İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 35

الْغَفُور

Gafûr

GAFUR'dur bağışlar yanlışları,Örtülür suçun dökersen yaşları,Sende hoş gör düşen kardaşları,Onları kaldıran GAFUR'dur ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 170 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-GAFUR

Nihayetsiz mağfiret edici, bağışlayıcı, affedici demektir.

Biz çocuklarımızın kabahatlerini şefkatimiz nisbetinde beşte bir, onda bir affederiz. Maksat çocuğun uslanmasıdır. O zaman ceza veririz. Çocuğunuza hatta tahta bir tüfek alınız. Size ateş etmek üzere nişan alsa korkarsınız.

Halbuki bu size bir tecavüzdür, siz çocuğu azarlarsınız. O da size mukabele etmek ister. Hakikî tüfek olsa da kullanabilse o anda sizi öldürecek, bilerek veya bilmeyerek.

Bu hali affedersiniz, üzerinde uzun boylu durmazsınız. Kullar ne kadar asi olurlarsa olsunlar Hazreti Allah'a zararları erişmez ki. Fakat Cenâb-ı Allah yine onları affeder yahut tövbe edecekleri, pişman olacakları zamanı bekler. Eğer asinin isyanı yanındakilere bir zarar veriyorsa af zamanı geçmiştir, adalet zamanı gelmiştir.

GAFUR' dur bağışlar yanlışları,
Örtülür suçun dökersen yaşları,
Sende hoş gör düşen kardaşları,
Onları kaldıran GAFUR'dur ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Gafûr

Mevlânâ, Gafûr ismini "örten, kusurları gizleyen" mânâsıyla işler; günahkârı ümitsizlikten çekip alan, halkın ayıbını örten bir rahmet kapısı olarak açar.

Gafûr, halkın ayıplarını ve kusurlarını örtendir. Şerhin en açık teması, Gafûr'un örtücülüğüdür. Cilt 11, sahur davulu çalan kişinin diliyle bunu koyar:

"Ben de Gafûr, yani halkın ayıplarını ve kusurlarını örtücü olan Yüce Allah'ın rızasını kazanmak için, izzet dergâhının kapısı olan bu sûret âleminde, o ilâhî rızanın ümidiyle... gaflet uykusuna dalan halkı uyandırmak için sahur davulunu çalarım." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 11)

Demek Gafûr, kusurları teşhir etmeyen, örten bir isimdir; kul da bu ismin ümidiyle, gaflette uyuyanları uyandırmaya çalışır. Örtmek, cezalandırmadan önce gelen bir rahmettir.

Gafûr, günahkârı ümitsizlikten çekip alır. Cilt 2, bu ismi tövbe kapısına bağlar: "Hak Teâlâ kelâm-ı kadîminde 'Ey nefisleri üzerinde isrâf eden kullarım; Allah'ın rahmetinden ümitsiz olmayınız' buyurur." Günah, tâat misali gibi gelse de, Hak ümitsizliğin boynunu vurmuştur. Cilt 12 bunu tövbe edenlere müjdeye çevirir: "Ey tövbe edenler! Hak Teâlâ sizi aldatıcı olan dünyadan ve şeytandan kurtardı. İşte ilâhî fazlın bahçeleri, işte Gafûr olan Âlemlerin Rabbi'nin huzuru!" Gafûr, kapı çalan günahkârı geri çevirmez; bağışıyla onu kurtuluş bahçesine alır.

Her ismin bir hâssası vardır; Gafûr'unki örtmektir. Cilt 10, esmânın birbirine indirgenemeyeceğini söyler: "Rahmân Rahîm'e, Rahîm Gafûr'a, Gafûr Şekûr'a delâlet etmez; ve esmâ-i ilâhiyyenin hasr ve ta'dâdı kâbil olmadığından... mülk-i ilâhî dahi gâyet geniş ve nihâyetsizdir." Demek Gafûr, öteki isimlere karışmayan, kendine mahsus bir hâssası — örtüp bağışlama — olan müstakil bir isimdir; bu yüzden ilâhî mülk sonsuzca geniştir.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Gafûr

İbn Arabî, Gafûr ismini iki yönden işler: isimlerin hem birbirinin aynı hem de gayrı oluşunu gösteren bir örnek olarak, ve örtmenin azap isimlerini durdurması olarak.

Gafûr, örttüğü kulu azap isimlerinin tasallutundan korur. Kelime-i Îseviyye, örtmenin işleyişini açar:

"Hak, Gafûr sıfatıyla bir kulunu örttüğü zaman, Gafûr isminin karşılığı olan isimlerin tasallutunu engeller." (Kelime-i Îseviyye)

Demek Gafûr bir kulu örtünce, o kulun üzerine Müntakim gibi azap isimlerinin musallat olmasının önüne geçer; örtmek, sadece gizlemek değil, ceza isimlerini geri tutmaktır. Gafr (örtme) bir kalkan gibi araya girer.

