Velâ takrabû mâle-lyetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluġa eşuddeh(u)(c) veevfû bil'ahd(i)(s) inne-l'ahde kâne mes-ûlâ(n)
Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.
Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk bulunuyor.
İsrâ Suresi 34. ayet, yetim malının korunması ve ahde vefanın önemini vurgulamaktadır. Ayet, yetim malına yaklaşımın sınırlarını belirlerken, ahdin yerine getirilmesinin dini ve ahlaki bir sorumluluk olduğunu dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kurb' kelimesinin mekan, zaman veya mertebe açısından yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'lâ takrabû' ifadesi, yetim malına zarar verecek, onu israf edecek veya haksız yere kullanacak her türlü eylemden uzak durmayı, yani malın korunması için gerekli mesafeyi korumayı emreder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yaklaşmak' fiilinin mecazi olarak bir şeyi yapmaya teşebbüs etmek veya ona yönelmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Burada yetim malına yaklaşmaktan kasıt, ona zarar verecek, onu eksiltecek veya haksız yere tasarruf edecek her türlü fiilden kaçınmaktır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, yetimin babası ölmüş küçük çocuk olduğunu ve bu kelimenin Kur'an'da sıkça geçtiğini belirtir. Ayetteki 'mâle'l-yetîm' ifadesi, bu özel durumdaki çocuğun mal varlığının korunmasının önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, yetimin babasını kaybetmiş çocuk olduğunu ve bu durumun onu zayıf ve korunmaya muhtaç kıldığını açıklar. Kur'an'ın yetim malına yaklaşımı yasaklaması, bu zayıf kesimin haklarının titizlikle korunması gerektiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'eşüdd' kelimesinin bedensel ve zihinsel olgunluğa, güce ve kemale ermeyi ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'hattâ yebluğa eşüddehû' ifadesi, yetimin malı üzerindeki velayet kısıtlamasının, onun kendi işlerini idare edebilecek olgunluğa erişmesiyle sona ereceğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'eşüdd' kelimesinin ergenlik ve akıl baliğ olma durumunu ifade ettiğini, bu dönemin kişisel sorumlulukların başladığı zaman dilimi olduğunu açıklar. Yetim malının korunması, bu döneme kadar devam eden bir sorumluluktur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vefâ' kelimesinin bir şeyi eksiksiz ve tam olarak yerine getirmek olduğunu belirtir. 'Evfû bi'l-ahd' ifadesi, ahdin tüm şartlarına riayet ederek, onu tam ve eksiksiz bir şekilde yerine getirme yükümlülüğünü vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'vefâ'nın bir şeyi tamamlamak ve eksiksiz kılmak anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki emir, ahdin sadece lafzen değil, manen ve fiilen de tam olarak yerine getirilmesini gerektirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ahd' kavramının Kur'an'da hem Allah ile insan arasındaki antlaşmayı hem de insanlar arasındaki karşılıklı sözleşmeleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ahd', geniş bir anlam yelpazesine sahip olup, her türlü taahhüdü ve sorumluluğu içerir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): es-Sicistânî, 'ahd' kelimesinin bir şeyi korumak, gözetmek ve ona bağlı kalmak anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'inne'l-ahde kâne mes'ûlâ' ifadesi, ahde vefanın sadece ahlaki değil, aynı zamanda hesap verilebilir bir sorumluluk olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ahd'in Kur'an'da genellikle bir yükümlülük, bir taahhüt veya bir sözleşme anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, ahdin yerine getirilmemesinin ciddi sonuçları olacağı ve kişinin bu konuda sorgulanacağı ima edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'suâl' kelimesinin bir şey hakkında bilgi istemek veya hesap sormak anlamına geldiğini belirtir. 'Mes'ûl' ise, hakkında soru sorulacak, hesabı istenecek demektir. Ayetteki 'kâne mes'ûlâ' ifadesi, ahdin yerine getirilmesinin ahiretteki sorumluluğunu açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mes'ûl' kelimesinin, bir şeyin sorumluluğunu taşıyan ve ondan dolayı sorgulanacak olan kişi veya durum için kullanıldığını ifade eder. Ahdin 'mes'ûl' olması, onun önemini ve ciddiyetini vurgular, zira her ahdin bir karşılığı ve hesabı vardır.
İsrâ Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(34) (Ve lâ takrabu malel yetiymi illâ billetiy hiye ahsenü hatta yeblüğa eşüddeh* ve evfu bil ahd* innel ahde kâne mes'ula;)
“Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüşdüne erinceye kadar en güzel bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk bulunuyor.”