığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rıza'nın kalbin bir şeye meyletmesi ve onu tasvip etmesi olduğunu belirtir. Ayetteki bu kullanım, münafıkların müminlerin kalplerini kazanmaya yönelik yüzeysel çabalarını, gerçek imandan yoksun oldukları için bu çabaların boşuna olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rıza' kavramının Kur'an'da hem Allah'ın kullarından razı olması hem de kulların Allah'tan razı olması şeklinde kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise, münafıkların Allah'ın rızasını değil, insanların rızasını hedeflemesinin eleştirildiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hakk' (حق) kelimesini sabit ve doğru olan şey olarak tanımlar. 'Ahakku' (أَحَقُّ) ise, bir şeyin diğerinden daha doğru, daha öncelikli ve daha layık olduğunu ifade eder. Ayette, Allah ve Resulü'nün rızasının, müminlerin rızasından daha öncelikli ve zorunlu olduğu vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hakk'ın varlığı kesin olan ve inkâr edilemeyen şey olduğunu belirtir. 'Ahakku'nun kullanımı, Allah ve Resulü'nün rızasının, müminler için en temel ve vazgeçilmez hakikat olduğunu, diğer rızaların buna tabi olması gerektiğini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ahakku'nun ism-i tafdil (üstünlük ismi) olarak kullanıldığını ve bir şeyin diğerine göre daha üstün ve öncelikli olduğunu gösterdiğini belirtir. Bu ayette, münafıkların yanlış önceliklerini düzeltmek amacıyla Allah ve Resulü'nün rızasının mutlak üstünlüğünü ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iman' (إيمان) kelimesini kalple tasdik etmek, dil ile ikrar etmek ve azalarla amel etmek olarak tanımlar. 'Mü'minîn' (مُؤْمِنِينَ) ifadesi, sadece sözde değil, özde de iman edenleri kapsar ve bu ayette, gerçek müminlerin Allah ve Resulü'nün rızasını her şeyin üstünde tutması gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'iman'ın sadece bir inanç beyanı olmadığını, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet eylemi olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'mü'minîn' kelimesi, münafıkların aksine, Allah'a ve Resulü'ne tam bir güven ve teslimiyetle bağlanmış olanları ifade eder ve onların Allah'ın rızasını arama yükümlülüğünü vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'iman'ın kalpteki tasdik olduğunu ve bu tasdikin amellerle de desteklenmesi gerektiğini belirtir. Ayetteki 'in kânû mu'minîn' (إِن كَانُوا۟ مُؤْمِنِينَ) ifadesi, eğer gerçekten iman etmişlerse, Allah ve Resulü'nün rızasını aramaları gerektiğini, aksi takdirde imanlarının eksik veya sahte olduğunu ima eder.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yahlifûne bi(A)llâhi lekum liyurdûkum va(A)llâhu verasûluhu ehakku en yurdûhu in kânû mu/minîn(e) Sizi razı etmek için, Allah’a yemin ederler. Eğer gerçekten mü’min iseler (bilsinler ki), Allah ve Resûlü’nü razı etmeleri daha önceliklidir. (9/62)