Velleyli iżâ secâ
Karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki,
Ve sakinleştiği zaman geceye ki,
Duhâ Suresi'nin 2. ayeti, 'gece' ve 'sükunet' kavramları üzerinden bir yemin ifadesi içermektedir. Ayet, gecenin büründüğü sükunetin ve dinginliğin önemine vurgu yaparak, bu durumun yaratılışındaki hikmete işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'leyl' kelimesini 'güneşin batışından şafağın doğuşuna kadar olan zaman dilimi' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, gecenin büründüğü karanlık ve dinginlik haliyle yemin edilerek, bu zaman diliminin özel bir anlam taşıdığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'leyl' kelimesinin Kur'an'da bazen 'karanlık' anlamında da kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise 'gece'nin kendisi, yani karanlığı ve sükunetiyle birlikte bir varlık olarak yemin konusu yapılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'leyl' kavramının Kur'an'da genellikle 'huzur, sükunet, dinlenme' gibi anlamlarla ilişkilendirildiğini ifade eder. Bu ayetteki 'geceye and olsun ki' ifadesi, gecenin bu dinlendirici ve sakinleştirici yönüne dikkat çekmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'secâ' fiilini 'örtmek, sakinleşmek, durulmak' olarak açıklar. Ayetteki 'izâ secâ' ifadesi, gecenin karanlığıyla her şeyi örtüp, hareketliliğin durulduğu ve sükunetin hakim olduğu anı tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'secâ' kelimesinin 'bir şeyin üzerini örtmek, sakinleşmek, dalgalanmanın durulması' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayette, gecenin karanlığıyla yeryüzünü örtmesi ve tüm hareketliliğin durulması, yani sükunete ermesi kastedilmektedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'secâ' fiilinin 'denizin dalgalarının durulması, gözün sakinleşmesi' gibi kullanımlarını örnek vererek, ayetteki 'gecenin sükunete ermesi' ifadesinin, gecenin dingin ve huzurlu halini vurguladığını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'secâ' fiilinin Kur'an'da genellikle 'örtmek, sakinleşmek, dinginleşmek' anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Duhâ Suresi'ndeki bu kullanım, gecenin karanlığıyla her şeyi kuşatıp, hareketliliğin durulduğu ve huzurun hakim olduğu anı betimler.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
Gece fenâfillah yâni Îseviyyet mertebesi, gündüz ise bâkâbillah yâni Muhammediyyet mertebesidir. Cenâb-ı Hakk “habîblik ve rûh’ul-Kuds mertebelerine yemin olsun ki“ demektedir.
Ayrıca gene yukarıda, ŞEMS Sûresi’nde de belirtildiği gibi.
Yaşanan zamanda, seyrinde değişken, ancak vaktinde sabit olan bir tecelli ve hakikat vardır, bu ise bünyesinde hem gündüzü hem de geceyi birleştirir, yani gece ile gündüzün birleştiği gezegen çizgi noktadır ve hep aynı şekilde dönen dünya üstünde hep aynı halde bulunur ve gece ile gündüzün birleştiği noktadır ve hep yer değiştirmektedir. İşte devamlı geçen-gezen nokta bulundu-ğu yerden geçtikten sonra durağan olan o nokta batı da o andan itibaren durağan olan noktada akşam ve daha sonra da gece oluşumları başlıyor daha sonra da tamamen geceye girilmiş olmaktadır. İşte böylece gezegen olan gece ve gündüzün bitişik olduğu o nokta yanlara doğru uzayınca çizgi, yoluna devam ettikçe veya dünya döndükçe yerini yeni yerlere bırakarak hiç durmadan yoluna devam etmektedir.
Doğuya geldiğinde dönüş devam ederken arkasında kalan olguya eşyayı aydınlattığı ve ortalık görünür hale geldiği için gündüz, akşama doğru güneş batmaya doğru gittiğinde arkada kalan hâle de bu defa gece denmektedir. Eğer dünyanın dönmesini sadece aklımızda bir müddet durdurmuş olsak göreceğimiz manzara o nokta-çizginin belirlendiği, gece ile gündüzün tam ortasının hep aynı yerde durduğunu fikren düşüncede görmüş oluruz.
İşte o nokta-çizgi gece ve gündüzün kaynaklandığı sıfır nokta hiçbir hükmün geçerli olmadığı ortak halleridir. Üzerinde gündüz hali yoktur ki, gündüz hükümleri geçerli olsun. Gece hükmü daha henüz oluşmamıştır ki, gece hükümlerine tabi olsun.
İşte bu yüzden de bu noktaların oluştuğu sahalarda ibadet yapılması “mekruh” sayılmıştır çünkü o süre ne gece ne gündüzdür. Ancak o noktadan sonra doğu tarafında olan hale gündüz, daha sonra dönüşüm itibari ile batıda oluşan halede gece denmektedir. (Vel leyli izâ yagşâhâ.) İşte bu şekilde gezegenlerin dönerek oluşturduğu “leyl” gecenin, gündüzü “gaşy” kapladığı-sardığı ân’a bu muhteşem oluşumdan dolayı yemin edilmiştir.
