İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 88

الْجَامِع

Câmi'

CAMİ'dir toplar kendinde her şeyi,Bırakmaz dışında hiç bir şeyi,Oluşturur birliği gayeyi,Her makamda toplayan CAMİ'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 265 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-CÂMİ

Bütün varlıkları zâtında cem etmiş demektir.

Namaz kılmak için müslümanların toplandığı yere ve onun içine cami derler, içini daha geniş tutarsak dünyamız bir camidir ki bütün insanları içine almış, bilerek ve bilmeyerek herkes ibadet halindedir. Herkes kendi lisanınca Allah der, bu dediklerini bilmeseler de kulağı delik arif kimseler bunu işitirler. Herkes ya doğrudan doğruya Allah'a yönelmiştir ya da bilvasıta yönelmiştir. Hatta putların bile Allah'ı aradıkları o şeylerde onu bulabileceklerini zannederler.

Yalnız doğrudan doğruya Hakk'ın zâtına doğru yol alan müslümanlar daha kısa zamanda Hakk'a varmış olurlar. Puta, altına erkeğe, kıza tapanların yolculuğu daha uzun sürer, ömürlerine kâfi gelmemek ihtimalleri de vardır.

İnsanların bütün azgınlık devirleri olan orta yaşlar sona erdi mi vazifelerini yapamaz oldular mı eyvah derler ama iş işten geçmiştir. Ömür sermayesi tükenmiştir, yerine sarf olunmamıştır. Elbet bu sarfiyatın hesabı sorulacaktır.

Cami keyfiyeti burada da kalmaz; kâmil insânların gönlü de bir camidir. Bir Kâ’be-dir.

Vücudunu Kâ’be yapan kâmil insânların gönülleri de kıble olmuştur. Canlı bir Kâ’be demektir. Cenâb-ı Hak oraya nazar eder, füyûzat oradan dağılır semadaki güneş gibi.

Hazreti Mevlânâ'nın olduğu yerde dönmesi de kainatı temsil eden vücudunun gönül mihveri etrafında dönmesi ve hakîkat sırrının neşesinin tezahüründen başka birşey değildir. Oyun ve oyuncak değildir. Dervişler de onun etrafında dönerler, yıldızların güneş etrafında dönmeleri gibi.

Bir ev kadını evinde çalışır, yani mihveri etrafında döner. Maşuk mevkiindedir. Erkek ve çocuklar dışarıda devirlerini yapıp asıllarına iltihak ederler ve her akşam evlerine dönerler. Burada bir mihver etrafında toplanır dönerler. Dağılıp sonra toplanmak ise evvela imkan sonra tasdik edenin kanununun nizamı olmuştur. Bilerek, bilmeyerek, isteyerek ve istemeyerek uyduğumuz hayat anlayışından biridir.

CAMİ' dir toplar kendinde her şeyi,
Bırakmaz dışında hiç bir şeyi,
Oluşturur birliği gayeyi,
Her makamda toplayan CAMİ'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Câmi'

Mevlânâ, Câmi' ismini esmâ-i hüsnânın tek bir ferdi gibi değil, bütün isimleri kendinde toplayan bir merkez olarak işler; Konuk'un şerhi bu toplayıcılığı hem Hak hem insan cihetinden açar.

İsm-i câmi', "Allah" isminin kendisidir. Cilt 6, Câmi' ismini doğrudan "Allah" ismiyle bir tutar; çünkü bütün esmâyı bir araya getiren isim "Allah"tır:

"Bu cem'iyyet-i esmâiyye halkasında Rabbü'l-âlemîn'den, yani ism-i câmi' hazretinden ve 'Allah' isminden, yüzük halkasındaki pırlanta gibi nûr parlar. Kâmiller, câmi'-i cemî'-i esmâ ve sıfât olan 'Allah' isminin mazharıdırlar." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6)

Demek Câmi', dağınık isimleri bir yüzükteki taş gibi tek halkada toplar; o halkanın taşı "Allah" ismidir, kâmil insan da bu taşın parladığı yerdir. Bu yüzden Câmi', öteki esmâ ile aynı sırada bir isim değil, hepsini içine alan câmiiyetin adıdır.

Câmi', zıtları bir araya getiren isimdir (câmiu'l-ezdâd). Cilt 13'ün lügatçesi ismi şöyle tanımlar: "Câmi'u'l-ezdâd: Zıtları toplayan, zıtları bir araya getiren." Bu toplayıcılığın en açık örneği Âdem'dir. Cilt 4, İblîs'in secde etmeyişini bu cem' sırrıyla açar:

"İblîs eğer melekler gibi secde etmiş olsa idi, o Âdem, cemâl ve celâl-i ilâhîyi câmi' olan bir Âdem olmazdı; başka bir mahlûk olurdu. Âdem iki zıddı câmi' olduğundan, melâike cihet-i melekiyyetini gördüler secde ettiler; İblîs cihet-i beşeriyyetini ve celâle mazhariyyetini gördü, secde etmedi." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 4)

Âdem'in üstünlüğü, melek gibi yalnız nûrânî oluşundan değil, cemâl ile celâli, melekî yön ile beşerî yönü birlikte taşımasındandır. İblîs Âdem'in yalnız bir yüzünü gördü, câmi'liğini göremedi; secdesizliği de bu körlükten doğdu.

