Yûnus Emre
Yûnus Emre (yaklaşık 1240-1320), Anadolu'nun büyük sûfî şâiri; Türkçe ilâhî geleneğinin pîri ve Mevlânâ ile birlikte Anadolu tasavvufunun iki büyük lisânından biri. Sakarya havzasında doğduğu, Taptuk Emre'nin halîfesi olduğu, halk dilinde kaleme aldığı Dîvânı ve Risâletü'n-Nushiyye'siyle tasavvuf irfânını Türkçeleştirdiği bilinir. Onun şiirlerinde Ekberî vahdet-i vücûd öğretisi, halkın anlayacağı sâde bir dille, benden içeri olan Benin dilinden konuşturulmuştur. Terzibaba sohbetlerinde Yûnus Emre'nin beyitlerini sıkça tatbîk eder; özellikle Şol cennetin ırmakları akar Allah deyu deyu, Bir ben vardır bende benden içeri, Süleymân'a yol gösteren şol bir karınca imiş gibi mısralar onun derslerinin canlı zeminini oluşturur. Yûnus Emre, insân-ı kâmilin halk diliyle konuştuğu bir dervîşin ebedî numûnesidir.
Hayâtı ve Yeri
Yûnus Emre'nin hayâtına dair kesin bilgiler azdır; menâkıbnâmelerde anlatılan kıssalar tarihî verilerle dâimâ örtüşmez. Yaygın rivâyet, onun Sakarya havâlisinde (bugünkü Eskişehir-Sivrihisar dolaylarında) yaşadığı, Taptuk Emre'nin tekkesinde otuz yıl odun taşıyıp irâdesini terbiye ettiği, Anadolu Selçuklu'nun çöküş ve Beylikler döneminin başlangıcına denk gelen sıkıntılı bir devirde halka mâneviyat aşıladığıdır. Yûnus, sıradan halkı muhâtap alan ilk büyük Anadolu sûfîlerindendir; eserlerini Farsça veya Arapça değil, halkın anlayacağı Türkçe ile yazması, onu Türkçenin Mevlânâsı yapmıştır.
Terzibaba'nın Sohbet Arası Sohbetler CD 10'da naklettiği meşhur kıssa, Yûnus'un Taptuk Emre tekkesindeki tecrübesinin özünü verir:
"Bir sabah vakti dergâha ulaşıyor, geriye Taptuk Emre dergâhına dönüyor, fakat o aralarda Taptuk Emre'nin gözleri kapanmış vaziyette zâhiren dışarıdaki eşyâyı görememekte, hanımı kendisine yard..." (Sohbet Arası Sohbetler CD 10, Terzibaba)
Kıssa şudur: Yûnus, tekkeden bir süre ayrıldıktan sonra geri döndüğünde Taptuk Emre'nin gözleri görmez hâle gelmiştir; lâkin Yûnus geldiğinde — daha o henüz bir şey demeden — Yûnus geldi, kalk der hanımına. Bu, mürşid-mürîd münâsebetinin bâtınî derinliğine işâret eden bir anlatımdır. Gözler bedensel olarak görmese de, kalp bâtınen tanır; gerçek tanıma fizikî değil mânevîdir.
Terzibaba'nın Yaklaşımı (KALBİ)
"Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri" — Vahdet-i Vücûdun Türkçesi
Yûnus Emre'nin en meşhur mısralarından biri Sohbet Arası Sohbetler 25'te Terzibaba tarafından şöyle açıklanır:
"İşte o benden içeri olan ben, bizden içeri olan o biz, varlıkların her bir latîf aynından, daha henüz şehâdet âleminden madde âlemine gelmeden beşer olarak diğer varlıklar olarak görüntüye gelmeden, latîf olan..." (Sohbet Arası Sohbetler 25, Terzibaba)
Yûnus'un Bir ben vardır bende benden içeri mısraı, vahdet-i vücûd öğretisinin Türkçedeki en veciz ifâdesidir. Zâhirî ben, bedenle sınırlı, geçici, mahdûd benliktir. Bâtınî ben, Hakîkat-i Muhammediyyeden taayyün eden ezelî sırdır; bu içerideki Ben, sâlikin asıl benliğidir, ve aslında o Ben Hakk'ın tezâhürüdür. Terzibaba bu mısrayı şehâdet âlemine inmeden önceki latîf hakîkat olarak açar: insan beden olarak görünmeden önce, esmâ ve sıfâta mazhar latîf bir hakîkat olarak Hakk'ın ilmindedir. Bu latîf hakîkat, bedensel benliğe sıkıştırılmış olarak yaşar, lâkin sâlikin sülûku, içerideki Beni fark etmektir.
