İçeriğe atla
Nahl 96Cüz 14 · Sayfa 278

Nahl Sûresi 96. Âyet

النحل

Sohbete sor

Mâ ‘indekum yenfed(u)(s) vemâ ‘inda(A)llâhi bâk(in)(k) velenecziyenne-lleżîne saberû ecrahum bi-ahseni mâ kânû ya'melûn(e)

Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlarını vereceğiz.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Mâ ‘indekum yenfed(u) vemâ ‘inda(A)llâhi bâk(in) velenecziyenne-llezîne saberû ecrahum bi-ahseni mâ kânû ya’melûn(e)” Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz. (16/96)


Dünya hayatı geçicidir. İnsanın ömrüde sınırlıdır. Ve araz yani sonradan olmadır. Allah ise kadim ve ebedir. Varis, Reşat, Sabur son esmâ-i ilahiyyelerdendir. Rüşte erip sabredenler en güzeline varistirler ve mükafatlandırılırlar. (Murat Derûni) Gülşen-i Raz ile yolumuza devam edelim;


O taraftan olur var etme ve kemâle erdirme;

Bu taraftan olur her lahza değişme.

Geçince hallerin hükmü dünyâdan;

Olur külli bekâya âhiret mekân.

Hangi bir şeyi etsen sen ru’yet;

İki âlem odur mânâ ve sûret.

Birinci kavuşmayı gör ayrılığın aynı;

Fenâ ol gör “Allah indinde bâkî” olanı.(16.sure/96.âyet)


Kişi dünyâya doğduğu anda mânâlardan ölmüştür. Dünyâdaki yaşantısından amaç ise bu ölü hâli diriltmektir. Hakîkatlerden habersiz olarak yaşayanlar uykuda yaşamaktadırlar ve hadisi şerifte buyrulduğu gibi “öldükleri zaman uyanırlar.” Bu şekilde olan yaşam zâhiri âlemdeki varlıkların tümünde hiç kesilmeksizin devâm etmektedir. İnsan idrâksiz olarak yaşıyorsa, geldiği yerden, gideceği yerden habersiz ise hayât düzeyini bilmiyor ise buna yaşama denmez. Artık günümüzde insanın yapabileceği işleri yapan makineler, robotlar vardır. Bunlara rûhları diyebileceğimiz enerji verilince hareket etmekteler ve düşüncelerini yâni yapılarındaki çiplerde mevcût programları ortaya koymaktadırlar. Bizler bu örnekten hareket ile hakîkatimizi idrâkten ve onun gereğini yaşamaktan uzak olan yaşantının ne denli insani bir yaşantı olduğunu düşünelim artık. Kişi dünyâ yaşantısından önce Hakk’ın varlığı ile Hakk olarak mevcûttu ancak birimsel varlığının farkında değildi. Kişi dünyâda iken yapısı itibarıyla terkîpler hükmündedir ancak onu oluşturan terkîpler zâten o dünyâya gelmeden öncede sâdece Hakk olarak mevcût idi ve dünyâda kendisinde değişik oranlarda o kişide ortaya gelerek “ben”im dediği birimsel varlığını oluşturdu. Bizler dünyâya gelişimiz ile bu asli varlığımızı unutarak, kendimizi terkîp zannettik ve gerçek varlığımızdan ölmüş olduk.

Bu anlatılanları idrâk eden kişi hasta olanın iyileşmek için ne gerekiyorsa yapması gibi her şeyi yaparak bu ilâhî hakîkatlerden ölme hastalığını kendisinden iyileştirmeye çalışır. Bunun içinde teşhisi en iyi biçimde koyan bir doktor yâni bir insanı kâmil ve gerekli ilaçların alınması yâni riyazâtlar, zikirler gibi seyri sülûk çalışmaları gereklidir.[104]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)