İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 50

الْبَاعِث

Bâis

BAİS'tir ölüleri diriltir,Gafleti uyanıklığa erdirir,Seni sana gerçekten buldurur,Zor işleri kolaylaştıran BAİS'tir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 196 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-BÂİS

Peygamber ve veli gönderici, öldükten sonra diriltici demektir.

Peygamber: Allah'dan kullarına haber getiren demektir. Kullarının bu asırlarda çeşit çeşit kabahatler yapacaklarını ye peygamberlik vasfını haiz tam bir kâmil insân bulunmayacağını bilen Cenâb-ı Allah, ümmetleri kendi varlığından, kendi aşkından, kendi azametinden haberdar etmek için; meselâ "üçler, yediler, kırklar, binbirler" diyorlar ya, o kadar veli göndermiş ve o veliler de kavimlerini ilim, idrak, lisan bakımından kendi derecelerinde yetiştirmişlerdir. Yalnız şüphesiz olan bir cihet varsa o da, peygamberler idrak bakımından onlardan üstündürler.

Vazifeleri; halkı doğru yola davettir. Ahir zaman peygamberimizin ilminin nuru ışığı altında ondan feyiz alarak feyiz vermektir.

Malum ya, bir kibrit alevi ne ise, bir mumun, kocaman bir çıranın, bir yangının alevi aynıdır. Yakar, nurlandırır, aydınlatır, eritir, söner. Biz de bu yanan, eriyen, nihayet sönecek olan ışıklardan biriyiz. En fakiriyiz, en hakir ve cahiliyiz.

Fakat aman ya Rabb-el âlemin, yetiş imdat eyle ya Resûlallah! Dediğimiz zaman imdat yetişir arşın üzerinden konuşuruz. Gözümüz toprağa değil hak ve hakikate bakar, kendimizden geçeriz. Benliğimiz gidince gönlümüzü Hakk varlığı doldurur. Öğretmenimiz o olur sahibimiz o olur, gözümüz, kulağımız, elimiz o olur.

Meşhur bir vaka vardır, anlatayım.

Bir yerde bir hristiyan ile bir müslüman münakaşa ediyorlarmış. Hristiyan, “Bizim Îsâ peygamberimiz körlerin gözünü açıp ölüleri diriltirdi, sizin peygamberiniz böyle birşey yapmadı. Demek bizim peygamberimiz daha büyük sizinkinden" diyor. Müslüman, "Bizim peygamberimiz ahir zaman peygamberidir. Sizinki ölü cesetleri diriltirdi. Cenâb-ı Hak ona rûhullah ismini verdi. Bizim peygamberimiz de ölü ve kaskatı ruhlara hayat verdi, ruh yaptı. Habîbullah, Resûlüllah, Nebiyullah namlarını aldı" diyorken oradan Şeyhülekber Muhyiddin-i Arabî Hazretleri geçiyormuş. Her ikisini dinlemiş, hristiyana sormuş, "Ben bizim peygamberimizin yıllarca sonra gelen ümmetinden fakir bir kulum. Ben bir ölüyü diriltirsem ona iman verecek misin? Sen de Îsâ peygamberin ümme-tindensin sen de bir ölüyü diriltebilir misin? Hem siz ve arkadaşlarız ölen, dağılan insanlar tekrar toplanır mı, dirilir mi? diye öldükten sonra dirilmek sırrını inkâr ediyorsunuz. Yoktan bu âlemleri yaratan Allah-u Teâlâ Hazretleri, ölüden diri yaratamaz mı?" der ve bir mezara giderler. Bu rastgele bir mezardır. Önünde dururlar Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, "Ey ölü, rabbimin izni ve müsaadesi ile kalk" der. Mezardan yırtık elbiseli, ihtiyar bir adam çıkar, ayakta durur, ellerini bağlar. Mesihî korkar, şaşırır ve nihayet Müslüman olur. Hazret de tekrar yerine girmesini söyleyince mevta da yerine girer.

Belki bu vakayı da bilirsiniz. Yüzbin hacmin içersinden zaif ve hasta bir vücudtan beklenmeyen bir gürleyişle "Ya resûlallah, ey benim sevgili ceddim, sana olan iştiyakımdan bak ben ne hallere düştüm, ver elini öpeyim" diyen Ahmed er Rufai Hazretlerine Efendimiz'in müberek eli makberden çıkmış, ona doğru uzanmış, öpüldükten sonra yerine girmiştir.

Ba'sü ba'delmevt demek "öldükten sonra dirilmek" demektir. Veliler de böyledir; ölümden evvel ölürler, nefsanî arzularından geçerler. Kendilerini bu âlemde yok sanırsınız.

O kadar bigane ve alakasızlardır ki bu âlemde nasıl olup da yaşadıklarına hayret edersiniz. O raddeye gelen, o makama erişen velilerde tasarruf eden Allah'tır. Onlar ebedî hayata karışmış, ölü zannedilenlerdir. Hakk'la yaşayan dirilerdir.

BAİS' tir ölüleri diriltir,
Gafleti uyanıklığa erdirir,
Seni sana gerçekten buldurur,
Zor işleri kolaylaştıran BAİS'tir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku