Rabbukum a'lemu bimâ fî nufûsikum(c) in tekûnû sâlihîne fe-innehu kâne lil-evvâbîne ġafûrâ(n)
Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.
Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız elbette Allah çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır.
İsrâ Suresi 25. ayet, Allah'ın insan kalbindeki niyetleri ve halleri en iyi bilen olduğunu vurgular. Ayet, salih amellerin ve Allah'a yönelişin (evvâbîn) önemini ve bu yönelişin Allah'ın bağışlayıcılığına vesile olduğunu dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefs (نفس) kelimesi, bir şeyin zatı, hakikati ve ruhu anlamına gelir. Ayetteki 'nüfûsiküm' ifadesi, Allah'ın kullarının iç dünyalarında gizledikleri niyetleri, düşünceleri ve halleri bildiğini vurgular. Bu, sadece dışsal eylemleri değil, kalpteki samimiyeti de kapsar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nefs (نفس), ruh ve can anlamlarına gelir. Ayetteki kullanımıyla, insanların iç âlemlerinde barındırdıkları sırları, düşünceleri ve duyguları ifade eder. Allah'ın bu içsel hallere vâkıf olması, O'nun ilminin kuşatıcılığını gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'nefs' kavramı, genellikle insanın benliğini, ruhunu ve içsel varlığını ifade eder. Bu ayette 'nüfûsiküm' ile kastedilen, insanın kendi içindeki niyetleri, arzuları ve ahlaki durumudur. Allah'ın bunu bilmesi, insanın sorumluluğunu ve içsel arınmanın önemini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salâh (صلاح), fesadın (bozukluğun) zıddıdır ve bir şeyin doğru, düzgün ve faydalı hale gelmesi anlamına gelir. 'Sâlihîn' ise, hem kendileri için hem de başkaları için faydalı ve doğru işler yapan, ahlaki ve dini açıdan düzgün kimselerdir. Ayetteki bağlamda, Allah'ın içsel niyetleri bilmesiyle birlikte, bu niyetlerin salih amellere dönüşmesinin önemini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Salâh (صلاح) kelimesi, bir şeyin bozukluktan arınıp iyi ve faydalı hale gelmesidir. 'Sâlihîn' ifadesi, Allah'ın emirlerine uygun davranan, ahlaki değerlere bağlı ve toplum için yararlı işler yapan kişileri tanımlar. Ayette, Allah'ın bağışlayıcılığının, içsel niyetlerin salih amellere dönüşmesiyle ilişkili olduğu belirtilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Salâh kavramı, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; hem bireysel hem de toplumsal düzeyde iyilik, doğruluk ve düzeni ifade eder. 'Sâlihîn' olmak, sadece ibadetleri yerine getirmekle kalmayıp, aynı zamanda ahlaki erdemlere sahip olmayı ve topluma faydalı olmayı da içerir. Ayette, bu niteliklere sahip olanların Allah katındaki değerine işaret edilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Evvâb (أوّاب), 'evbe' (dönüş) kökünden türemiştir ve çokça dönen, Allah'a çokça yönelen anlamına gelir. Ayetteki 'evvâbîn' ifadesi, günah işledikten sonra pişman olup Allah'a dönen, tövbe eden ve sürekli O'na yönelen kimseleri tanımlar. Bu, Allah'ın bağışlayıcılığının bu tür bir yönelişle ilişkili olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Evvâb (أوّاب), Allah'a dönen, O'na yönelen demektir. Bu kelime, günahlarından dolayı pişmanlık duyup Allah'a sığınan ve O'nun rızasını arayan kişileri ifade eder. Ayette, Allah'ın bu samimi yönelişi bağışlayıcılıkla karşıladığı belirtilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Evvâb (أوّاب), 'evbe' (dönüş) fiilinin mübalağalı ism-i failidir ve sürekli olarak Allah'a dönen, O'na yönelen kişiyi ifade eder. Bu, sadece bir kerelik