İllâ-btiġâe vechi rabbihi-l-a'lâ
(19-20) O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).
O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir.
Bu ayet, yapılan iyiliğin temel motivasyonunu, yani Allah'ın rızasını arayışı vurgulamaktadır. Kelimelerin kök anlamları, bu arayışın derinliğini ve yüceliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'bağa' fiilinin 'bir şeyi aramak, talep etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ibtigâe' masdarı, kişinin yaptığı amelde karşılık beklemeksizin yalnızca Allah'ın rızasını hedeflemesini, O'nun hoşnutluğunu elde etme çabasını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'bağa' kökünün 'bir şeyi istemek, aramak' manasına geldiğini ve 'ibtigâ'nın ise bu arayışın yoğunluğunu ve sürekliliğini gösterdiğini ifade eder. Ayetteki kullanımı, müminin tüm çabasını Allah'ın rızasına yöneltmesini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ibtigâ' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın rızasını, fazlını veya cenneti arama bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'ibtigâe vechi Rabbihi', kişinin eylemlerinin nihai amacının dünyevi bir karşılık değil, ilahi hoşnutluk olduğunu açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'vecih' kelimesinin Kur'an'da mecazi anlamda 'zat, kendisi' veya 'rızası, hoşnutluğu' manasında kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'vecih Rabbihi', 'Rabbinin rızası' veya 'Rabbinin zatı için' anlamında olup, yapılan iyiliğin sadece Allah için olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vecih' kelimesinin bir şeyin en şerefli ve en belirgin kısmı olduğunu, Allah'a nispet edildiğinde ise O'nun zatını, varlığını ve rızasını ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'vecih Rabbihi', amelin yalnızca Allah'ın hoşnutluğunu kazanma gayesiyle yapıldığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vecih'in bir şeyin özü ve hakikati anlamına geldiğini, Allah'a izafe edildiğinde ise O'nun zatını ve rızasını kastettiğini belirtir. Ayetteki 'ibtigâe vechi Rabbihi', amelin sadece Allah'ın rızasını hedeflediğini, başka hiçbir karşılık beklenmediğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Rab' kelimesinin 'sahip, efendi, terbiye eden' anlamlarına geldiğini ve Allah için kullanıldığında O'nun yaratıcılık, rızık vericilik ve tüm işleri idare edicilik vasıflarını kapsadığını belirtir. Ayetteki 'Rabbihi', amelin yüce ve mutlak otorite sahibi olan Allah için yapıldığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen 'terbiye etmek, bir şeyi kemale erdirmek' manasına geldiğini ve Allah için kullanıldığında O'nun tüm varlıkları yaratan, besleyen, terbiye eden ve idare eden olduğunu ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'Rabbihi', müminin tüm varlığını borçlu olduğu, kendisine nimet veren Yaratıcı'ya yönelişini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Rab' kavramının Kur'an'da Allah'ın rubûbiyet sıfatını, yani yaratma, rızık verme, yönetme ve terbiye etme gibi fiillerini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbihi', yapılan iyiliğin, tüm bu sıfatların sahibi olan Allah'ın rızasını kazanma amacı taşıdığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'a'lâ' kelimesinin 'yüksek, yüce' anlamına geldiğini ve Allah'a nispet edildiğinde O'nun mutlak üstünlüğünü ve her şeyin fevkinde olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbihi'l-A'lâ', müminin yöneldiği Rabbinin eşsiz ve benzersiz yüceliğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'uluvv' kökünün 'yükseklik, üstünlük' manasına geldiğini ve 'a'lâ'nın ise ism-i tafdil olarak 'en yüce, en üstün' anlamına geldiğini açıklar. Allah'a nispet edildiğinde O'nun zat ve sıfatlarında mutlak kemalini ve her şeyden münezzeh oluşunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, amelin sadece en yüce varlık olan Allah için yapıldığını pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'a'lâ' kelimesinin Allah'ın sıfatı olarak kullanıldığında, O'nun her türlü noksanlıktan münezzeh, şan ve şerefte en yüksek mertebede olduğunu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'el-A'lâ', yapılan iyiliğin karşılığının ancak bu yüce Rabden beklenebileceğini, başka hiçbir varlığın bu mertebede olmadığını gösterir.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bütün bunlardan maksat Rabb’ın’dan nefsi ve mali yönde talebte bulunmak değil sadece ona olan sevgisi yüzünden vechini talab etmektedir.
وَلَسَوْفَ يَرْضَىٰ
(Ve le sevfe yerdâ.)