"Süleymân'a Yol Gösteren Şol Bir Karınca İmiş" — Tevâzunun Hikmeti
İnci Tezgâhı (1) derlemesinde Yûnus Emre'nin bir başka veciz mısraı yer alır:
"Süleymân'a yol gösteren şol bir karınca imiş. (Yûnus Emre)" (İnci Tezgâhı 1, Terzibaba)
Bu mısranın tasavvufî mânâsı derindir. Süleymân (a.s.), bütün yeryüzüne hâkim, cinlerle insanlarla ve hayvanlarla konuşabilen bir peygamber-padişahtır. Onun yol bilmediği nasıl tasavvur edilebilir? Tasavvufî yorumda Süleymân, insânın aklını ve saltanatını temsîl eder; karınca ise tevâzu ve acziyeti temsîl eder. Akıl ve saltanat, bütün gücüne rağmen, acziyetin kapısından geçmeden hakîkate ulaşamaz. En küçük varlık olan karınca, Süleymân'a yolu gösterir; bu, Hakk'ın en aciz olanın eliyle en güçlüye yol gösterdiği hikmetidir. Terzibaba bu mısrayı sülûk müridine bir îkâz olarak kullanır: kibirli olan yol bulamaz; alçakgönüllü olanın ayağına yol kendiliğinden gelir.
"Bu Dervişlik Yoluna Aşk İle Gelsin" — Sülûkun Tek Şartı
Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye eserinde Terzibaba Yûnus Emre'nin bir başka şiirini tahlîl eder:
"Bu dervişlik yoluna aşk ile gelsin şiirinde: Arzusu, kâbiliyeti, irâdesi, azmi olmayanın bu sert eğitim yoluna girmemesi gerektiğini anlatıyor. Bu yolda başkalarının hatâlarını görmeden kendi hatâlar..." (Her Şey Merkezinde mi?, Terzibaba)
Dervişlik yolunun temel şartı aşktır. Mücerred bir merak, geçici bir heves, sosyal bir ilgi ile bu yola girilmez. Aşk olmadan yol meşakkatleri çekilemez; aşk olmadan başkalarının değil kendi hatâlarına yönelinmez; aşk olmadan sülûkun sert eğitimi çekilemez. Terzibaba sıkça vurgular: tarîkat hevesle başlanır, lâkin aşk ile yürünür. Yûnus Emre, dervîşlik yolunun bu temel şartını halkın anlayacağı bir mısrada özetlemiştir.
Doğdular, Yaşadılar — Yûnus Emre Çizgisi
Terzibaba Doğdular, Yaşadılar — Hikâyesi eserinde bir formülasyon kullanır: doğdular, yaşadılar, öldüler. Bu çerçeve içinde Yûnus Emre'nin bir mısraı aktarılır:
"Hz. ehadiyet'den Hz. Şehâdet âlemine zuhûr etti, zâhiren diri, bâtınen ölü hükmündedir. Yaşadılar: Cenâb-ı Hakk'ın sıfatlarının ve esmâ-i İlâhiyye'nin, rubûbiyyet terbiye mertebesi olduğunu anlayarak yaşadı. Öldürdül..." (Doğdular, Yaşadılar — Hikâyesi, Terzibaba)
Yûnus Emre çizgisinde sâlikin hayâtı üç merhaledir. Doğmak: Hz. ehadiyetin ilminden şehâdet âlemine zuhûr etmek; lâkin bu doğuş henüz bâtınen ölülük hâlindedir, çünkü kişi kendi hakîkatinin farkında değildir. Yaşamak: Hakk'ın sıfatlarını ve esmâsını rubûbiyet terbiyesinde tanımak; sülûkun esmâ mertebesini geçmektir. Ölmek: nefsini kable'l-mevti mût (ölmeden önce öl) hadîs-i şerîfindeki gibi öldürmek; gerçek hayâta uyanmak için sözde hayâttan vazgeçmek. Yûnus'un şiirleri bu üç merhalenin lirik anlatımıdır.