Gafûr, zâtı yönünden öteki isimlerin aynı, sıfatı yönünden gayrıdır. Kelime-i Yûsufiyye, Gafûr'u isimler arası birlik ve ayrılığa örnek seçer:

"Gafûr ismiyle Zâhir ve Bâtın isimleri arasında ne kadar fark olur; ve Evvel ismiyle Âhir ismi beynindeki ayrılık ne nisbette bulunur?... esmâ zât-ı Hakk'ın aynıdır. Çünkü bi-hasebi'z-zât cümlesi müttehiddir." (Kelime-i Yûsufiyye)

Demek Gafûr, Zâhir, Bâtın, Evvel, Âhir — hepsi zâta işâret ettikleri için birbirinin aynıdır; ama her biri ayrı bir sıfata işâret ettiği için birbirinden ayrılır. Gafûr'un "örtme" sıfatı onu öteki isimlerden ayırır, fakat zâtta hepsi tek hakikate döner.

Hüsn-i zan, kulu Gafûr ve Rahîm'e ulaştırır. Kelime-i Şuaybiyye, Hakk hakkındaki güzel zannın meyvesini koyar: "Vefât ettikde, Allah Teâlâ rahmet ve inâyetle tecellî edip ona ikāb buyurmasa, o i'tikādına muhâlif olarak Allâh'ı Gafûr ve Rahîm bulur." Demek azap bekleyen kul bile, Hak ona inâyetle tecellî edince beklemediği bir bağışla — Gafûr ve Rahîm ile — karşılaşır; zannetmediği şey Hak'tan zuhûra çıkar.

Terzibaba Külliyatında el-Gafûr

Terzibaba, Gafûr ismini sülûkün bir basamağı olarak işler: örtmenin fenâ (yokluk/erime) ile, bağışlamanın ise bekā (Hak'la kalış) ile bağını açar.

Gafûr, izâfî benliği örterek sâliki fenâya ulaştırır. Hicr Sûresi şerhi, bu ismi seyrin üç merhalesine yerleştirir:

"Seyrin başındaki bir sâlik, günâhlarından tövbe ve istiğfar ederek 'Gafûr' esmâsına sığınır. Seyrinin ortasında, izâfî benliğini ve kesret anlayışını 'Gafûr' esmâsı ile örterek 'fenâ'ya yâni ilâhî benliğine ulaşır. Ardından, 'Rahîm' esmâsının tecellîsine mazhâr olup 'bakâ'ya kavuşur, kesrette vahdeti müşâhede eder." (Hicr Sûresi)

Demek Gafûr'un örtmesi yalnız günahı örtmek değil; ileri makamda, kulun kendi izâfî benliğini ve çokluk görüşünü örtüp fenâya ulaştırmaktır. Önce günah, sonra benlik örtülür; örtülen benliğin altından ilâhî benlik çıkar.

Gafûr perdelemez, hakikati açar. Fâtır Sûresi şerhi, ismin yüzeysel anlaşılmasına bir düzeltme getirir:

"'Gafûr' perdeleyen değil, hakikati açandır: Kulun kusurlarını örtmekle kalmaz, onları rahmete dönüştürür. 'Gafûr' ismi, nefsin yokluğunda (fenâ) Hakk'ın varlığını gösterir." (Fâtır Sûresi)

Demek Gafûr sadece bir şeyi gizleyip saklamaz; kusuru örterken onu rahmete çevirir, nefis yok olunca altından Hakk'ın varlığını açığa çıkarır. Örtmek burada bir kapatma değil, bir açma işidir.

Gafûr'un bağışı, Müntakim'in hükmünü hafifletir. Zümer Sûresi şerhi, ismi bir şefâat işleyişine bağlar: "Bir kul günâhın ağırlığı altındayken Müntakîm ismi cezâyı, Gafûr ismi ise bağışlamayı talep eder. Gafûr isminin devreye girerek Müntakîm'in hükmünü hafifletmesi, bâtınî mânâda şefâattir." Demek isimler kulun üzerinde âdeta yarışır; Gafûr araya girip ceza isminin hükmünü yumuşatır. Ancak her iki isim de İsm-i Câmi' olan Allah'a ait olduğundan, bu şefâat de bütünüyle O'nundur. Sâd Sûresi ise Gazzâlî'nin nüansını anar: Gaffâr tekrarlanan günahları defalarca, Gafûr ise her çeşit günahı bağışlayandır.

Değerlendirme

Üç kaynak Gafûr ismini "örtme ve bağışlama" ekseninde birleştirir. Mesnevî onu halkın ayıbını örten, günahkârı ümitsizlikten çekip kurtuluş bahçesine alan, kendine mahsus bir örtme hâssası olan isim olarak açar. Füsûs, Gafûr'un örttüğü kulu azap isimlerinin tasallutundan koruduğunu, ve onun zâtta öteki isimlerin aynı, sıfatta gayrı olduğunu gösterir; hüsn-i zan eden kul beklemediği bir bağışla karşılaşır. Terzibaba külliyatı ise Gafûr'u sülûkün bir basamağı kılar: ismin örtmesi günahtan başlayıp izâfî benliği örtmeye, oradan fenâya ulaşır; Gafûr perdelemez, kusuru rahmete çevirip altından Hakk'ı açar, ve Rahîm ile birlikte fenâdan bekāya geçişi sağlar. Hepsinin ortak hükmü şudur: Gafûr yalnız "bağışlayan" değil, kusuru örterken onu rahmete dönüştüren, azabı geri tutan ve nihâyetinde kulun benliğini örtüp Hakk'ı açığa çıkaran isimdir. Bu ismi gaffar, rahim ve settar ile birlikte; sülûkteki yerini ise fena ile, karşıt hükmünü ise el-Müntakim ile okumak gerekir.