Yahlifûne lekum literdav ‘anhum(s) fe-in terdav ‘anhum fe-inna(A)llâhe lâ yerdâ ‘ani-lkavmi-lfâsikîn(e)
Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz.
Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Eğer siz onlardan razı olursanız, şunu bilin ki Allah, o fasıklar güruhundan kesinlikle razı olmaz.
Bu ayet, münafıkların yemin ederek müminlerin rızasını kazanma çabasını ve Allah'ın fasıklardan razı olmayacağını vurgular. Temel kavramlar, yemin etme, rıza gösterme ve yoldan çıkmışlık hallerini dilbilimsel ve semantik açıdan ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-l-f kökü, bir şeyi teyit etmek, güçlendirmek veya bir iddiayı desteklemek için Allah'ın adını anarak yapılan yemini ifade eder. Ayetteki 'yahlifûne' kelimesi, münafıkların samimiyetsiz bir şekilde, dışarıdan rıza kazanmak için yemin etmelerini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): H-l-f fiili, Arapçada 'yemin etmek' anlamına gelir. Burada, münafıkların müminleri kandırmak ve kendilerinden razı olmalarını sağlamak için kullandıkları bir araç olarak yemin etme eylemini mecazi olarak değil, doğrudan anlamıyla ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): R-d-w kökü, bir şeyden memnun olmak, hoşnut kalmak ve onu kabul etmek anlamına gelir. Ayetteki 'litarḍav' ifadesi, münafıkların yeminlerinin amacının, müminlerin kendilerine karşı olumlu bir tutum sergilemelerini sağlamak olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rıza kavramı, Kur'an'da hem Allah'ın kullarından hoşnut olması hem de kulların Allah'tan hoşnut olması şeklinde iki yönlü bir anlam taşır. Bu ayette ise, müminlerin münafıklara karşı duyacakları 'rızayı' ifade ederek, bu rızanın yüzeysel ve aldatıcı bir zemine oturduğunu ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rıza, bir şeyi beğenme, kabul etme ve ona karşı olumlu bir duygu besleme halidir. Ayetteki kullanımı, münafıkların yeminlerle elde etmeye çalıştıkları bu rızanın, gerçek bir iman ve samimiyetten yoksun olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): R-d-w kökünden türeyen 'tarḍav' fiili, şart edatıyla birlikte kullanıldığında, bir eylemin gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak sonucu ifade eder. Burada, müminlerin münafıklardan razı olmaları durumunda bile, Allah'ın fasıklardan razı olmayacağı gerçeğini ortaya koyar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rıza, kalbin bir şeye meyletmesi ve onu kabul etmesidir. Ayetteki 'tarḍav' ifadesi, müminlerin münafıkların yeminlerine kanarak onlardan razı olsalar dahi, bu rızanın Allah katında bir değeri olmadığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Allah'ın rızası, O'nun bir kulun amellerini ve halini beğenmesi, onu mükafatlandırması ve ona rahmet etmesidir. Ayetteki 'lâ yarḍâ' ifadesi, Allah'ın fasıkların amellerinden ve hallerinden hoşnut olmadığını, dolayısıyla onları cezalandıracağını ve onlara rahmet etmeyeceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Allah'ın rızası, Kur'an'daki en önemli kavramlardan biridir ve ilahi onayı, kabulü ve lütfu ifade eder. Bu ayette, Allah'ın fasıklara rıza göstermemesi, onların ilahi lütuftan mahrum kalacaklarını ve ilahi gazaba uğrayacaklarını semantik olarak vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): K-v-m kökünden türeyen 'kavm', genellikle belirli bir amaç, inanç veya özellik etrafında toplanmış insan topluluğunu ifade eder. Bu ayette 'el-kavmi' kelimesi, 'el-fâsikîn' sıfatıyla birlikte kullanılarak, yoldan çıkmış, günahkar insan topluluğunu işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kavm, bir araya gelmiş, birbiriyle ilişkili olan insan grubudur. Ayetteki 'el-kavmi' ifadesi, münafıkların oluşturduğu, Allah'ın rızasını kazanamayacak olan belirli bir topluluğu tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): F-s-k kökü, bir şeyin sınırından çıkmak, yoldan sapmak anlamına gelir. 'Fâsık', Allah'ın emrinden çıkan, itaatsizlik eden ve günah işleyen kişidir. Ayetteki 'el-fâsikîn' kelimesi, münafıkların bu niteliğini vurgulayarak, onların Allah katında rızaya layık olmadıklarını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Fısk kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'a karşı isyanı, O'nun emirlerine uymamayı ve doğru yoldan sapmayı ifade eder. 'Fâsıkîn', bu sapkınlığı sürekli hale getirmiş, imandan çıkmış veya imanını zayıflatmış kimselerdir. Ayetteki kullanımı, bu kişilerin Allah'ın rızasını asla kazanamayacaklarını açıkça ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): F-s-k, hurmanın kabuğundan çıkması gibi, bir şeyin özünden veya doğru yolundan ayrılmasıdır. 'Fâsıkîn', iman dairesinden veya Allah'ın çizdiği sınırlardan çıkan kimselerdir. Bu ayette, münafıkların bu vasfı, Allah'ın onlara rıza göstermemesinin temel nedeni olarak sunulur.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yahlifûne lekum literdav anhum fe-in terdav anhum fe-inna(A)llâhe lâ yerdâ ani-lkavmi-lfâsikîn(e) Kendilerinden razı olasınız diye, size yemin edeceklerdir. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fasıklar topluluğundan asla razı olmaz. (9/96)