Yûnus Adının Mânâsı: Anlam Bakımından Yûnus
Gülşen-i Râz ve Şerhi'nin birinci cildinde Terzibaba ismin mânâsına dair çok mühim bir incelik kaydeder:
"Yûnus'um ama isim örtüsüyle örtündüm demektir. Yoksa bir et ve kemikten bir varlık var da rûh ile örtüldü ve ona Yûnus denildi demek değildir. Mânâ bakımından bakıldığı..." (Gülşen-i Râz ve Şerhi, Cilt 1, Terzibaba)
Yûnus Emre'nin kendi adını şiirde mahlas olarak kullanması, klasik bir tasavvuf inceliği taşır. Yûnus bedeni, eti ve kemiği değildir; Yûnus, mânânın isim örtüsüyle örtünmesidir. Yâni Yûnus dediğimiz şey, aslında Hakk'ın bir tezâhürünün Yûnus ismini aldığı hâldir; gerçek varlık altta, mânâda; ismin örtüsü ise üstte, sûrettedir. Sûret kalkar, mânâ kalır. Bu okuma, vahdet-i vücûd öğretisinin bütün şahıslara uygulanışıdır: her birimiz isim örtüleriyiz; altta bir mânâ, bir hakîkat vardır.
"Ne Olursan Ol Yine Gel" — Hakk'a Çağrının Genişliği
Yûnus Emre'nin (kimi rivâyetlerde Mevlânâ'ya da atfedilen) meşhur çağrısı Yine gel, yine gel, ne olursan ol yine gel — Hakk'ın rahmet kapısının genişliğini anlatır. Terzibaba sohbetlerinde bu rûhu, Yûnus geleneğinin temel mesajı olarak takdîm eder. Müşrik, kâfir, günahkâr — hepsi yine gel çağrısının muhâtâbıdır; çünkü Hakk'ın rahmeti gazabını aşmıştır. Bu rûh, Anadolu tasavvufunun ayırt edici niteliğidir: yargılayıcı değil, kucaklayıcı; ayıran değil, birleştiren.
Yûnus'un Halk Dili: Klâsik Lisânın Sâdeliği
Yûnus Emre'nin tasavvufî öğretiyi halkın anlayacağı saf Türkçe ile dile getirmesi, onun en büyük katkısıdır. Cennet cennet dedikleri / Bir ev ile birkaç hûri / İsteyene Sen ver anı / Bana Seni gerek Seni — bu mısralar, en derin tasavvuf hakîkatini (vuslat'ın cennet nimetlerinin bile üstünde olduğu) halkın anlayacağı dille söyler. Terzibaba sohbetlerinin de aynı niteliği taşıdığı düşünüldüğünde, Yûnus'un onun üstâdı olarak konumlandırılması rastgele değildir.
Bi'smi Has, Selâm — Yûnus İzinden
Bi'smi Has, Selâm (13) eserinde Yûnus üslûbuyla soru-cevap diyalogu sunulur:
"Bu beden kutrundan nasıl kurtulacağız? mânâsı taşımaktadır. Cevâbı ise Rahmân sûresinde illâ bi sultân hitâbıyla gelmektedir. Sultân yâni güç olarak ise en kuvvetli güç ilim gücüdür yâni mâ'rifetu..." (Bi'smi Has, Selâm 13, Terzibaba)
Beden kutrundan (beden zindanından) çıkış, Yûnus Emre şiirlerinin temel sorusudur. Bu dervişlik yoluna gelen ne için gelir? Bedeninin esâretinden kurtulup ruhun hürriyetine kavuşmak için. Rahmân sûresi 33. âyetinde Yâ ma'şere'l-cinni ve'l-insi inisteta'tum en tenfüzû min aktâri's-semâvâti ve'l-ard fenfüzû lâ tenfüzûne illâ bi-sultân (Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin kutuplarından geçebilirseniz geçin; ancak sultân — bir güç — ile geçebilirsiniz). Bu sultan, ilim ve mârifet sultanıdır. Yûnus'un İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir mısraı tam bu hakîkati özetler: gerçek ilim, kendi nefsini bilmek; kendi nefsini bilen Rabbini bilir; Rabbini bilen beden zindanından çıkar.