İnsan, mertebelerin hepsini toplayan bir özettir. Cilt 4, bu cem'iyyeti insanın yapısına taşır: "İnsan, nefsinde bu merâtibin cümlesini câmi' olan bir zübdedir." Cilt 5 aynı sırrı bir uyarıyla koyar: "Âdem bu kadar kuvâ-yı zâhire ve bâtınîyi câmi' iken, kendisini bu kuvâ arasında en süflî olan kuvve-i nefsâniyyesine sattı; bir atlas idi, kendisini pejmürde bir palasa dikip yama yaptı." Demek insan bütün isimlerin toplandığı bir hülâsadır (zübde/özet); fakat bu câmiiyetini unutup en alt kuvvesine, nefsine teslim olunca, atlası palasa çevirmiş gibi kendi kıymetini düşürür. Câmi' ismi insanda bir imkân olarak durur; onu işletmek ya da heder etmek kulun elindedir.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Câmi'

İbn Arabî, Câmi' meselesini doğrudan ulûhiyet mertebesi ve İnsân-ı Kâmil üzerinden işler; Terzibaba'nın Füsûs dersleri bu bağı kurar.

Ulûhiyet, bütün esmâyı toplayan mertebenin adıdır. Kelime-i Âdemiyye, "hikmet-i ilâhiyye"nin neden Âdem'e tahsis edildiğini bu cem' ile açıklar:

"İlâhiyet, bilcümle esmâ ve sıfât-ı Hakk'ı câmi' olan bir mertebenin ismidir; ve Âdem, kemâlât âleminin miftâhıdır (anahtarıdır). Eğer Âdem olmasa idi, mertebe-i ulûhiyyetin câmi' olduğu esmâ ve sıfât kemâliyle zâhir olmaz idi." (TB. Kelime-i Âdemiyye)

Kelime-i İlyâsiyye aynı hükmü "Allah" lafzı üzerinden netleştirir: "'Allah' lafzı, işâreti fehmeden kimse için mertebe-i külliyyeden ibârettir; o da cem'iyyet-i esmâiyye-i ilâhiyyeyi câmi' olan mertebe-i ulûhiyyettir." Demek bütün isimler ulûhiyet mertebesinde toplanmıştır; fakat bu toplanmış kemâlin görünür hâle gelmesi için bir ayna gerekir — o ayna Âdem'dir. Câmi' isim toplar, Âdem o toplanmışı açığa çıkaran anahtar olur.

İnsân-ı Kâmil, âlemin bütün mânâlarını toplayan özettir. Kelime-i Mûseviyye bunu bir kitap temsiliyle koyar: "Âlem, sûret-i ilâhiyye üzere mahlûktur; Âdem ise âlemin câmi' olduğu bilcümle mânâyı câmi' bir zübde olduğundan kitâb-ı âlemin 'bernâme'sidir (özeti, fihristidir)." Âlem kocaman bir kitapsa, insan o kitabın fihristi gibidir; dağınık bütün mânâlar onda derli toplu bulunur.

İki el: birbirine karşıt isimleri birlikte taşımak. Kelime-i Âdemiyye Câmi'liğin asıl sırrını, karşıt isimlerin tek varlıkta cem' olmasında görür:

"Hak Teâlâ, insân-ı kâmilin halkına; gazab ve rızâ, celâl ve cemâl gibi birbirine karşıt sıfatlar; Mâni' ve Mu'tî, Celîl ve Cemîl gibi birbirine karşıt isimler ile teveccüh buyurdu; karşıt oluşları itibâriyle ikiye ayrılan bu sıfatlara da 'iki el' tâbir buyurdu." (TB. Kelime-i Âdemiyye)

Demek insanı yaratan "iki el", veren ile alıkoyan (mani ile Mu'tî), heybetli ile güzel (Celîl ile Cemîl) isimlerin çiftidir. İnsân-ı Kâmil bu iki eli birden taşıdığı için câmi'dir; ne yalnız lütuf ne yalnız kahır, ikisinin birlikte toplandığı yerdir.

Terzibaba Külliyatında el-Câmi'

Terzibaba, Câmi' ismini hem âlemin diziliş düzeninde hem İnsân-ı Kâmilin tarifinde, hem de sohbet diliyle bir anahtar temsilinde işler.

