İçeriğe atla
Nahl 99Cüz 14 · Sayfa 278

Nahl Sûresi 99. Âyet

النحل

Sohbete sor

İnnehu leyse lehu sultânun ‘alâ-lleżîne âmenû ve'alâ rabbihim yetevekkelûn(e)

Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur.

Nahl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“İnnehu leyse lehu sultânun ‘alâ-llezîne âmenû ve’alâ rabbihim yetevekkelûn(e)” Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. (16/99)


Muhakkak ki, amenu/îmân etmiş olanların ve Rab'lerine tevekkül (vekil/dayananlar) üzerine onun için bir sultan/hâkimiyeti_gücü yoktur.

Zaten onlar beden “illa bi sultan” ile bu beden kutrunun dışına çıkmışlar ve nefsi emarenin sultasından kurtulmuş ve iblisin vehmi kuvvetinin etkisi kalmamıştır.

Hz. Mevlana, “Ne suç, işlemişiz ki bu dünya hapishanesine konmuşuz? Burada bulunmamızın sebeb-i hikmeti birkaç mahpusu bu zindandan (nefs zindanından) kurtarmak içindir,” diye ifade etmiştir.

İşte “İnsan-ı Kamil”den kim bu yardımı almışsa, ona “sultan gücü” ulaşmış ve o güçle “nefs aktar”ını aşmış olur. “İz- T.B” Ve daha sonra da miraclarını yaparak ruh kutrundan çıkmışlardır.

Cebrail’in durduğu yerden geçerek kendisinde bulunan “Hakikat-i Muhammedi” sayesinde “yanarsam ben yanarım” diyerek ilahi hakikate ulaşmış olur.

Burada kendisinde faaliyete geçen “Allah” esması, onun âlemlerin dışına çıkmasına sebep olan sultan gücüdür.

“Allah” esmasının zuhuru bütün alemlerde geçerli ve alemler üstü de bir özelliği olduğundan, kimde “Allah” ismi manen zuhura gelirse, o kimse bu alemlerin kutrundan çıkmış olur.

Böylece “mi’rac” hakikatini idrak ederek, hadis-i şerifte bildirilen, “Benim Allah ile öyle bir anım olur ki, oraya ne bir melek-i mukarreb ne de bir nebi-i mürsel giremez,” diye ifade edilmiştir.[107]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)