Esrârın Sırrı: Halk Arasında Olup Kimseye Açmamak
Terzibaba Sohbet Arası Sohbetler 24'te insan ilişkilerinin değerlendirilmesinde Yûnus diyalektiğini tatbîk eder:
"Bu taraflı bir yargılama olur, çünkü bizde de vardır suç mutlaka. Eğer bir yerde bir hadise varsa, o hâdisenin karşı tarafından, iki üç beş neyse hâdiseye müdâhil olan varlıklar, hepsinde mutlaka bir eksi..." (Sohbet Arası Sohbetler 24, Terzibaba)
Yûnus Emre'nin Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan / Halka müderris olsa hakîkatte âsîdir anlayışını yansıtan bu söz, sülûk ehlinin temel ahlâkını ortaya koyar: bir hâdise karşısında kendini suçsuz görmek, başkasını mutlak suçlu îlân etmek, eksik nazardır. Olgun bakış, kendi nefsindeki eksiği görüp başkasının da bir bahânesi olabileceğini hesâba katar. Yûnus'un halk edileni sevdik Hâlık'tan ötürü prensibinin sosyal ahlâktaki uygulaması budur.
Yûnus'un Nefs Terbiyesi: Yumuşatma Metodu
Sohbet Arası Sohbetler CD 18'de Terzibaba sülûk metodolojisinde Yûnus üslûbunu zikreder:
"Çok fazla üstüne gitmeden nefsimizi bıktırmadan çünkü o da bıkar, nefsimiz bir şeye merakla başlar da sonra bıkar, arkasının getirilmesi lâzımdır, bir yemeğin altını çok açarsak çabuk pişsin diye yanar, veya gere..." (Sohbet Arası Sohbetler CD 18, Terzibaba)
Nefs terbiyesinde Yûnus üslûbu sertlikten ziyâde sabırlı bir yumuşatmadır. Tekkede odun taşımak, mütevâzi hizmet, yıllar süren tâlîm — bu sabır metodu nefsi acelecilik ve aşırılıkla tüketmeden, yavaş ve sürekli bir terbiye sunar. Yemeğin altını çok açmamak temsîli, Yûnus mektebinin ana metodolojisini açıklar.
Kavramlar Ağında Yûnus Emre
Yûnus Emre, aşk temasının Türkçedeki başlıca işleyicisidir; ona göre dervîşlik yolu aşk ile yürünür, aşksız adım atılmaz. Mevlânâ ile birlikte Anadolu tasavvufunun iki büyük lisânını teşkîl eder — Mevlânâ Farsça'da Mesnevî ile, Yûnus Türkçe'de Dîvân ile. İnsân-ı kâmil kavramının halk diliyle ifâdesi Yûnus'un mısralarındadır; Bir ben vardır bende benden içeri mısraı, içerideki Benin Hakîkat-i Muhammediyye olduğunun şâir formülüdür.
Yûnus'un öğretisi tevhîdi — yâni Hak'tan başka hakîkat olmadığını — halkın anlayacağı dille tatbîk eder. Vuslat, firkat, aşk, meşk, fenâ, bekâ gibi tasavvufî kavramların hepsi Yûnus şiirinde sâde bir dille işlenir. Onun şiirleri ilâhî formunda nesilden nesle aktarılarak Anadolu halkının ortak hâfızasının parçası olmuştur.
Kütüphânedeki Kaynaklar
Terzibaba'nın sohbet külliyâtının pek çok cildinde Yûnus Emre mısraları ders metni olarak kullanılır: Sohbet Arası Sohbetler CD 10 Yûnus ve Taptuk Emre kıssasını; CD 18 Yûnus üslûbunda nefs terbiyesini; Sohbet Arası Sohbetler 24 Yûnus'un sosyal ahlâkını; Sohbet Arası Sohbetler 25 bir ben vardır bende benden içeri mısraını işler.
