İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 82

الْمُنْتَقِم

Müntekim

MÜNTEKİM'dır alır intikamını,Belirtir doğruluk ahkamını,Seçer DÜŞKÜNlerden yaranını,Haksızlığı önleyen MÜNTEKİM'dir ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 258 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-MÜNTAKİM

İntikam alıcı demektir.

MÜNTEKİM' dır alır intikamını,
Belirtir doğruluk ahkamını,
Seçer DÜŞKÜNlerden yaranını,
Haksızlığı önleyen MÜNTEKİM'dir ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku
Füsûs ve Mesnevî Işığında

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Terzibaba'nın Füsûsu'l-Hikem dersleri ve külliyatı ışığında derlenmiştir.

Mesnevî-i Şerîf'te el-Müntakim

Mevlânâ, Müntakim'i kuldan kopuk bir öfke olarak değil, Mün'im (nimet veren) ile çift gezen, insanın başında dâimâ dönen bir tecellî olarak işler; Konuk'un şerhi bu ismin nasıl rahmetle dengelendiğini açar.

Mün'im ile Müntakim — başımızda dönen çift. Cilt 2, insanın esmâ-i ilâhiyye topluluğunun aynası olduğunu koyar ve bu ismi tek başına bırakmaz:

"Hak Teâlâ hazretleri ona gâh Mün'im ve gâh Müntakim isimleriyle; ve gâh Mâni' ve gâh Mu'tî isimleriyle tecellî eyler; ve esmâ-i ilâhiyye mütekâbil olduğundan Mün'im ismiyle vâki' olan tecellîyi, Müntakim ismi takip eder. Bu hâl dâimâ başımızdadır." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 2)

İsimler mütekâbildir (karşılıklıdır); biri verir, öteki alır. Nimetin ardından bir daralma, bolluğun ardından bir kabz gelmesi keyfî değildir — Mün'im'in tecellîsini Müntakim'in tecellîsi izler. Şârih bunu uzakta bir kıyâmet sahnesi yapmaz: "Dikkat edenler zevkan bu tecellîyâtı âlem-i kevnde de dâimâ müşâhede edebilirler." Demek intikam, günlük hayatın inişli çıkışlı dokusunda her an okunabilir bir hâldir.

Aklın gazaba vurduğu demir bağ. Cilt 8, Müntakim'in insandaki ham hâlini ve onun nasıl terbiye edildiğini gösterir:

"Tabiat insanı, düşmandan intikam almak ister; çünkü insan ilâhî isimlerin tecellî yeridir ve ilâhî isimlerden birisi de 'Müntakim' ism-i şerifidir ve bu ismin gereği celâl ve kahırdır; fakat Hakk'ın rahmeti, gazabını geçtiği için, cemâl tecellî yeri olan akıl, insanın nefsi üzerinde demir gibi bir bağ olup, o gazabının hükmünü icrâya bırakmaz ve akıl onu hikmete ve kemâle sevk eder." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 8)

İntikam arzusu kulda Müntakim isminin celâl yüzüdür; fakat "rahmetim gazabımı geçti" hükmünce, akıl bu gazaba bir gem vurur. Akıl burada cemâlin mazharıdır: gazabı söndürmez ama icrâ etmesine izin vermez, onu hikmete ve kemâle çevirir. Demek kâmilde Müntakim, ham bir öç değil, akılla terbiye edilmiş bir kuvvettir.

Cehennem ve kinin kökü. Cilt 3, yerilen huyların kaynağını bu isme bağlar: "Cehennem, Kahhâr ve Müntakim isimlerinin tecellî yeridir. Bu sebeple senin kinin de o cehennemin bir parçasıdır; ve yerilen ahlâktan olan kin, dinin düşmanıdır." Kin, hased, öç hırsı — bunlar kulda Müntakim isminin yanlış yerde, nefse hizmet eden tecellîsidir; cehennemin azap araçları da bu yerilen huy sûretlerinden örülür.

Füsûsu'l-Hikem'de el-Müntakim

İbn Arabî'nin esmâ tasnifinde Müntakim, celâlî isimler arasında açık bir yer tutar; Terzibaba'nın Füsûs dersleri bu yeri belirler.

Rahmân'ın saltanatı altında bir isim. Kelime-i Şîsiyye, Müntakim'i Rahmân'ın gölgesine koyar:

"İsm-i Rahmân'ın Müntakim ve Kahhâr isimlerine ve sâir esmâ-i ilâhiyyeye fazl ve tekaddümü sâbit olur. Zîrâ ism-i Rahmân'ın saltanatı cümle üzerine zâhirdir." (Kelime-i Şîsiyye)

Demek Müntakim mutlak değildir; üstünde Rahmân'ın saltanatı durur ve bu isimlerin zuhûru "kaybolur ve gizlenir." İntikam, rahmetin içinde kalan, ona tâbi bir tecellîdir. Kelime-i Şîsiyye intikamın ne olduğunu da düzeltir: bu, keyfî bir cezâ değil, "şu fiili işledikten sonra o fiilin icap ettirdiği bir sonraki fiilin tahakkuku"dur — yani amelin tabiî neticesinin önüne çıkmasıdır. Mahşerdeki mîzân da bu ismin hakikati üzere kurulur.

