İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 89

الْغَنِيّ

Ganî

GANİ'dir varlıktan ihtiyacı yok,Her şeyi vardır hemde boldur çok,Sen zenginim deme aradan çık,Mülkü sonsuz olan GANİ'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 268 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-GANÎ

Bütün varlıklara sahip olan, zengin demektir.

GANİ' dir varlıktan ihtiyacı yok,
Her şeyi vardır hemde boldur çok,
Sen zenginim deme aradan çık,
Mülkü sonsuz olan GANİ'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Ganiyy

Konuk'un şerhinde Ganî ismi, yaratılışın sebebini açıklayan bir yerde geçer: Hak âlemi neden var etti sorusunun cevabı bu isimde toplanır.

Hak âlemi bir ihtiyaçtan değil, rahmetinden var etti. Şerhin Ganî ile ilgili en açık teması, yaratmanın hiçbir eksikliği gidermek için olmadığıdır:

"Hak Teâlâ mutlak ganîdir (ganiyy-i mutlak); âlemi halk buyurması bir şeye tama'ından dolayı değildir. Aksine, esmâsına, sıfâtına ve onların mazharlarına rahmet-i rahmâniyyesi olduğu için, onları izhâr buyurdu; bu rahmet sebebiyle onları yokluk karanlığından (ketm-i adem) izâfî vücud âlemine çıkardı." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 2)

Demek Cenâb-ı Hak âlemi yaratırken bir şeye muhtaç değildi; tama' (açgözlülük, bir şeye göz dikme) O'ndan uzaktır. Var etmesi, eksiğini tamamlamak için değil, isimlerini ve sıfatlarını gösterme rahmetindendir. Yokluk karanlığında duran mâdûm (var olmayan) şeyin vücûda çıkması, o şey hakkında bir rahmet, bir devlettir. Ganî, verdiğinden hiçbir karşılık beklemeyen zenginliktir.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Ganiyy

İbn Arabî'nin esmâ tasnifinde Ganî, kulun fakrı ile karşılıklı okunur: O mutlak zengin olunca, kula düşen mutlak fakirdir.

Fakr, Ganî'ye sığınmanın yoludur. Kelime-i İbrâhîmiyye, Peygamber'in sözünü bu isme bağlar:

"Efendimiz'in 'Fakr benim fahrımdır' hadîs-i şerîfi, ehl-i tama' olanlardan Ganiyy-i mutlak hazretlerine ilticâ etmem için âlî geldi." (Kelime-i İbrâhîmiyye)

Demek fakirlik bir eksiklik değil, bir övünçtür; çünkü kulun kendinde bir şeyi olmadığını görmesi, onu Ganî'ye sığınmaya götürür. Hakk ehli fakrı seçmiş, dünya ehline harap görünmüştür; fakat bu harabîlik, mutlak zengine yaslanmanın işaretidir.

Terzibaba Külliyatında el-Ganiyy

Terzibaba, Ganî ismini iki yönden işler: Hakk'ın âlemlerden müstağnî oluşu, ve bu zenginlik karşısında kulun fakrını idrak etmesi.

Ganî, yaratmadan önce de sonra da Ganî'dir. Zümer Sûresi şerhi, ismin zâtî oluşunu vurgular:

"Ganiyy ismi, Hakk'ın Zâtı itibâriyle âlemlerden müstağnî olduğunu ifâde eder. O, âlemleri halk etmeden önce de Ganiyy idi, halk ettikten sonra da. Âlemler O'na bir şey katmadığı gibi, küfür de O'ndan bir şey eksiltmez." (Zümer Sûresi)

Demek âlemin var oluşu Hakk'ın zenginliğine bir şey eklemez, kulların inkârı da O'ndan bir şey götürmez. Ganî, dışarıdan gelenle artmayan, eksilmeyen mutlak zenginliktir.

Nefsini bilen, Hakk'ın zenginliğini ve kendi fakrını bilir. Fâtır Sûresi şerhi, ismi mârifete bağlar:

"Kim nefsini bilirse rabbini bilir, Allah'ın mutlak zenginliğini (el-Ganiyy) ve hiçbir şeye muhtaç olmadığını idrak eder. Ve mucidine karşı tam bir fakr ve acziyet içinde olur. 'Allah Ganî'dir, siz ise fakirsiniz.'" (Fâtır Sûresi)

Burada Ganî ismi bir terazinin bir kefesidir; öbür kefede kulun fakrı durur. Sâlik kendini tanıdıkça, kendinde bir varlık olmadığını, asıl zengin olanın Hak olduğunu görür; bu görüş onu acziyete, acziyet de teslime götürür.

Ganî, rahmetiyle tecellî edince kuluna verir. Kelime-i Yahyâviyye & Zekeriyyâiyye dersi, Ganî'yi Rezzâk ve Gaffâr ile bir arada anar: "Hak Teâlâ Şâfî, Rezzâk, Ganiyy ve Gaffâr isimlerinin iktizâsına göre tecellî buyurup, ona rahmet eyler." Ganî, kendi muhtaç olmadığı hâlde, muhtaç olanı isimlerinin gereğince rızıklandıran, bağışlayandır; "rahmetim her şeyi kaplamıştır" âyeti bu kaplayıcı zenginliğe işaret eder.

Değerlendirme

Üç kaynak Ganî ismini "müstağnîlik" ve onun karşısındaki "kul fakrı" ekseninde birleştirir. Mesnevî, Ganî'yi yaratmanın sebebine bağlar: Hak âlemi bir ihtiyaçtan değil, isimlerini gösterme rahmetinden var etti. Füsûs, fakrı Ganî'ye sığınmanın yolu olarak okur — kulun övüncü, kendinde bir şeyi olmadığını bilmesidir. Terzibaba külliyatı ismin zâtî oluşunu (yaratmadan önce de sonra da Ganî) ve mârifete bağını (nefsini bilen Hakk'ın zenginliğini, kendi fakrını bilir) işler. Hepsinin ortak hükmü şudur: Ganî, dışarıdan gelenle artmayan, eksilmeyen mutlak zenginliktir; ve bu zenginliğin kuldaki yansıması, kendi fakrını görüp Hakk'a teslim olmaktır. Bu ismi fakr ve rezzak ile birlikte; verdiğinden karşılık beklemeyen yönünü ise rahman ile okumak gerekir.