Elem ya'lemû ennehu men yuhâdidi(A)llâhe verasûlehu feenne lehu nâra cehenneme ḣâliden fîhâ(c) żâlike-lḣizyu-l'azîm(u)
Allah'a ve Resulüne karşı gelen kimseye, içinde ebedi kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir.
Bilmiyorlar mı ki, kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi vardır. İşte rüsvaylığın büyüğü de budur.
Tevbe Suresi'nin 63. ayeti, Allah ve Resulüne karşı gelenlerin akıbetini ve bu durumun büyük bir rezillik olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, 'muhâdât' fiili üzerinden ilahi sınırlara tecavüzü, 'cehennem' kavramıyla nihai cezayı ve 'hizye' ile de bu durumun manevi alçaklığını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hadd' kelimesinin bir şeyi diğerinden ayıran sınır anlamına geldiğini belirtir. 'Muhâdde' ise, bir şeye karşı gelmek, ona muhalif olmak ve onun sınırlarını aşmak demektir. Ayetteki 'men yuhâdidillâhe ve resûlehû' ifadesi, Allah'ın ve Resulünün koyduğu sınırları çiğneyen, onlara düşmanlık eden ve onlara karşı cephe alan kimseleri ifade eder. Bu, sadece fiziki bir karşıtlık değil, aynı zamanda itikadi ve ameli bir muhalefeti de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâdde' fiilini 'şâkka' (karşı gelmek, muhalefet etmek) anlamında kullanır. Ona göre, Allah'a ve Resulüne 'muhâdde' etmek, onlara karşı gelmek, onlara düşmanlık beslemek ve onların emirlerine aykırı hareket etmektir. Ayetteki kullanım, bu karşıtlığın ve düşmanlığın ciddiyetini ve sonuçlarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hadd' kavramının Kur'an'da ilahi sınırlar ve yasaklar bağlamında sıkça kullanıldığını belirtir. 'Muhâdde' ise bu sınırları ihlal etme, Allah'ın koyduğu kurallara karşı çıkma eylemidir. Ayetteki 'yuhâdid' fiili, bu ilahi düzene karşı gelmenin, Allah'ın otoritesini tanımamanın bir ifadesidir ve bu eylemin ciddi sonuçları olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nâr' kelimesinin bilinen ateş anlamına geldiğini ve Kur'an'da hem dünyevi ateşi hem de ahiretteki azap ateşi olan cehennemi ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'nâra cehenneme' ifadesi, Allah'a ve Resulüne karşı gelenlerin karşılaşacağı ebedi ve şiddetli azabı simgeler.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nâr' kelimesinin yakıcı ve aydınlatıcı özelliklerini vurgular. Kur'an'da 'nâr'ın genellikle azap ve ceza aracı olarak kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'nâr', Allah'ın gazabının ve cezalandırmasının somut bir tezahürü olarak, karşı gelenlerin ebedi ikametgahı olacak olan cehennem ateşini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cehennem' kelimesinin Arapça'da derin ve karanlık çukur anlamına gelen 'cehennem'den türediğini belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, kafirlerin ve günahkarların ahiretteki azap yurdu olarak kullanılır. Ayetteki 'nâra cehenneme' ifadesi, Allah'a ve Resulüne karşı gelenlerin ebedi olarak kalacakları bu azap mekanını açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cehennem' kelimesinin Farsça kökenli olup Arapçalaştırıldığını ve derin kuyu anlamına geldiğini ifade eder. Kur'an'da ise bu kelime, Allah'ın gazabına uğrayanların ebedi olarak kalacakları, çeşitli azap türlerinin bulunduğu bir yer olarak tasvir edilir. Bu ayetteki kullanımı, ilahi sınırlara tecavüz edenlerin nihai ve korkunç akıbetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hulûd' kelimesinin bir şeyin uzun süre kalması veya hiç yok olmaması anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da ise 'hâlidîn' veya 'hâlidâ' kelimeleri, cennet veya cehennemde ebedi kalışı ifade eder. Bu ayetteki 'hâlidâ fîhâ' ifadesi, Allah'a ve Resulüne karşı gelenlerin cehennem ateşinde sonsuza dek kalacaklarını, azabın kesintisiz ve nihai olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hulûd'un, bir şeyin varlığının devamlılığı ve son bulmaması olduğunu açıklar. Ahiret bağlamında ise bu, ölümden sonraki yaşamın sonsuzluğunu ifade eder. Ayetteki 'hâlidâ' kelimesi, cehennem azabının geçici değil, kalıcı ve ebedi olduğunu, dolayısıyla işlenen günahın ve karşı gelmenin cezasının büyüklüğünü gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hizye' kelimesinin utanç, aşağılanma ve rezillik anlamına geldiğini belirtir. Bu durum, genellikle bir suç veya günahın sonucu olarak ortaya çıkan manevi bir alçalmadır. Ayetteki 'zâlike'l-hizyu'l-azîm' ifadesi, Allah'a ve Resulüne karşı gelmenin sadece dünyevi bir ceza değil, aynı zamanda ahiretteki ebedi azapla birlikte gelen büyük bir manevi utanç ve rezillik olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hizye' kelimesinin bir kimsenin yaptığı kötü bir fiil nedeniyle maruz kaldığı aşağılanma ve utanç durumu olduğunu açıklar. Ayetteki 'el-hizyu'l-azîm' ifadesi, Allah'a ve Resulüne karşı gelmenin, insanı hem dünyada hem de ahirette en büyük utanca ve rezilliğe düşüreceğini, bu durumun sadece fiziki bir azapla sınırlı kalmayıp manevi bir alçalmayı da beraberinde getireceğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hizye' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi emirlere karşı gelme, isyan etme veya peygamberleri yalanlama gibi büyük günahların bir sonucu olarak ortaya çıkan manevi bir aşağılanma ve utanç hali olduğunu ifade eder. Bu ayetteki 'büyük rezillik' ifadesi, Allah'a ve Resulüne karşı gelmenin, kişinin itibarını ve değerini tamamen yitirmesine yol açan en ağır sonuçlardan biri olduğunu vurgular.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Elem ya’lemû ennehu men yuhâdidi(A)llâhe verasûlehu feenne lehu nâra cehenneme hâliden fîhâ zâlike-lhizyu-l’azîm(u) Allah’a ve Resûlüne karşı gelen kimseye, içinde ebedî kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmediler mi? İşte bu, büyük bir rezilliktir. (9/63)