Celâlden cemâle kaçmak. Kelime-i Dâvûdiyye, sâlikin bu isim karşısındaki tavrını koyar: "Müntakim celâlî isminden, Rahîm cemâlî ismine kaçmış olur. Binâenaleyh abd kendi nefsini Hakk'a karşı yine Hak'la muhâfaza etmiş bulunur." Kul, Müntakim'in heybetinden yine bir başka ilâhî isme — Rahîm'e — sığınarak korunur; kendini Hak'tan yine Hak'la saklar. Kelime-i Îseviyye bu çiftliği âlemin işleyişine bağlar: "Rahîm, Müntakim" ve "Nâfi', Dârr" gibi mütekâbil isimlerin mezâhiri tabiatta zuhûra gelir; bu karşılığı veren ise nefes-i Rahmânî'dir.

"Yâ Müntakim, irhamnî" — intikamın içindeki rahmet. Kelime-i Zekeriyyâiyye, en şaşırtıcı yüzü koyar: "Esmâdan Müntakim ismiyle 'Yâ Müntakim, irhamnî' [Ey intikam alıcı, bana rahmet et!] demek vardır; ve isteyen bu duâsıyla kendisine zulmeden zâlimden intikam alınmasını ve bu şekilde azabın hafiflemesini murat eder. Bu da aynı şekilde özel bir rahmettir." Demek mazlûmun zâlimden hakkının alınması, Müntakim ismiyle gelen bir rahmettir; intikam, ezilenin lehine işlediğinde bir lütfa döner.

Terzibaba Külliyatında el-Müntakim

Terzibaba, Müntakim'i kulun kendi hakikatine, terbiyeye ve nefs-i emmâreye bağlayarak açar.

Azap dışarıdan değil, kendi aynından gelir. Zümer Sûresi dersi, intikamın kökünü kulun kendi hakikatine indirir:

"Bâtınen bakıldığında, azap kişinin dışından değil, bizzât kendi hakîkatinden zuhûr eder. Allâh'ın kazâsı ilmine, ilmi ise kulun a'yân-ı sâbitesine tâbidir. Kulun a'yân-ı sâbitesindeki Mudill, Kahhâr, Müntakim gibi celâlî isimlerin gereği, azap olarak zuhûra gelir." (Zümer Sûresi)

Demek Müntakim'in tecellîsi başına dışarıdan inen bir cezâ değil, kişinin ezelî istidâdının — kendi aynının — talebinin zuhûrudur. Hak, o aynın iktizâsına icabet eder; azap kulun kendi hakikatinden çıkar.

Cezâ bile terbiyedir — intikam rahmetin bâtın yüzü. Aynı sûrenin dersinde Müntakim, terbiye dâiresine girer: "Hakk'ın Müntakim ismi de netîcede Rubûbiyyet dâiresinde tecellî eder; cezâ bile kulun terbiyesine hizmet eder. 'Tekfîr' (günâhların örtülmesi) rahmetin zâhir yüzü ise, buradaki 'intikâm' rahmetin bâtın yüzüdür: Birincisi lutufla örter, ikincisi adâletle terbiye eder." Demek Müntakim'in adâleti, Rab'bin kulu yetiştirmesinin bir başka yüzüdür; lütuf örterek, intikam ise terbiye ederek aynı rahmete hizmet eder.

Nimet ile nikmet birdir. İnsân-ı Kâmil dersi, vahdet nazarından bakınca bu ismin Mün'im'le birliğini koyar: "Bu makamda, müntakim ismi aynen Allah'tır… Müntakim sıfatı ile, mün'im sıfatı birdir… Yani intikam almak ile nimet vermek, nimeti elinden almak aynıdır." Vâhidiyet nazarında nimet (nimet) ile nikmet (azap) birbirinin zıddı görünse de, ikisinin de kaynağı tektir. Ârif, elinden alanı da vereni de bir kapıdan görür.

Nefs-i emmârenin zuhûru. Sohbet Arası Sohbetler'de Müntakim, celâlî isimlerin ham çıkışına bağlanır: "Kahhâr, Cebbâr, Azîz, Mütekebbir, Müntakim isimleri var mı, var; işte bunların zuhûra çıkması bir bakıma nefs-i emmâre ismiyle ortaya gelmektedir." Demek bu isimler nefiste terbiye edilmeden zuhûr ettiğinde emmâreye hizmet eder; Mesnevî'nin "aklın demir bağı" işte bu zuhûru hikmete çevirendir.

Değerlendirme

Üç kaynak Müntakim'i bir bütün hâlinde verir. Mesnevî onu Mün'im ile mütekâbil çift olarak, insanın başında dönen bir tecellî ve aklın gem vurduğu bir gazap olarak işler. Füsûs, Müntakim'i Rahmân'ın saltanatı altına yerleştirir; intikamı keyfî bir cezâ değil amelin tabiî neticesi sayar ve "Yâ Müntakim, irhamnî" duâsıyla onun mazlûm lehine bir rahmet olduğunu gösterir. Terzibaba külliyatı ise azabın kulun kendi a'yân-ı sâbitesinden çıktığını, cezânın bile terbiye olduğunu, vahdet nazarında nimet ile nikmetin birleştiğini koyar. Hepsinin ortak hükmü şudur: Müntakim'in intikamı bir öfke değil, rahmetin bâtın yüzü — kulu kendi hakikatinin gereğince terbiye eden bir adâlet tecellîsidir. Bu ismi celal-ve-cemal, ayan-i-sabite ve nefs ile birlikte; cemâlî karşılığını ise er-Rahîm ve el-Mün'im ile, yok edici kardeşini ise el-Kahhâr ile okumak gerekir.