Yâ ebeti innî eḣâfu en yemesseke ‘ażâbun mine-rrahmâni fetekûne lişşeytâni veliyyâ(n)
"Babacığım! Doğrusu ben, sana, çok esirgeyici Rahman tarafından bir azabın dokunmasından, böylece şeytana bir dost olmandan korkuyorum."
"Babacığım! Doğrusu ben korkarım ki, sana Rahmân'dan bir azab dokunur da şeytana (cehennemde arkadaş) olursun."
Bu ayet, Hz. İbrahim'in babasına hitaben, Allah'tan gelecek bir azaptan sakınması ve şeytana dost olmaktan kaçınması yönündeki uyarısını içermektedir. Ayet, 'azap', 'Rahman' ve 'veli' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi ceza, Allah'ın sıfatı ve dostluk/yardım ilişkisini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Korku (خوف), bir şeyin meydana gelmesinden veya bir zararın ulaşmasından duyulan endişedir. Ayetteki 'أَخَافُ' ifadesi, Hz. İbrahim'in babasının başına gelecek olası bir azaptan dolayı hissettiği içsel bir kaygıyı ve uyarıyı dile getirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Korku (خوف), bir şeyin vuku bulmasından veya bir zararın gelmesinden dolayı kalpte oluşan bir haldir. Bu ayetteki kullanımı, Hz. İbrahim'in babasına yönelik şefkatli bir uyarı niteliğindedir; azabın gerçekleşme ihtimaline karşı duyulan bir endişeyi yansıtır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mes (مس), bir şeyin diğerine değmesi, ona ulaşmasıdır. Ayetteki 'يَمَسَّكَ عَذَابٌ' ifadesi, azabın babasına dokunması, yani ona isabet etmesi ve onu kuşatması anlamında kullanılmıştır. Bu, azabın kaçınılmazlığını ve şiddetini ima eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mes (مس), mecazi olarak bir şeye ulaşmak, ona maruz kalmak demektir. Burada 'azabın sana dokunması', azabın sana isabet etmesi ve seni etkilemesi anlamındadır. Bu, azabın sadece bir tehdit değil, gerçekleşme potansiyeli olan bir durum olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mes (مس), bir şeyin diğerine temas etmesidir. Kur'an'da bazen musibet ve azabın ulaşması anlamında kullanılır. Ayetteki 'يَمَسَّكَ عَذَابٌ' ifadesi, azabın babasına ulaşması, onu kuşatması ve ona zarar vermesi anlamındadır, bu da azabın kaçınılmazlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Azap (عذاب), bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına gelen 'azb' kökünden gelir. İnsanı arzu ettiği şeylerden alıkoyan, ona acı veren her şeye azap denir. Ayetteki 'عَذَابٌ' ifadesi, Allah'ın babasına yönelik olası bir cezayı, yani onu dünyevi veya uhrevi nimetlerden mahrum bırakacak bir sıkıntıyı ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Azap (عذاب), bir şeyi tatlılıktan uzaklaştırmak, acılaştırmak demektir. İnsana acı veren, onu rahatsız eden her şey azaptır. Bu ayetteki 'عَذَابٌ' kelimesi, Allah'tan gelecek olan ve babasına elem verecek bir cezayı, bir sıkıntıyı anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'azap' kavramı, genellikle Allah'ın inkarcılara ve isyancılara uyguladığı ilahi cezayı ifade eder. Bu ceza hem dünyevi sıkıntılar hem de ahiretteki ebedi azap şeklinde tezahür edebilir. Ayetteki 'azap', Hz. İbrahim'in babasının şirkinden dolayı karşılaşabileceği ilahi bir müeyyideyi işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahman (رحمن), Allah'ın isimlerinden olup, rahmetin en geniş ve kapsamlı şeklini ifade eder. Bu isim, Allah'ın tüm yaratılmışlara şamil olan merhametini gösterir. Ayette 'Rahman'dan bir azap' ifadesi, Allah'ın merhametine rağmen, şirk gibi büyük günahlar karşısında adaletinin tecelli edeceğini ve ceza verebileceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rahman (رحمن), rahmetin en üst derecesine sahip olan demektir. Bu isim, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve her şeyi kuşatıcılığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Rahman olmasına rağmen, şirk koşmanın azabı gerektiren bir fiil olduğunu ve bu azabın dahi O'nun adaletinin bir tezahürü olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rahman ismi, Allah'ın rahmetinin genel ve kuşatıcı olduğunu, bu rahmetin mümin-kafir ayrımı yapmaksızın tüm varlık âlemine yayıldığını ifade eder. Ancak bu ayetteki 'Rahman'dan bir azap' ifadesi, O'nun rahmetinin, şirk gibi büyük günahlar karşısında adaletinin önüne geçmeyeceğini, aksine adaletinin de rahmetinin bir parçası olduğunu ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Veli (ولي), yakınlık, dostluk, yardım ve koruma anlamlarını içerir. 'Şeytanın velisi olmak', şeytanla yakın ilişki kurmak, ona dost olmak, onun emirlerine uymak ve onun yolundan gitmek demektir. Ayetteki bu ifade, babasının şirkte ısrar etmesi durumunda şeytanın dostu haline geleceği ve onunla birlikte azaba uğrayacağı uyarısını taşır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Veli (ولي), bir şeye yakın olmak, onu idare etmek, ona yardım etmek anlamlarına gelir. 'Şeytanın velisi olmak', şeytanın hükmü altına girmek, onun dostluğunu kabul etmek ve onun yönlendirmelerine tabi olmak demektir. Bu ayette, şirk koşmanın kişiyi şeytanın dostluğuna ve dolayısıyla Allah'ın azabına sürükleyeceği vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'veli' kavramı, genellikle birine yakın olmak, onu desteklemek, onunla ittifak kurmak anlamında kullanılır. 'Şeytanın velisi olmak', şeytanın yolunu benimsemek, onunla işbirliği yapmak ve onun hedeflerine hizmet etmek demektir. Bu durum, Allah'ın dostluğundan uzaklaşmanın ve ilahi azaba müstahak olmanın bir sonucudur.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(45) (Yâ ebeti innî ehâfu en yemesseke azâbun miner rahmâni fe tekûne liş şeytâni velîyyen.)
“Ey babacığım, muhakkak ki ben, sana Rahmân'dan azâb dokunmasından korkuyorum! O durumda, şeytana velî (dost) olursun.”