Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Şu'arâ Sûresi'nde geçen "şairler" kavramı, tasavvufî açıdan nefsin esiri olan, heva ve heveslerine göre değişen fikirlerle şaşkın şaşkın dolaşan kimseleri ifade eder. Bu şairler, Hakikat yolundan sapmış, nefsanî varlıklarının neticesi olan sözler söyleyen kişilerdir. Buna karşılık, iman edip salih amel işleyen, Allah'ı çok anan ve haksızlığa uğradıktan sonra öçlerini alan şairler istisna edilmiştir. Bu istisna edilenler, Hakikat-i Muhammediyye'ye yakınlık mertebesinde, Kur'an ve hadislerin sırlarına vakıf, ilahî marifet ve hakikatlere dair şiirler söyleyen, ehl-i gafleti uyandırmak için zarif sözler kullanan âşık şairlerdir. Dolayısıyla, Şu'arâ kavramı, nefsin esiri olan şairler için nefsi emmare mertebesiyle, istisna edilen âşık şairler için ise daha yüksek bir marifet ve hakikat mertebesiyle ilişkilendirilir.
Detaylı cevap
Şu'arâ Sûresi'nde zikredilen "şairler" kavramı, tasavvufî sülûk açısından iki farklı mertebede ele alınır. İlk olarak, sûrenin 224-226. âyetlerinde zemmedilen şairler, nefsi emmare mertebesinde bulunan kimselerdir. "Şâirlere azgınlar tâbi’ olur" (Şuarâ, 26/224) ve "Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler" (Şuarâ, 26/225-226) âyetleri, bu tür şairlerin Hakikat yolundan saparak nefsinin arzularına göre hareket ettiğini, fikirlerinin ve heveslerinin sürekli değiştiğini, dolayısıyla bir yolda sabit kalamadıklarını vurgular. Onların şiirleri, "karnı tokun hararetidir veyâhud sarmısaktan müteveilid olan hararettir"; yani nefsanî varlıklarının bir neticesidir. Şeytanların "her günahkâr yalancıya inerler" (Şuarâ, 26/222) ve "Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır" (Şuarâ, 26/223) ifadeleri, bu şairlerin vehim ve kuruntulara tabi olduğunu, nefsi emmare yaşantısında kalarak Hakikat'ten uzaklaştığını gösterir. Bu durum, sâlikin nefsi emmare mertebesinde takılı kalması, heva ve heveslerine uyması, Hakikat yerine hayal ve zanlara tabi olması hâlini temsil eder.
İkinci olarak, sûrenin 227. âyetinde istisna edilen şairler, daha yüksek bir mertebede değerlendirilir: "Ancak iman edip salih amel işleyen, Allah’ı çok anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar başka." Bu istisna, tasavvufî açıdan Hakikat-i Muhammediyye'ye yakınlık mertebesinde bulunan, ilahî marifet ve hakikatlere vâkıf âşık şairleri işaret eder. Onların şiirleri, "teceli-i Hakk’a olan hayretten ve kendinden geçmektendir". Bu şiirler, Kur'an ve hadislerin sırlarına dair olup, "makbûl ve mübârektir". Bu âşık şairler, kendi marifetlerini halka satmak için değil, "ehl-i gafleti zarîf sözleriyle îkâz içindir". Onlar, nefsanî varlıklarından sıyrılarak Hakk'ın tecellilerine ayna olmuş, ilahî aşk ve hayretle dolmuşlardır. Bu mertebe, sâlikin nefsi emmareyi aşarak, iman, salih amel ve zikrullah ile Hakikat'e yöneldiği, ilahî ilham ve marifetle konuştuğu bir hâli ifade eder. Bu, ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve hakke'l-yakîn mertebelerinde tahakkuk eden, Hakk'ın esmâ ve sıfatlarının tecellilerini idrak eden kâmil insanın şiiridir.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.183“Şâirin şiiri ise karnı tokun hararetidir veyâhud sarmısaktan müteveilid olan hararettir. Âşığın şiiri teceli-i Hakk’a olan hayretten ve kendinden geçmektendir. ”Oku
- 2Kaynak · s.181“onlara kemâl erişdirmek olur. 73 ----------------- إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ {الشعراء/220} “İnnehu huve-ssemî’u-l’alîm(u)” Şüphesiz O, hakkıyla işitend”Oku
- 3Kaynak · s.5“feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın ru”Oku
- 4Kaynak · s.19“4 ---------------- Bismillâhirrahmânirrahîm. “Rabbi zidniy ilmâ.” “Ya rabb-i ilmimizi ziyadeleştir.” ---------------- طسم {الشعراء/1} “Tâ-Sîn-Mîm” Tâ-Sîn-Mîm. (”Oku
- 5Kaynak · s.93“el ve ayaklarını kendilerine daha büyük azab olması için çapraz olarak yani sağ ayağını kestirirse sol kolunu kestirmiştir. Âyette ifade edilen hurma ağacına as”Oku
- 6Kaynak · s.107“zuhurlarının olmasıdır, çünkü onlara ruhundan vermiştir, onlarla beraberdir, onları ihata etmiştir onlara şah damarlarından daha yakındır, her zaman onlarla ber”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Ahzâb kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.