Elleżîne teteveffâhumu-lmelâ-iketu tayyibîne(ﻻ) yekûlûne selâmun ‘aleykumu-dḣulû-lcennete bimâ kuntum ta'melûn(e)
Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, "Selam size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete" derler.
Takva sahipleri o kimselerdir ki, melekler, canlarını hoş ve rahat halde alırlar. "Selam size, yapmış olduğunuz güzel işlerin mükafatı olarak girin cennet'e..." derler.
Nahl Suresi 32. ayet, takva sahibi müminlerin ölüm anındaki durumunu ve meleklerle olan diyaloglarını tasvir etmektedir. Ayet, 'can alma', 'temiz olma', 'selam verme', 'cennete girme' ve 'amel etme' gibi temel kavramlar üzerinden ahiret inancının önemli ve müjdeli bir yönünü ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vefât kelimesi, bir şeyi tam ve eksiksiz olarak almak anlamına gelir. Allah'ın ruhları vefat ettirmesi, onları bedenden tam olarak almasıdır. Ayetteki 'tetevaffâhumu' ifadesi, meleklerin müminlerin ruhlarını eksiksiz bir şekilde teslim almasını ifade eder, bu da onların ahiretteki tam karşılığını alacaklarına bir işarettir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vefât, ruhun bedenden ayrılması ve ölüm anlamına gelir. Burada meleklerin ruhları alması, Allah'ın emriyle bu görevi yerine getirmeleridir. Ayetteki kullanım, meleklerin bu görevi yerine getirirken müminlere karşı nazik ve müjdeleyici bir tavır sergilediğini ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'vefât' kavramı, sadece biyolojik bir sonu değil, aynı zamanda ilahi bir eylemi ve ruhun bedenden ayrılışını ifade eder. Bu ayetteki 'tetevaffâhumu' fiili, meleklerin bu ilahi görevi yerine getirmesini ve ruhun ahiret yolculuğunun başlangıcını simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tayyib, hem maddi hem manevi anlamda temiz, güzel ve hoş olanı ifade eder. Ayetteki 'tayyibîne' ifadesi, müminlerin imanları ve salih amelleri sayesinde günahlardan arınmış, ruhsal olarak temiz bir halde vefat ettiklerini gösterir. Bu temizlik, onların cennete layık oluşlarının bir göstergesidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tayyib, helal, güzel, hoş ve temiz anlamlarına gelir. Bu ayetteki 'tayyibîne' kelimesi, meleklerin ruhlarını aldığı kişilerin iman ve takva ile hayatlarını geçirmeleri sebebiyle, Allah katında makbul ve temiz bir halde olduklarını vurgular. Bu durum, onların ahiretteki mükafatlarının temelini oluşturur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tayyib kelimesi, Kur'an'da genellikle iyi, güzel, helal ve temiz anlamlarında kullanılır. Nahl 32'deki 'tayyibîne' ifadesi, müminlerin ölüm anında günah kirlerinden arınmış, manevi olarak pak bir durumda olmalarını anlatır. Bu, onların cennete girişlerinin bir ön koşulu ve müjdesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Selâm, her türlü afet ve eksiklikten uzak olmak, esenlik ve barış içinde bulunmak anlamına gelir. Meleklerin 'selâmün aleyküm' demesi, müminlere Allah'ın rahmetini, güvenliğini ve cennetteki ebedi esenliği müjdelemesidir. Bu, onların korku ve endişeden arınmış bir hale geçişlerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Selâm, Kur'an'da hem bir dilek hem de bir durum olarak karşımıza çıkar. Cennet ehlinin selamlaşması ve meleklerin onlara selam vermesi, cennetin huzur ve barış dolu atmosferini yansıtır. Bu ayetteki selam, müminlerin dünya sıkıntılarından kurtulup ilahi huzura eriştiğinin bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Selâm, Allah'ın isimlerinden biri olup, her türlü noksanlıktan münezzeh olması anlamına gelir. Meleklerin müminlere selam vermesi, Allah'ın onlara olan rahmetini ve cennetteki güvenli yaşamlarını müjdelemesidir. Bu, aynı zamanda cennetin bir özelliği olan huzur ve emniyetin bir ifadesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet kelimesi, 'örtmek, gizlemek' kökünden gelir ve ağaçları ve bitkileriyle yeri örten bahçe anlamına gelir. Kur'an'da ise müminlere vaat edilen, gözlerden gizli, nimetlerle dolu ahiret yurdunu ifade eder. Ayetteki 'udhulû el-cennete' ifadesi, bu mükafat yurduna daveti ve giriş iznini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cennet, ağaçları ve bitkileriyle toprağı örttüğü için bu ismi almıştır. Kur'an'da ise Allah'ın mümin kulları için hazırladığı, içinde çeşitli nimetlerin bulunduğu ebedi ikametgahı ifade eder. Bu ayette, meleklerin müminleri cennete davet etmesi, onların dünya hayatındaki çabalarının karşılığını alacaklarını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cennet, Kur'an'da temel bir ahiret kavramıdır ve müminlerin nihai ödülünü temsil eder. Genellikle bahçe imgesiyle ilişkilendirilir ve huzur, bolluk ve ebedi mutluluk vaat eder. Nahl 32'deki cennet, salih amellerin doğrudan bir sonucu olarak elde edilen ilahi lütfu simgeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Amel, kasıtlı olarak yapılan her türlü işi ifade eder. Kur'an'da genellikle iyi ve kötü işler için kullanılır. Ayetteki 'bimâ kuntum ta'melûne' ifadesi, cennete girişin, müminlerin dünya hayatında Allah'ın rızasına uygun olarak yaptıkları salih amellerin bir karşılığı olduğunu açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Amel, kişinin iradesiyle gerçekleştirdiği fiildir. Bu ayetteki 'ta'melûne' kelimesi, müminlerin imanlarının gereği olarak yaptıkları ibadetleri, iyilikleri ve Allah'ın emirlerine uygun davranışları kapsar. Cennete girişin bu amellere bağlı olması, İslam'da amelin önemini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Amel kavramı, Kur'an'da insanın dünya hayatındaki eylemlerini ifade eder ve ahiretteki karşılığını belirleyen temel unsurdur. Nahl 32'de 'yaptıklarınıza karşılık' ifadesiyle, cennetin bir lütuf olmakla birlikte, aynı zamanda müminlerin salih amellerinin bir sonucu olduğu açıkça belirtilir. Bu, sorumluluk ve karşılık ilkesini vurgular.
Nahl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ellezîne teteveffâhumu-lmelâ-iketu tayyibîne yekûlûne selâmun ‘aleykumu-dhulû-lcennete bimâ kuntum ta’melûn(e)” Melekler onların canını temizlenmiş olarak alırken: “Selâm size, yaptıklarınıza karşılık haydi cennete girin, “ derler. (16/32)
Cennete dahil olacak kişiler celâl isimlerinden temizlenmiş olarak “selâm” ismi altında cennete dahil olurlar. Cennet ve cehennemde cemal ve celal isimleri birbiririnden ayrılmış olacaktır. Ve “Cami” ve Selâm insanın esmâlarındandır.
Cennete dahil olmak bir bakıma “Senlik’ten benliğe, nardan nûra geçerek cemâl-i ilâhiyye dahil olmaktır. (Murat Derûni) Selâm isminin harfleri.
(سلام) (Selâm) Görüldüğü gbi “selâm” kelimesi, aslen, “sin” “lâm” “elif” “mim” harflerinden meydana gelmektedir. Bunların kısaca sayı değerlerini inceliyelim.
(س) (Sin) Ya-sin’in sinidir. İnsân-ı Kâmil’in sinidir. Hakikat-i insaniyye’nin sinidir. Her insanın sinidir. Sayı değeri (60) dır. Görüldüğü gibi üç harfle ifade edilmektedir.