tövbe değil, sürekli bir yöneliş ve pişmanlık halidir. Ayette, Allah'ın, bu sürekli yöneliş içinde olanları bağışlayacağını müjdeler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğafûr (غفور), 'ğafr' (örtmek, gizlemek) kökünden türemiş olup, günahları çokça örten ve bağışlayan anlamına gelir. Allah'ın 'Ğafûr' ismi, O'nun kullarının günahlarını affetme ve onları cezalandırmama konusundaki engin merhametini ifade eder. Ayette, Allah'ın, kendisine yönelen 'evvâbîn'i bağışlayacağı vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğafûr (غفور), Allah'ın sıfatlarından olup, günahları örten, affeden ve kullarına merhamet eden demektir. Bu sıfat, Allah'ın kullarının hatalarını görmezden gelme ve onları cezalandırmama konusundaki cömertliğini gösterir. Ayette, Allah'ın 'evvâbîn'e karşı bu sıfatıyla tecelli edeceği belirtilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğafûr (غفور) kavramı, Kur'an'da Allah'ın en temel niteliklerinden biri olarak geçer ve O'nun affediciliğini, merhametini ve günahları örtme kudretini ifade eder. Bu ayette, Allah'ın 'evvâbîn'e karşı 'Ğafûr' olması, tövbe ve yönelişin Allah katındaki değerini ve O'nun affının ne kadar geniş olduğunu gösterir.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(25) (Rabbüküm a'lemu Bima fiy nüfusiküm* in tekûnu salihıyne feinnehu kâne lil evvabiyne Ğafura;)
“Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız elbette Allah çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır.” Nefsten kasıt insânın sûreti değil, mânâsıdır.
Sizin Rabbiniz diyor, yani bu Âyeti Kerîme’yi kim hangi zamân ve mekân içerisinde okuyorsa burada ona hitap ediyordur, ve burada bir bakıma bunu Rabbül has söylüyordur. Her varlığın kendine has bir terbiye edicisi Rabbi vardır, işte her varlığın kendi asli üzere tekrarını temin etmesi Rabbül hasının onun üzerindeki tesiratıdır, faaliyetidir.
Biz kendimizi tanıyor zannediyoruz, oysa kendimizden haberimiz bile yoktur, tanımıyoruz, ne zaman ki tevhid hakikatine yönelmeye başlar isek kendimize yönelik, içe dönük bir çalışmaya başlarsak o zaman yavaş yavaş tanımaya başlıyoruz. Cenâb-ı Hakk bize o kadar yakın ve devamlı bizimle beraber olduğu için bizi bizden mutlaka daha iyi biliyor. Ahirette Cenâb-ı Hakk diyecek ki; “Ey
kullarım O sizinle beraber idi siz nerdeydiniz” işte O bizimle, bizim özümüzde, zâhirimizde ve batınımızda, evvelimizde ve ahirimizde mevcut olan, olduğu için tabiiki bizi bizim nefsimizden daha iyi bilecektir. Bizler hep zâhir şartlara takılıp kaldığımızdan, ev, araba, iş, yeme-içme, giyeceklerle uğraştığımızdan, tabiiki bunların hepsi gerekli orası ayrı konu, onu inkâr etmek mümkün değil fakat bunlar bizim zâhirimizle ilgili olan bir hukuk, bizim batınımızla, özümüzle ilgili olan hukukta Rabbımızla olan halimiz hukukumuz vardır.
Eğer sâlihlerden olursanız, tevbe edenleri bağışla-yıcıdır. Yani Allah’ın programı dahilinde yaşarsanız onun rahmeti, merhameti size çok olur. Rahmetin en büyüğüde kişinin kendine kendini bildirmesidir. Gafur bir taraftan nefsini örterken öteki taraftan senin hakikatini ortaya çıkarıcıdır. Örneğin buğday tohumunu toprağa ektiğimizde buğday tohumu örtülmüş, fakat içerisindeki başaklar açığa çıkarılmış olur, yani başaklar Zâhir ismi tecellisine dönüşecek. İşte gönlümüze Hakikati İlâhiyye tohumunu ektiğimiz zaman zâhirde olan o tohum Batına, tohumun içindekide zâhire yani faaliyet sahasına çıkmış olacak ve faydalanacağız, tabi bunun biraz zahmetide olacaktır.