Veżkur fî-lkitâbi ibrâhîm(e)(c) innehu kâne siddîkan nebiyyâ(n)
Kitap'ta İbrahim'i de an. Gerçekten o, son derece dürüst bir kimse, bir peygamber idi.
Kur'ân'da İbrahim'i(n kıssasını da) an. Şüphesiz ki o, sıddık (özü, sözü doğru) bir peygamberdi.
Meryem Suresi'nin 41. ayeti, Hz. İbrahim'in Kitap'ta anılmasını ve onun 'sıddîk' ve 'nebî' vasıflarını vurgular. Ayet, bu iki temel kavram üzerinden Hz. İbrahim'in karakterini ve peygamberlik misyonunu öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikr (ذكر), hem kalple hatırlama hem de dille ifade etme anlamına gelir. Bu ayette 'Kitap'ta İbrahim'e dair olanı zikret' ifadesi, onun kıssasını ve vasıflarını anlatma, hatırlatma ve tebliğ etme emrini içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'zikr' (ذكر), 'anlatmak' ve 'haber vermek' anlamındadır. Ayet, Kur'an'ın Hz. İbrahim'in kıssasını ve özelliklerini aktarmasını emreder, böylece onun örnek kişiliği ortaya konulur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zikr kavramı, Kur'an'da sadece hatırlamak değil, aynı zamanda Allah'ın ayetlerini ve peygamberlerin kıssalarını 'hatırlatmak' ve 'öğüt vermek' anlamında da kullanılır. Bu ayette, Hz. İbrahim'in anılması, onun örnekliğinin ve mesajının canlı tutulması amacını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kitâb (كتاب), yazılı olan her şey için kullanılır. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın vahyini, ilahi hükümleri ve peygamberlere indirilen kutsal metinleri ifade eder. Bu ayette 'Kitap'ta İbrahim'i an' ifadesi, Kur'an'ın kendisinde veya daha önceki ilahi kitaplarda Hz. İbrahim'in kıssasının yer almasına işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kitâb (كتاب), Allah'ın kelamının yazılı formudur. Bu ayetteki 'Kitap', Kur'an'ın kendisi olabileceği gibi, genel anlamda ilahi vahiylerin toplandığı kutsal metinleri de kapsayabilir. Hz. İbrahim'in kıssası, hem Tevrat'ta hem de Kur'an'da geniş yer bulmuştur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kitap kelimesi, Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanılmasına rağmen, genellikle Allah'ın gönderdiği ilahi mesajı ve bu mesajın yazılı formunu ifade eder. Burada 'Kitap'ta an' ifadesi, Hz. İbrahim'in kıssasının ilahi vahyin bir parçası olduğunu ve okunup hatırlanması gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbrahim (إبراهيم), Arapça kökenli olmayan, İbranice'den Arapçalaşmış bir isimdir ve 'halkın babası' veya 'çokların babası' anlamına gelir. Kur'an'da birçok ayette anılan önemli bir peygamberdir ve bu ayet onun 'sıddîk' ve 'nebî' vasıflarını öne çıkarır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbrahim (إبراهيم), Kur'an'da 'Hanîf' (doğru yola yönelen) ve 'Halîlullah' (Allah'ın dostu) gibi vasıflarla anılan büyük bir peygamberdir. Bu ayette onun 'sıddîk' ve 'nebî' olarak nitelendirilmesi, onun hem sözünde duran, dürüst bir kişi hem de Allah'tan vahiy alan bir elçi olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sıddîk (صديق), sıdk (doğruluk) kökünden türemiş mübalağalı bir sıfattır. Hem sözünde ve fiilinde çok doğru olan, hem de başkalarının doğruluğunu tasdik eden kişi anlamına gelir. Hz. İbrahim'in 'sıddîk' olarak nitelendirilmesi, onun Allah'a olan imanında, sözlerinde ve davranışlarında tam bir doğruluk ve samimiyet sahibi olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sıddîk (صديق), doğruluğu çok olan, yalanı hiç olmayan kişidir. Aynı zamanda peygamberlerin getirdiği hakikatleri tereddütsüz tasdik eden ve bu tasdiki hayatına yansıtan kişidir. Hz. İbrahim'in bu vasfı, onun Allah'ın emirlerine tam bir teslimiyetle uyduğunu ve tebliğ ettiği hakikatlerde asla şüpheye düşmediğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sıdk (doğruluk) kavramı, Kur'an'da sadece sözlü dürüstlüğü değil, aynı zamanda içsel samimiyeti ve Allah'a karşı tam bir sadakati ifade eder. 'Sıddîk' vasfı, Hz. İbrahim'in Allah'a olan imanında ve peygamberlik görevini yerine getirmesinde gösterdiği mutlak dürüstlüğü ve sadakati vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebî (نبي), 'nebe'' (haber) kökünden gelir ve Allah'tan haber getiren, insanlara vahyi tebliğ eden kişidir. Aynı zamanda 'nebev' (yüksek yer) kökünden gelerek, Allah katında yüksek bir mertebeye sahip olan kişi anlamına da gelebilir. Hz. İbrahim'in 'nebî' olarak anılması, onun Allah tarafından seçilmiş, vahiy alan ve insanlara doğru yolu gösteren bir elçi olduğunu belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nebî (نبي), Allah'ın kullarına gönderdiği, onlara doğru yolu gösteren ve ilahi mesajı ileten kişidir. Bu ayette Hz. İbrahim'in 'nebî' olarak zikredilmesi, onun peygamberlik makamına sahip olduğunu ve Allah'ın emirlerini insanlara ulaştırdığını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nebî (نبي), Allah'ın kendisine vahiy indirdiği ve bu vahyi insanlara tebliğ etmekle görevlendirdiği kişidir. Hz. İbrahim'in 'nebî' vasfı, onun ilahi bir misyonla görevlendirildiğini ve Allah'ın kelamını insanlara ulaştıran bir elçi olduğunu açıkça ortaya koyar.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(41) (Vezkur fîl kitâbi ibrâhîme, innehu kâne sıddîkan nebîyyen.)
“Kitâp'ta İbrâhîm (a.s.) ı zikret! Muhakkak ki O, sâdık bir Nebî idi.”