Vekad mekerû mekrahum ve'inda(A)llâhi mekruhum ve-in kâne mekruhum litezûle minhu-lcibâl(u)
Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir).
Gerçekten onlar çeşitli hileler ve tuzaklar kurdular. Allah katında da onlara hilelerine karşı azab var; isterse onların hileleri dağları yerinden oynatacak olsun
İbrahim Suresi 46. ayet, müşriklerin kurduğu düzenin (mekr) büyüklüğünü ve bu düzenin Allah katındaki akıbetini vurgular. Ayet, 'mekr' kavramının hem insan eylemi hem de ilahi takdirle ilişkisini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mekr, birini fark ettirmeden kötü bir şeye sevk etmektir. Bu ayetteki 'mekerû' fiili, müşriklerin peygambere karşı kurdukları gizli ve kötü niyetli planları ifade eder. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun düşmanlarına karşı uyguladığı, onların planlarını boşa çıkaran ilahi tedbiri anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Mekr, birini fark ettirmeden helake sürüklemektir. Ayetteki 'mekerû' fiili, kafirlerin peygamberlere karşı kurdukları tuzakları ve hileleri belirtir. Bu, onların gizli ve aldatıcı yöntemlerle İslam'ı engelleme çabalarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'mekr' kelimesi, genellikle düşmanların gizli ve aldatıcı planlarını ifade eder. Bu ayette, müşriklerin Hz. İbrahim'e ve onun tebliğine karşı kurdukları sinsi düzenleri ve hileleri anlatır. Bu, onların açıkça karşı koymak yerine, arkadan iş çevirme eğilimlerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): 'Mekr' kelimesi, burada müşriklerin peygamberlere karşı gizlice hazırladıkları kötü planları ve tuzakları ifade eder. Ayetteki 'mekrühüm', onların bu düzenlerinin büyüklüğünü ve ciddiyetini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mekr, bir şeyi gizlice ve aldatıcı bir şekilde yapmaktır. 'Mekrühüm' ifadesi, müşriklerin peygamberlere karşı kullandıkları hileli ve sinsi yöntemleri anlatır. Bu, onların açıkça savaşmak yerine, entrikalarla iş görme eğilimlerini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mekr, birini fark ettirmeden kötü bir duruma düşürmektir. Ayetteki 'mekrühüm', kafirlerin İslam'a ve Müslümanlara karşı kurdukları gizli ve yıkıcı planları ifade eder. Bu, onların niyetlerinin kötülüğünü ve eylemlerinin aldatıcılığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zevâl, bir şeyin yerinden ayrılması veya ortadan kalkmasıdır. Ayetteki 'li-tezûle' fiili, müşriklerin kurduğu düzenin o kadar büyük ve yıkıcı olduğunu, dağları bile yerinden oynatacak güçte olduğunu mecazi olarak ifade eder. Bu, onların planlarının şiddetini ve tehlikesini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zevâl, bir şeyin yerinden kayması veya yok olmasıdır. 'Li-tezûle' fiili, müşriklerin düzeninin gücünü ve etkisini abartılı bir şekilde anlatır; dağların bile bu düzen karşısında yerinden oynayabileceği mecazıyla, onların planlarının ne kadar büyük ve yıkıcı olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zevâl kelimesi, Kur'an'da genellikle bir şeyin sabitliğini kaybetmesi, yerinden oynaması veya ortadan kalkması anlamında kullanılır. Bu ayette, müşriklerin düzeninin gücünü ve potansiyel yıkıcılığını vurgulamak için dağların bile yerinden oynayabileceği mecazı kullanılmıştır. Bu, onların planlarının ne denli tehlikeli olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cebel, yeryüzündeki büyük ve sabit yükseltilerdir. Ayetteki 'el-cibâl' kelimesi, sağlamlık ve değişmezliğin sembolü olarak kullanılmıştır. Müşriklerin düzeninin dağları bile yerinden oynatacak kadar güçlü olduğu ifadesi, onların planlarının büyüklüğünü ve tehlikesini vurgulamak için bir mübalağadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cebel, yeryüzünün sabit ve sağlam parçalarıdır. Kur'an'da genellikle istikrar ve büyüklük sembolü olarak geçer. Bu ayette 'el-cibâl', müşriklerin düzeninin ne kadar büyük ve yıkıcı olduğunu anlatmak için bir mecaz olarak kullanılmıştır; onların planlarının, dağlar gibi sağlam şeyleri bile etkileyebilecek güçte olduğu ifade edilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da dağlar (cibâl), genellikle Allah'ın kudretinin ve yaratılışın sağlamlığının bir sembolüdür. Bu ayette ise, müşriklerin 'mekr'inin o kadar büyük ve yıkıcı olduğu, dağlar gibi sabit ve güçlü varlıkları bile yerinden oynatabilecek potansiyele sahip olduğu mecazi olarak ifade edilir. Bu, onların planlarının ciddiyetini ve tehlikesini vurgular.
İbrâhîm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(46) (Ve kad mekerû mekrehum ve indallâhi mekruhum, ve in kâne mekruhum li tezûle minhul cibâl.)
“Gerçekten onlar çeşitli hileler ve tuzaklar kurdular. Allah katında da onlara hilelerine karşı azâb var; isterse onların hileleri dağları yerinden
oynatacak olsun.”