(ل) (Lâm) Ulûhiyyet lâmıdır. Ululuk yüceliğin ifadesidir. Ehadiyyetin işaretidir. Adeta Ehadiyyetten âlemi şehadete uzatılan ve bu âlemleri tutan askı gibidir. Sayı değeri (30) dur. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir.
(ا) (Elif) Harflerin başbuğu. Bütün ma’nâların kaynağı. Nazenin naz ehli. Onüç noktadan meydana gelmiş bütün makamları ihata edici. Bütün varlıkta var olucu Lâm’ın kucağına oturunca (لا) (Lâ) olarak bütün âlemleri bir çırpıda kaldırıcı sadece kendi neş’esini bırakarak beşeri neş’e leri yok edici Sultan Elif. Sayı değeri, (1/13) tür. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir.
(م) (Mim) Muhabbet kaynağı. Hakk âşıklarının sığındığı liman. Gariplerin dayanağı. Âlimlerin âlimi. Nur-u Muhammedinin şifresi. İnsanların İlâh-î senedi.
Muhammed Mustafa (s.a.v.) Sayı değeri (40) tır. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir. (Selâm)ın Lâm-ına birde ikili (لا) (Lâmelif) olarak bakalım. Lâm olan Ulûhiyyet, Elif olan Ehadiyyeti kucağında tutmuş Lâ olan ben yok, bende var olan Ehadiyyettir, dercesine onu sinesine basmıştır. Ehadiyyet ise Ben bâtındayım görünen sensin diyerek kendini gizlemeye çalışmaktadır. Bu birliktelik sarmaş dolaş olan bu hal kendinden kendine muhabbetir.
Baştaki selâm da devreye girip sizleri ben anlatacağım merak etmeyin böyle gizli kalmayacaksınız diyerek mim-i Muhamediyyeye akarak bazen beşereriyyeti ile bazen hakikatiyle insanlarla beraber olmaktadır. Onu ancak bu hakikatleri bilenler tanımakta diğerleri ise sadece beşeriyetine bakıp falan kimse zannetmektedirler. Aslında o zannettiği gibi sadece beşer yönlü değil, aynı zamanda Hakikat-i ilâhiyye yönüylede âleminin içinde gizli bir hazine olarak dolaşmaktadır.
(Selâm)ın sayı değerlerini toplarsak. (60/30/1/40=131) ederki, sayı bellidir. (13) ve (1) Özetlersek;
(س) (Sin) İnsân-ı Kâmil.
(ل) (Lâm) Ulûhiyyet.
(ا) (Eif) bir Vâhidiyyet.
(م) (Mim) Hakikat-i Muhammed-î dir.
İşte selâm bütün bu âlemlere Ehadiyyetinden gelen tecelli-i İlâhiyyeler ile âlemlerin her bir noktasına selâmetle rahmeti Rahmaniyyenin akmasıdır.
Ayrıca selâm-ı (الإسلام) lâmı tarif olarak, tahsis (El selâm/Es selâm) olarak okursak. O zaman.
(ا) Baştaki (Elif) Ahadiyyet.
(س) İkinci (Sin) ise Selâm isminin zuhuru olan İnsân-ı Kâmilin gölgesidir. Böyle olunca sayı (192) olmakta oda zaten (12) dir. Yani hakikat-i Muhammed-î dir. Ayrıca (19) dur, o da İnsân-ı Kâmil’dir.[33]
هَلْ يَنظُرُونَ إِلاَّ أَن تَأْتِيَهُمُ الْمَلائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ أَمْرُ رَبِّكَ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّهُ وَلكِن كَانُواْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ {النحل/33}
“Hel yenzurûne illâ en te/tiyehumu-lmelâ-iketu ev ye/tiye emru rabbik(e) kezâlike fe’ale-lleżîne min kablihim vemâ zâlemehumu(A)llâhu velâkin kânû enfusehum yazlimûn(e)”