Doğdular, Yaşadılar — Hikâyesi Yûnus çizgisinde doğum-yaşam-ölüm formülünü uygular. Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye Bu dervişlik yoluna aşk ile gelsin şiirini tahlîl eder. İnci Tezgâhı (1) Yûnus'un Süleymân'a yol gösteren karınca mısraını ve diğer vecîzelerini derler. Gülşen-i Râz ve Şerhi (Cilt 1) Yûnus isminin mânâ-örtüsü olarak tahlîlini sunar. Bi'smi Has, Selâm (13) Yûnus'un beden kutrundan çıkış sorusunu tatbîk eder. Aşk ve İrfân Yolunda ve DVT-C001 Terzibaba'nın hac yolculuğu şiirlerinde Yûnus üslûbunu sürdürür.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nin Cilt 10 ve Cilt 9 ciltlerinde Yûnus Emre'ye atıfla zikredilen pasajlar (özellikle Mevlevî-Yûnusî paralellikler), iki büyük Anadolu sûfîsinin müşterek öğretisini gösterir. Sûre tefsirlerinden Secde Sûresi Yûnus'un sevgi ve muhabbet öğretisini; diğer sûre tefsirleri ise Yûnus rûhundan beslenen yorumları sunar.
Değerlendirme
Yûnus Emre, Anadolu tasavvufunun halk lisânındaki şâhikasıdır. Terzibaba'nın ona yaklaşımı, klâsik bir saygının ötesinde, bir üslûb mîrâsının sürdürülmesidir. Yûnus halk dilinde sohbet ettiği gibi Terzibaba da halk dilinde sohbet etmiştir; Yûnus tarîkatın merâsim yönünden ziyâde mertebe yönünü öne çıkardığı gibi Terzibaba da aynı vurguyu yapmıştır; Yûnus en zor tasavvufî hakîkatleri en sâde mısralarda söylediği gibi Terzibaba da en derin tahkîkleri sohbet diline tercüme etmiştir.
Yûnus Emre'nin Terzibaba sohbetlerindeki canlı varlığı, bir tarihî atıf olmanın ötesindedir; o, sülûkun temel prensiplerinin halk diline aktarımının canlı modelidir. Bir ben vardır bende benden içeri mısraı, vahdet-i vücûdun bütün İbnü'l-Arabî külliyâtını özetler; Süleymân'a yol gösteren karınca tevâzunun bütün ahlâkını tek mısraya sığdırır; Bu dervişlik yoluna aşk ile gelsin sülûkun temel şartını koyar.
Yûnus'un en mühim mîrâsı, tasavvufu seçkinlerin değil halkın malı yapmasıdır. Klasik Arapça-Farsça literatürün dışında, bir Anadolu köylüsünün dahi söyleyip anlayabileceği bir dilde tasavvufî hakîkatleri ifâde etmiştir. Bu, tasavvufun demokratikleştirilmesi değil — çünkü ehillik şartı muhâfaza edilir — yaygınlaştırılmasıdır. Halk, Yûnus'un mısraları sayesinde tarîkatın eğitimi olmadan da tasavvufî hakîkatlere temas edebilmiştir.
Terzibaba'nın Yûnus'a sürdürdüğü çizgi, bu yaygınlaştırma misyonunun çağımızdaki devamıdır. Sohbet kitaplarının halk Türkçesiyle yazılması, en derin Ekberî tahkîklerin sıradan okuyucuya sunulması, Yûnus geleneğinin şuurlu bir tatbîkidir. Sonuç olarak Yûnus Emre, Terzibaba külliyâtında bir tarihi şahsiyet değil, yaşayan bir üslûbtur; ve o üslûb, Hakîkat-i Muhammediyye'nin Anadolu Türkçesindeki sesidir. Yûnus'um ama isim örtüsüyle örtündüm — bu sırrî mısra, hem Yûnus'un kendi varlığını hem de bütün insanların asıl hakîkatini tek bir cümlede özetler. Ârifin gözünde, her insanın Yûnus'um ama isim örtüsüyle örtündüm diyebileceği bir hakîkati vardır; sülûk, bu örtüyü ince ince kaldırma sanatıdır.