İçeriğe atla
Yûsuf 24Cüz 12 · Sayfa 238

Yûsuf Sûresi 24. Âyet

يوسف

Sohbete sor

Velekad hemmet bih(i)(s) vehemme bihâ levlâ en raâ burhâne rabbih(i)(c) keżâlike linasrife ‘anhu-ssû-e velfahşâ/(e)(c) innehu min ‘ibâdinâ-lmuḣlasîn(e)

Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yusuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı.

Yûsuf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

12/25. “Ve kapıya koşuverdiler ve kadın onun gömleğini arka tarafından çekip parçaladı. Ve kadının efendisine kapının yanında rastladılar. Dedi ki: Senin ailene kötülük isteyen bir kimsenin cezası, zindana atılmasından veya acıklı bir azabtan başka nedir?” Kaset, 3. 11.11.2000 cumartesi akşamı Cenâb-ı Hakk andolsun ki, diyor, Zeliha Yûsuf’a yönelmişti. Ve rabbının bürhanı, işâretleri olmasaydı Yûsuf da Zeliha’ya yöneliyordu. Ama Rabbinin işaretini görünce oradan uzaklaştı. O işaretin ne olduğu hakkında muhtelif rivâyetler vardır. Nusret babam bir sohbetinde burayı anlatırken şöyle demişti; Yûsuf (a.s.) ın babası Ya’kûb (a.s.) o anda Yûsuf (a.s.)ın önüne geçerek eliyle göğsüne vurmuş “dur sen bir peygamber oğlusun, nasıl bu işe tevessül ediyorsun” gibi. İşte o büyük delil, burhan oldu. Diyordu. Kendisini koruma ve kurtarma yönünden, bazıları da; “O anda duvarda bir tabelâ gördü. O tabelâda belirli bir ikaz yazıları gördü”. Oyüzden bu işten vazgeçti. Rabbının delili, bürhanı, böyle özel bir hâdise olmasaydı, belki orada Yûsuf (a.s.) ın başına çok büyük zorluklar çıkacaktı. Böylece onun

üzerinden kötülüğü, fuhşiyatı çevirdik, döndürdük. O hâlis kullarımızdandı. Yani Yûsuf (a.s.) da devamlı güzel hasletler olmasaydı, sâdık kâmil bir Hakk dostu olmasaydı biz ona bu yardımı yapmazdık. Diyor, Cenâb-ı Hakk.

Yani Cenâb-ı Hakk’a bizler de devamlı muhabbet ehli olursak, devamlı onun zikrinde, fikrinde, muhabbetinde olursak bizim zorlandığımız ve acze düştüğümüz bir yerde onun bize yardım etmesi mukadderdir. Bu Âyet işte aynı zamanda onu gösteriyor. Ama samîmî olmak şartıyla. Cenâb-ı Hakk’ın orada hem Zeliha’ya hem de Yûsuf (a.s.)a imtihanı vardır. Karşılıklı bir imtihan. Kişilerin aciz kaldığı yerde zaman zaman Cenâb-ı Hakk’ın buyurduğu gibi daha önceki Âyetlerde de bahsettiği gibi Cenâb-ı Hakk “biz yardım ettik” diyor. Cenâb-ı Hakk’ın zâtının oradaki faaliyyetini gösteriyor. Cenâb-ı Hakk sanki o sahnenin içinde orada ve orada anında müdahale ediyor. En hassas bir zaman içinde diyelim ki 10 dk, yarım saat sonra müdahale etmiş olsaydı işe yaramayacaktı. “ Andolsun ki o ona yöneldi, O da ona yöneldi. Ancak Rabbinin bürhanı olmasaydı, işte böylece kötülüğü ve fuhşiyatı biz ondan geri çeviririz.” Buyuruyor. İşte orada kendi zatından zatıyla yaptığını buyuruyor. “Biz böyle yaparız, biz böyle döndürürüz.” diyor. Yani yaptığınız her şeyden haberdarız. Burada Yûsuf (a.s.) yaptığı işlerden haberdar olduğu gibi bizlerden de bizlere ikâzı vardır. Sizinde yaptığınız her şeyden haberdarız, diyor. Cenâb-ı Hakk’n haberdar olması nasıl oluyor? Uzaklardan bizi projektörlerle kontrol etmesinden mi? yoksa daha başka bir özellikten mi? (İnne Rabbeke ehâta binnâsi) (17/60) “Muhakkak ki Rabb’in insânları kuşatmıştır.” bizâtihi kendi varlığının bizde olmasından ileri geliyor.

