el-Mukaddim
el-Mukaddim (Öne alan). Mukaddim, dilediğini öne alan, kulları mertebede yükselten, sırayı hikmetle koyan isimdir. Mesnevî sözlüğü onu kısa tanımıyla verir; Terzibaba ise Necdet Divanı'nın dörtlüğüyle açar — öne geçmek kulun hesabıyla değil, O'nun takdiriyledir. İsim her yerde eşi Muahhir'le birlikt
el-Mukaddim — Dilediğini Öne Alan, Önde Bulunduran
Mânâ. el-Mukaddim, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup "dilediği şeyi öne alan, önde bulunduran" demektir. Bu isim, Allah'ın varlıkları ve olayları dilediği sıra ve düzene göre var ettiğini, kimini kiminden önce kıldığını ifade eder. Genellikle zıddı olan ve "geriye bırakan, erteleyen" anlamına gelen "el-Muahhir" ismiyle birlikte anılır. Bu iki isim, Allah'ın hem maddî hem de mânevî âlemdeki mutlak tasarrufunu, her şeyi bir sebep-sonuç ve öncelik-sonralık ilişkisi içinde yönettiğini gösterir. Ebû İshak ez-Zeccâc, ismi "kendi irade ve tercihine göre hükmen veya fiilen öne geçirilmesi gereken şeyi öne geçiren" şeklinde tanımlayarak hem fiilî hem de statüye dair önceliğe işaret etmiştir.
Etimoloji. İsim, Arapça ق-د-م (k-d-m) kökünden gelir. Sözlükte "öne geçmek, önde bulunmak" anlamındaki kadm (veya kudûm) mastarının "tef‘îl" kalıbından türeyen mukaddim, "öne geçiren, öne alan" mânâsında bir ism-i fâildir.
Kur'an-ı Kerîm'de el-Mukaddim. el-Mukaddim ismi, Kur'an-ı Kerîm'de Allah'a doğrudan bir isim (esmâ-i hüsnâ) olarak nispet edilmez. Ancak Tirmizî gibi hadis kaynaklarında rivayet edilen 99 isim listesinde, zıddı olan "el-Muahhir" ile birlikte yer alır. Kur'an'da ismin kökünü oluşturan fiiller Allah'a izâfe edilmiştir:
- Furkan sûresinde (25/23), Allah'ın, inkârcıların amellerini "öne alıp" (kadimnâ) boşa çıkaracağı, onları havada uçuşan zerreler haline getireceği belirtilir.
- Kāf sûresinde (50/28), Cenâb-ı Hakk'ın cehennemliklere hitaben, "Size daha önce uyarı göndermiştim (kaddemtü)" buyurarak tehdidini önceden bildirdiğini ifade eder.
- Müddessir sûresinde (74/37) ise insanların "öne geçme" (iyilik yapma) veya "geride kalma" (kötülük yapma) fiillerinin Allah'ın dilemesine bağlı olduğu belirtilerek, bu eylemlerin nihai failinin Allah olduğuna dolaylı bir işaret bulunur.
Anlamca yakın isimler. el-Mukaddim, genellikle zıddı olan el-Muahhir ile birlikte anılır. Bu ikili yapı, Allah'ın fiilî sıfatları arasında denge ve karşıtlık yoluyla tecelli eden diğer isim gruplarıyla benzerlik gösterir: el-Hâfıd-er-Râfi‘ (alçaltan-yükselten), el-Kābıd-el-Bâsıt (daraltan-genişleten), el-Muiz-el-Müzil (aziz kılan-zelil eden), ed-Dâr-en-Nâfi‘ (zarar veren-fayda veren) ve el-Muhyî-el-Mümît (hayat veren-öldüren).
İtikadî çerçeve ve kula yansıması. el-Mukaddim ve el-Muahhir isimleri, Allah'ın kâinattaki mutlak hükümranlığını ve her şeyi bir nizam ve hikmete göre düzenlediğini gösterir. Bu düzenleme hem yaratılıştaki maddî sıralamayı (zaman, mekân, sebep-sonuç) hem de mânevî mertebeleri (peygamberlerin, meleklerin, âlimlerin dereceleri) kapsar. Gazzâlî, bu ismi tasavvufî bir bakışla "kendisine yaklaştıran" (takdim) ve "kendisinden uzaklaştıran" (tehir) şeklinde yorumlar; Allah'a yakınlığın yalnızca ilim ve amelle değil, O'nun lütfu ve takdiriyle olduğunu vurgular.
Bu ismi idrak eden bir mü'min, hayattaki her şeyin ilâhî bir takdir ve sıralama ile gerçekleştiğini bilir. Başarı, mevki veya servet gibi öne geçtiği durumlarda bunun Allah'ın bir takdimi olduğunu anlar ve şımarmaz. Gecikme, başarısızlık veya geride kalma durumlarında ise bunun O'nun tehir etmesi olduğunu bilerek isyan etmez, sabreder. Ancak bu teslimiyet, kulun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Zira Allah, bu düzeni yine kendi koyduğu ilke ve kurallar çerçevesinde işletir; kulun iradesi, çabası ve duası bu sistemin önemli bir parçasıdır. Hz. Peygamber'in duasında, "Öne geçiren de geride bırakan da sensin" (ente'l-mukaddim ve ente'l-muahhir) demesi, bu hakikate tam bir teslimiyetin en güzel örneğidir.
Kaynaklar: TDV İslâm Ansiklopedisi — "Mukaddim" maddesi