İstaġfir lehum ev lâ testaġfir lehum in testaġfir lehum seb'îne merraten felen yaġfira(A)llâhu lehum(c) żâlike bi-ennehum keferû bi(A)llâhi verasûlih(i)(k) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-lfâsikîn(e)
Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resulünü inkar etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez.
Onlar için Allah'dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.
Bu ayet, münafıklar için bağışlanma dilemenin faydasızlığını ve Allah'ın onları affetmeyeceğini vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, bağışlama dileme, inkar etme ve fasıklık üzerinden bu ilahi hükmün nedenlerini ve sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğafara' fiilinin asıl anlamının 'bir şeyi örterek korumak' olduğunu belirtir. 'İstiğfar' ise, günahların örtülmesini ve affedilmesini Allah'tan talep etmektir. Ayetteki 'İstağfir' emri, münafıklar için bu talebin yapılmasını ifade eder, ancak devamında bunun faydasızlığı vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'istiğfar'ı 'mağfiret dilemek' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Peygamber'in münafıklar için Allah'tan af dilemesi eylemini mecazi olarak değil, doğrudan bir talep olarak ele alır, ancak bu talebin ilahi irade karşısındaki sonuçsuzluğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'istiğfar' kavramının Kur'an'daki temel anlamının, Allah'ın günahları örtmesi ve bağışlaması olduğunu belirtir. Bu ayette, münafıklar için yapılan istiğfarın, onların küfürleri nedeniyle Allah katında kabul görmeyeceği, dolayısıyla bu kavramın ilahi adalet ve hükümle ilişkisini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yagfira' fiilinin 'günahları örtmek ve cezalandırmaktan vazgeçmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'felan yagfira' ifadesi, Allah'ın münafıkların günahlarını asla affetmeyeceği kesin hükmünü bildirir, bu da onların küfürlerinin ağırlığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ğafara' kelimesinin 'örtmek, gizlemek' kökünden geldiğini ve Allah için kullanıldığında 'günahları affetmek, bağışlamak' anlamını taşıdığını ifade eder. Ayetteki olumsuz kullanımı, Allah'ın münafıkların küfürlerini örtmeyeceği, aksine açığa çıkarıp cezalandıracağı anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mağfiret' kavramının Kur'an'da Allah'ın kullarına yönelik rahmet ve affediciliğini ifade ettiğini belirtir. Ancak bu ayette, münafıkların küfürleri nedeniyle bu mağfiretten mahrum kalacakları, dolayısıyla mağfiretin belirli şartlara bağlı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ün asıl anlamının 'bir şeyi örtmek' olduğunu ve 'nimetleri örtmek'ten 'Allah'ı inkar etmek' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'keferû' fiili, münafıkların Allah'ı ve Resulünü açıkça inkar etmelerini, yani hakikati örtmelerini ifade eder ve bu durum onların affedilmemesinin temel sebebidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr'ü 'inkar' olarak yorumlar. Ayetteki 'bi-ennahum keferû billahi ve rasûlihi' ifadesi, münafıkların Allah'a ve Resulüne karşı gösterdikleri inkarın, onların ilahi rahmetten uzaklaşmalarının doğrudan nedeni olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr'ün Kur'an'daki merkezi kavramlardan biri olduğunu ve 'iman'ın zıttı olarak 'hakikati reddetme, nankörlük etme' anlamını taşıdığını vurgular. Bu ayetteki 'keferû', münafıkların bilinçli ve kasıtlı bir şekilde Allah'ın ve Resulünün mesajını reddetmelerini ifade eder, bu da onların affedilmezliğini açıklar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fısk'ın asıl anlamının 'bir şeyin kabuğundan çıkması' olduğunu ve mecazi olarak 'Allah'ın emrinden çıkmak, doğru yoldan sapmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-fâsikîn' kelimesi, münafıkların Allah'ın sınırlarını aşan, isyankar ve günahkar davranışlarını tanımlar ve onların hidayete erdirilmemesinin nedenini açıklar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fısk'ı 'itaatten çıkmak, şeriatın sınırlarını aşmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'el-kavme'l-fâsikîn' ifadesi, bu topluluğun Allah'ın emirlerine uymayarak, inkar ve nankörlükle doğru yoldan saptığını ve bu nedenle ilahi hidayetten mahrum bırakıldığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fısk' kavramının Kur'an'da 'Allah'ın koyduğu sınırları aşma, isyan etme' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'fâsikîn', münafıkların sadece inkar etmekle kalmayıp, aynı zamanda Allah'ın hükümlerine karşı gelerek ahlaki ve dini bir sapma içinde olduklarını ve bu durumun onların hidayet bulmalarına engel teşkil ettiğini gösterir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İstaġfir lehum ev lâ testaġfir lehum in testaġfir lehum seb’îne merraten felen yaġfira(A)llâhu lehum zâlike bi-ennehum keferû bi(A)llâhi verasûlih(i) va(A)llâhu lâ yehdî-lkavme-lfâsikîn(e) Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez. (9/80)
Rivayet olunuyor ki, Abdullah b. Übeyy'in oğlu Abdullah çok ihlaslı bir müslüman idi, babasının hastalığında onun hakkında Resulullah'ın dua ve istiğfar etmesini niyaz etmişti. Peygamber Efendimiz de etmiş idi. Sonra bu âyet nazil oldu. Yedi, yetmiş ve yediyüz gibi sayılar mutlak olarak bir şeyin çok çok yapılması için kullanılır. Böyle olmakla beraber sayıların herbiri, esas itibariyle daha yukarısının hükmüne aykırı bir sınırı belirler. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunu dikkate alarak "Demek ki, Allah Teâlâ izin verdi ben de yetmişten daha fazla istiğfar ederim."(1) demiş ve bunu üzerine "Aynı şeydir, onlar için ister istiğfar et, ister istiğfar etme, Allah onları bağışlamayacaktır." (Münâfikûn, 63/6) âyeti nazil olmuştur.[86]
Hadisi şerifte buyruluyor ki: “Ey kızım Fatıma! Babam peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap eğer Allahtan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiç bir şey yapamam.[87]
Yol adabıda aynı şekildedir. Verilen görevleri kişi kendini kurtarabilir. Efendi Babam’ın sohbetlerinden defalarca dinlemişimdir, biz kimse için bir şey yapamayız… Ancak kişinin vazifelerini layıkıkla yerine getirmesi lazımdır.
Uluhiyet mertebeside her mertebenin hakkını vermektedir. Her ne kadar risalet mertebesi şefkatlide olsa!