Ayrıca bir bakıma geceden kasıt İlmi İlâhiyyede bâtında kalan esmâ-i İlâhiyeyenin zuhura çıkmamış bâtın halleridir. Bunlar bütün varlığı içten sarmış “gaşy” etmişler ve eşyanın hakikatleridirler. Yeminin biride bunlaradır.
Bütün bunları kendi vücût mülkünde idrak eden sâlik-i, esmâ-i İlâhiyyenin “fenâfillâh” mertebesinden “gaşy” kaplaması-sarmasıdır.
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَىٰ
(Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ.)
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Gece fenâfillah yâni Îseviyyet mertebesi, gündüz ise bâkâbillah yâni Muhammediyyet mertebesidir. Cenâb-ı Hakk “habîblik ve rûh’ul-Kuds mertebelerine yemin olsun ki“ demektedir.
İkinci yorum Ayrıca gene, ŞEMS (91) Sûresi’nde de belirtildiği gibi.
Yaşanan zamanda, seyrinde değişken, ancak vaktinde sabit olan bir tecelli ve hakikat vardır, bu ise bünyesinde hem gündüzü hem de geceyi birleştirir, yani gece ile gündüzün birleştiği gezegenin çizgi noktasıdır ve hep aynı şekilde dönen, dünya üstünde hep aynı halde bulunur ve gece ile gündüzün birleştiği noktadır ve hep yer değiştir-mektedir. İşte devamlı geçen-gezen nokta bulunduğu yerden geçtikten sonra durağan olan o nokta, batı da, o andan itibaren durağan olan noktada, akşam ve daha sonra da, gece oluşumları başlamaktadır, daha sonra da tamamen geceye girilmiş olmaktadır. İşte böylece gezegen olan, gece ve gündüzün bitişik olduğu o nokta, yanlara doğru uzayınca çizgi, yoluna devam ettikçe veya dünya döndükçe, yerini yeni yerlere bırakarak, hiç durmadan yoluna devam etmektedir.
Doğuya geldiğinde dönüş devam ederken, arkasında kalan olguya eşyayı aydınlattığı ve ortalık görünür hale geldiği için gündüz, akşama doğru güneş batmaya doğru gittiğinde arkada kalan hâle de bu defa gece denmektedir. Eğer dünyanın dönmesini sadece aklımızda bir müddet
durdurmuş olsak göreceğimiz manzara o nokta-çizginin belirlendiği, gece ile gündüzün tam ortasının hep aynı yerde durduğunu fikren düşüncede görmüş oluruz.
İşte o nokta-çizgi gece ve gündüzün kaynaklandığı sıfır nokta hiçbir hükmün geçerli olmadığı ortak halleridir. Üzerinde gündüz hali yoktur ki, gündüz hükümleri geçerli olsun. Gece hükmü daha henüz oluşmamıştır ki, gece hükümlerine tabi olsun.
İşte bu yüzden de bu noktaların oluştuğu sahalarda ibadet yapılması “mekruh” sayılmıştır çünkü o süre ne gece ne gündüzdür. Ancak o noktadan sonra doğu tarafında olan hale gündüz, daha sonra dönüşüm itibari ile batıda oluşan halede gece denmektedir. (Vel leyli izâ yagşâhâ.) (91/4) İşte bu şekilde gezegenlerin dönerek oluşturduğu “leyl” gecenin, gündüzü “gaşy” kapladığı-sardığı ân’a bu muhteşem oluşumdan dolayı yemin edilmiştir.
Ayrıca bir bakıma geceden kasıt İlmi İlâhiyyede bâtında kalan esmâ-i İlâhiyeyenin zuhura çıkmamış bâtın halleridir. Bunlar bütün varlığı içten sarmış “gaşy” etmiş-ler ve eşyanın hakikatleridirler. Yeminin biride bunlaradır.
Bütün bunları kendi vücût mülkünde idrak eden sâlik-i, esmâ-i İlâhiyyenin “fenâfillâh” mertebesinden “gaşy” kaplaması-sarmasıdır.
Ve geceye sukûnet bastığı zamana yemin olsun ki. Yâni gündüzün aydınlığına gecenin karanlığına. Başka ifâde ile, Gündüzün aydınlığı Hakîkati Muhammediye Bakabillah, gecenin koyu karanlığı fenafillah, yâni İseviyet mertebesi. Muhammediyet ve İseviyet mertebesine. Yâni Habîblik ve Ruhûl Kudus’lük mertebelerine yemin olsun ki deniyor. İseviyet mertebesi Ruhul Kudus. Muhammediyet Mertebesi gündüz. Mahbub habîblik mertebesi. Muhabbet mertebesidir. Bu mertebelere yemin olsun ki: Deniyor.