Nefes-i Rahmânî kavramının irfânî tanımı, akâidî tanımından nasıl ayrılır?
Nefes-i Rahmânî, tasavvufî irfânda Hakk'ın kâinatı nefes-vâri olarak halk etmesini ve sürekli yenilemesini ifâde eden derin bir kavramdır. Bu kavram, Hakk'ın ilâhî isim ve sıfatlarını bütün varlığa yayması olarak açıklanır ve âlemlerin ilk varoluş sürecinde Rahmaniyet mertebesinin faaliyete geçmesiyle ilişkilendirilir¹. Akâidî tanımında ise daha ziyade rûhun ilâhî menşei ve insanın diri kalmasını sağlayan ilâhî nefes olarak ele alınır. İrfânî tanım, kâinatın sürekli yenilenen bir tecellî olduğunu vurgularken, akâidî tanım rûhun sırrî ve ilâhî kaynaklı yapısına odaklanır.
Detaylı cevap
İrfânî tanımda Nefes-i Rahmânî, Hakk'ın kâinatı sürekli olarak halk edip yenilediği bir işleyişi anlatır. Bu, Hakk'ın nefes alıp vermesi gibi, kâinatın sürekli fenâ ve vücud ritmiyle tazelenmesi anlamına gelir. İbn Arabî'nin tasavvuruna göre, Hakk Teâlâ kâinatı bir kez halk edip bırakmamış, bilakis sürekli nefes vererek onu yenilemektedir. Bu durum, Rahmân Sûresi 29. ayetindeki "fî külli yevmin hüve fî şe'n" (her gün yeni bir tasarrufta) ifâdesiyle somutlaşır. Bu nefes, Hakk'ın ilm-i İlâhî'de mevcut olan ilâhî isim ve sıfatlarını bütün varlığa yaymasıdır ve Rahmaniyet mertebesinin Vahidiyet mertebesinden faaliyete geçmesiyle âlemlere yayılır¹. Bu yayılım, mülk ve melekût âlemine ait şekillerin, yani "nakş"ın ortaya çıkmasını sağlar; "ferş-i devlet" ise Rahmânî nefes ile âlemlerin halkının yayıldığı geniş feza olarak tanımlanır².
Akâidî tanım ise, rûhun "can, soluk, ruhânî varlık" anlamlarına odaklanır ve insanı diri kılan ilâhî nefes olarak kabul eder. Bu tanım, İsrâ Sûresi 85. ayetindeki "kuli'r-rûhu min emri rabbî" (de ki: rûh Rabbimin emrindendir) ifâdesine dayanır ve rûhun mâhiyetinin sırrî olduğuna işâret eder. Ayrıca Hicr Sûresi 29. ayetindeki "ve nefahtu fîhi min rûhî" (ona kendi rûhumdan üfledim) ayetiyle Hz. Âdem'e rûh üflenmesi, rûhun ilâhî kaynaklı olduğunu gösterir. Akâidî yaklaşım, rûhun mâhiyetinin akılla kavranamaz olduğunu, onun idrâk edilen değil, idrâk eden; bilinen değil, bilen olduğunu vurgular. İrfânî tanım kâinatın sürekli halkını ve Hakk'ın tecellîlerini merkeze alırken, akâidî tanım rûhun ilâhî menşei ve insanın diri kalmasındaki rolü üzerinde durur.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1A'yân-ı Sâbite · s.144“Geçen sohbetlerde belirtildiği gibi, tenfis-i rahmani diye, nefes-i Rahmani diye, bir terkip terim geçmişti, Cenâb-ı Hakk’ın ilm-i İlâhide, ezeli halinde bu âle”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.958“"Nakş"tan kasıt, mülk ve melekût âlemine ait şekillerdir. "Nakkaş"tan kasıt, sıfat ve isimlerle birlikte ilâhî Zâttır. "Ferş" sözlükte, üzerinde yayılan şeyin i”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.