Esmâ 49
Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 195 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)
EL-MECÎD
Kadri yüksek, zatı şerefli, işleri düzgün olan demektir.
Cenâb-ı Hakk'ın el-Mecid ism-i şerifine bir de "abd” kelimesi ilave edersek Abdülmecid = Mecid'in kulu olur. Bu isim bile eski Osmanlı Padişahlarından birinin ismi idi. Âlemlerin Rabb-i olan Allah-u azimüşsan öyle bir Mecid'dir ki kapısında sultanlar, şahlar, krallar, milyarderler bile kuldur, köledir. Hatta onun bize "benim kulum" demesi bile büyük bir lütufkârlıktır. "Yâ habibim" demesi için neler yapmalı? Neler feda etmeli? Nasıl çalışmalıdır ki onun Habîbine habîb olabilelim?
Bu yücelik büyük bir hece,
İster gündüz olsun ister gece,
Her an yücelen MECİD'dir ancak.
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.
Mesnevî-i Şerîf'te el-Mecîd
Mevlânâ, Mecîd ismini kuru bir tarif olarak değil, mütevâzı bir mahlûkun, sakanın eşeğinin ağzından çıkan bir niyâz içinde anar; şanı yüce olana sığınmanın en sade hâlini gösterir.
Mecîd, en hakir hâldeki kulun bile yöneldiği "şanı yüce"dir. Cilt 10, sakanın eşeğinin sultan ahırındaki Arap atlarına gösterilen îtinâyı görüp kendi hâline bakışını anlatır; hayvan, hâl diliyle Hakk'a yönelir:
"Sakanın eşeği, sultanın ahırında Arap atlarına bu kadar özenle hizmet edilmesini görünce, ağzını ve yüzünü yukarı kaldırıp hâl diliyle şöyle dedi: 'Ey Rabb-i Mecîd!'" (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10)
Demek en hakir görünen mahlûk bile, derdini ancak "Rabb-i Mecîd" olana — şanı yüce, kerem ve azamet sâhibine — açar. Mecîd burada uzak bir azamet değil; başını kaldıran her muhtacın yöneldiği, keremiyle yücelik sâhibi olan isimdir. Yücelik ile kerem onda bir aradadır: şanı büyük olduğu için ona sığınılır, keremi bol olduğu için ondan umulur.
Füsûsu'l-Hikem'de el-Mecîd
İbn Arabî'nin dersinde Mecîd, müstakil bir esmâ olarak değil, çoğunlukla "Kur'ân-ı Mecîd" (şanı yüce Kur'ân) ve "arş-ı mecîd" terkipleri içinde geçer; bu yüzden ayrı uzun bir tema çıkmaz, fakat ismin yöneldiği makam dikkat çekicidir.
Mecîd, ilk taayyünün ve yüce arşın vasfıdır. Fusûs Mukaddimesi, varlığın ilk belirişini sayarken bu mertebeye verilen adlar arasında "arş-ı mecîd"i de anar; aynı mertebe "hakîkat-i muhammediyye", "akl-ı evvel", "mertebe-i rahmet" gibi adlarla da bilinir. Demek "mecîd" sıfatı, yüceliğin ve şânın en üst zuhûr yerine yakışan bir vasıftır. Kelime-i Ya'kûbiyye ise "Kur'ân-ı Mecîd"i, kendisine kulak verilmesi gereken yüce bir hitap olarak koyar: "O Kur'ân-ı Mecîd... bunları muhâkemeye dâvet ediyor." Mecîd burada hem Kur'ân'ın şânını, hem de o şâna kulak vermeyenlerin gafletini gösterir.
Terzibaba Külliyatında el-Mecîd
Terzibaba'nın eserlerinde Mecîd, en zengin ve özgün biçimde işlenir; ismi sadece "şanı yüce" diye değil, kökünden hareketle "yenileyen, her an tazeleyen" diye okur.
Mecîd, cedîd (yenilik) kökünden gelir: yenileyen, yeniden yepyeni yapandır. Terzi Baba (Cilt 2), ismin üzerinde ayrıca durup onu kökünden çözer:
"El Mecîd üzerinde bir miktar durup düşünmek istedik. Mecîd kelimesi cedîd kökünden gelir. Cedîd, yenilik demektir; 'teceddüd', tecdîd olarak kullanılır. El Mecîd, yenilenen, yenileyen, yeniden yepyeni yapan demektir." (Terzi Baba, Cilt 2)
Demek Mecîd'in yüceliği durağan bir azamet değil; her an yenileyen, eskiyi tazeleyen diri bir şândır. Bu okuyuş, "Kur'ân-ı Mecîd"in (Bürûc, 85/21) niçin yüce olduğunu da açıklar: o, her an yeni mânâlar açan, tükenmeyen bir kitaptır.
Mecîd, İnsân-ı Kâmilin kişiyi her an yeniden inşâ eden vasfıdır. Biyografi'deki ders, ismi İnsân-ı Kâmile taşır ve onun "yenileme" yönünü bir terbiye olarak okur:
"'Mecîd', Terzi Babamın önemli bir vasfıdır. Kur'ân-ı nâtık olan İnsân-ı Kâmil, yenidir, yenileyicidir, tazelenmektedir... Kişiyi yeniler, eski hâlinden kurtarıp her an yeniden inşâ eder; bu ise o kişi için bir onurdur." (Terzi Baba — Biyografi)
Demek Mecîd ismiyle ahlâklanan mürşid, kişiyi geçmişinin eski hâline mıhlamaz; onu her an yeniden inşâ eder, tazeler. Yücelik burada kulu da yücelten bir onura dönüşür — eskiden kurtulup yenilenmek, kul için bir şereftir.
Mecîd, arşın sahibi olan şanı yücedir. Gökyüzü İnsanları Araştırması, ismin Kur'ânî temelini koyar: "Zül arşil mecîd" (Bürûc, 85/15) — "Arş'ın sahibidir, şanı yüce olandır." Altı Peygamber dersi de "Kâf vel kur'ânil mecîd" (Kâf, 50/1) âyetinden hareketle Kur'ân'ın bütün kitapların üzerinde oluşunu, yani şânının yüceliğini hatırlatır. Demek Mecîd'in iki yüzü bir aradadır: arşı tutan azamet ile her an yenileyen tazelik; yücelik ile teceddüd aynı ismin iki vechidir.
Değerlendirme
Üç kaynak Mecîd'i "şanı yüce, kerem ve azamet sâhibi" eksende birleştirir. Mesnevî onu en hakir mahlûkun bile yöneldiği "Rabb-i Mecîd" olarak gösterir: yücelik ile kerem onda bir aradadır. Füsûs'ta müstakil işlenmez; daha çok "Kur'ân-ı Mecîd" ve "arş-ı mecîd" terkipleriyle, yüceliğin en üst zuhûr yerine yakışan bir vasıf olarak geçer. Terzibaba külliyatı ise ismi en özgün biçimde açar: Mecîd, cedîd (yenilik) kökünden gelir — yenileyen, her an tazeleyen, kulu eski hâlinden kurtarıp yeniden inşâ eden bir şândır; bu yön İnsân-ı Kâmilin de vasfıdır. Hepsinin ortak hükmü şudur: Mecîd, şânı ve azameti yüce, keremi bol; yüceliği durağan değil, her an yenileyen ve kulu da bu yenilikle yücelten isimdir. Bu ismi mecid-celil, kerim ve aziz ile birlikte; yenileme yönünü ise bedi ve muhyi ile okumak gerekir.