"Allah" ismi, bütün isimlerin ve hazînelerin toplandığı anahtardır. Zümer Sûresi şerhi, esmâyı gizli hazînelere, her ismi de bir anahtara benzetir:

"Hakk'ın Zâtında gizli olan esmâ-i ilâhiyye, nefes-i Rahmânî ile a'yân üzerine tecellî ettiğinde zuhûra gelir; her ayn, mazharı olduğu ismin hazînesini açan bir anahtar olur. Bütün bu anahtarlar ise ulûhiyyet mertebesinde 'Allah' isminin altında cem' olmuştur. İsm-i câmi' olan 'Allah' ismine ulaşan, bütün isimlere ve hazînelere ulaşmış olur." (Zümer Sûresi Şerhi)

Demek tek tek isimlerin peşine düşmek yerine, hepsini toplayan câmi' isme — "Allah"a — ulaşmak, bütün hazîneleri açan ana anahtarı eline almaktır. Zümer Sûresinin başka bir yerinde aynı isim Kur'ân'ın kaynağına bağlanır: "'Allah' ismi bütün hakîkatleri, Zâtı, sıfâtları, isimleri ve fiilleri kuşatan câmi' isimdir; 'Min Allah' denilmesi, bu kitâbın Zât mertebesinden geldiğini gösterir."

Her isim, esmâ ümmetinin bir ferdidir; Câmi' hepsini toplar. Nahl Sûresi şerhi, toplanmış isimleri bir ümmete benzetir: "Bütün esmâ-i ilâhiyyeyi bünyesinde toplamış ve faaliyete geçirmiş olan bu mertebede, her bir esmâ-i ilâhiye bir varlık-kimlik oluşturmaktadır; her birerleri özel bir kimlikle faaliyette olduğundan esmâ-i ilâhiye ümmetinin bir ferdidir." Demek her isim, kendi başına bir fert gibi iş görür; Câmi' ise bu ferdleri tek bir ümmet hâlinde toplayan, hepsini bir araya getiren isimdir.

Câmi', evvel ve âhir bütün isimleri kendinde toplamış İnsân-ı Kâmildir. Necm Sûresi şerhi ismi en açık şekilde insana bağlar:

"Câmi' ismi; cem edici, toplayıcı, hâvi ve muhit (kuşatan, ihâta eden), bütün evvel ve âhir güzel isimleri ve ahlâkı kendisinde cem etmiş olan İnsân-ı Kâmildir." (Necm Sûresi Şerhi)

Burada Câmi' yalnız isimleri değil, o isimlerin ahlâkını da toplar. İnsân-ı Kâmil, evvel ve âhir, zâhir ve bâtın bütün güzel isimleri kendi ahlâkında cem ettiği için câmi'dir; ismin insandaki karşılığı, bir huy değil bütün güzel huyların toplandığı bir bütünlüktür. Feth Sûresi bunu bir ihsan olarak koyar: "Bütün esmâ-i ilâhiyye ile birlikte Allah ve Câmi' isimlerinin zuhûr mahalli olman, ilâhî nimetin tamamlanmasıdır."

Câmi', celâl ile cemâli birlikte taşıyan zuhûr yeridir. Bendeki Terzi Babam, sülûkün sonunda varılan hâli bu cem' ile anlatır: "Celâl ve Cemâl isim ve sıfatlarını câmi' olan 'Allah' esmâsına zuhûr mahalli olarak, kırk mertebeyi geçmiş ve zuhûru Muhammed'inin bir kopyası, kâmil vârisi olarak halk arasına dönmüştür." Hemen ardından bir uyarı gelir: "Bu birimsel varlık Allah ve Hazreti Muhammed mi olmaktadır? Hâşâ, böyle bir iddiamız yok; olması da mümkün değil." Demek câmi' olmak, kulun ilâhlık iddia etmesi değil; celâl ile cemâlin birlikte göründüğü bir ayna, bir zuhûr yeri olmasıdır. Ayna, aksettirdiği sûret değildir.

Değerlendirme

Üç kaynak Câmi'yi aynı noktada birleştirir. Mesnevî onu doğrudan "Allah" ismiyle bir tutar, zıtları (cemâl-celâl) bir araya getiren câmiu'l-ezdâd olarak Âdem'de gösterir ve insanı mertebelerin hepsini toplayan bir özet sayar. Füsûs, Câmi'yi ulûhiyet mertebesine — bütün esmâyı toplayan mertebeye — bağlar ve İnsân-ı Kâmili, karşıt isimleri "iki el" gibi birlikte taşıyan zübde olarak koyar. Terzibaba külliyatı ise ismi pratikleştirir: bütün isimleri açan ana anahtar "Allah"tır, her isim esmâ ümmetinin bir ferdidir, Câmi' ise evvel-âhir bütün güzel ahlâkı kendinde toplamış İnsân-ı Kâmildir. Hepsinin ortak hükmü şudur: Câmi', öteki isimlerin yanında bir isim değil, hepsini tek halkada toplayan câmiiyetin adıdır; ve bu toplayıcılığın âlemdeki aynası İnsân-ı Kâmildir. Bu ismi allah, insan-i-kamil ve celal-ve-cemal ile birlikte; karşıt yüzlerini ise mani ile Mu'tî, Celîl ile Cemîl arasındaki cem' olarak okumak gerekir.