Şimdi Hakkın varlığı bizlerde mevcut, fakat biz ona perde oluyoruz. Zâhirimizle ona biz perde oluyoruz. O zaman biz zâhirde, HakK bâtında oluyor. Biz zâhirdeyiz yani onun perdesi oluyoruz ama O, batınımızda olmasa biz zâhirde olamayız. O’nun bâtında oluşu bizim zâhire çıkmamıza sebeb oluyor. Böyle bir hâdise içerisinde o zâhire çıkmış oluyor biz bâtına. Şu inceliğe bakın. “Ben yaptım, biz yaptık” dediği yerde “Hakk zâhir, kul bâtına” geçmiş oluyor. Kul gizlenmiş

Hakk kendini ortaya çıkarmış oluyor. İşte kul bâtına geçtiği için bir fiil yapması mümkün olmuyor. Ama bunun oluşması için o kul da muhlis, hâlisi galib olması gerekir. Sıkıştığı yerde “hızır” gibi yetişti dendiği yerdeki hâdise budur. Sıkıştığı yerde Hakk zâhir kulu bâtına alıyor. Hakk senin vekilin oluyor.

Yûsuf (a.s.) burhanı görünce kaçmak için kapıya yöneldi. Zeliha hanım da kapıya doğru arkasından koşmaya başladı. Böylece ikisi birden kapıya doğru koşarlar. Kapıdan çıkmasına engel olmak için gömleğini arkadan çekerek yırtıyor.

Kapının yanında efendisine rastlıyorlar. Yani Azîz o anda bir iş için hanımının odasına geliyormuş. Onlar orada koşuştururken kapıyı açıyorlar. Yûsuf (a.s.) kapıdan uzaklaşmak için, Zeliha hanımda onun arkasından yetişip içeriye almak için onun gömleğinden tutup yırtıldığında Azîzle karşılaşıyorlar. Bunun üzerine Zeliha beyini orada görünce rol değiştiriyor. Hâdisenin şeklini değiştirmeye çalışıyor. Azîz’e diyor ki; “Senin ehline kötülükle yaklaşmaya çalışanın cezası nedir?” Bir yönüyle ona iftira atıyor. Şimdi gömleğin arkadan yırtılmasına bakalım: Gömlek bilindiği gibi insân bedeninin örtüsüdür. Ve örtü de perdedir. İşte Zeliha hanım, Yûsuf’un hakikatini anlamak istiyor. Ve onda bir güzellik olduğunu hissediyor. Gömleğini arkadan çekerek yırttığı için “Gömlek” onun perdesidir. Yani gömleğin içinde bulunan Yûsuf, Yûsuf’un içinde bulunan “hakikati ilâhiyye’yi” açmaya çalışıyor. Ama bunu yanlış bir şekilde yaptığı için onu tam anlayamıyor. Ama Yûsufda çok değişik haller olduğunu, diğer insânların dışında bir zuhur olduğunu anlıyor, zâten muhabbeti de o yöndendir. Bunun cezâsı, ya bunu hapse atmak veya elim, şiddetli bir azab vermektir. Bana böyle saldırdığı, yahut kötü niyetle muamele ettiği için, “ya zindana at, ya da elemli bir azab vermen lâzım” diyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)