Vekâne ye/muru ehlehu bi-ssalâti ve-zzekâti vekâne ‘inde rabbihi merdiyyâ(n)
Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb'inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti.
Meryem Suresi 55. ayet, İsmail peygamberin ahlaki vasıflarını ve Allah katındaki konumunu vurgulamaktadır. Ayet, onun ailesine ve çevresine namaz ve zekat gibi temel ibadetleri emretmesini ve bu sayede Rabbinin rızasını kazanmış olmasını dilbilimsel olarak ele almaktadır. Anahtar kavramlar, emretme, namaz, zekat ve rıza gibi temel dini ve ahlaki değerleri ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Emir (أمر), bir şeyi yapmayı veya terk etmeyi gerektiren sözdür. Ayetteki 'ye'muru' ifadesi, İsmail'in ailesine ve çevresine namaz ve zekat gibi dini vecibeleri yerine getirmeleri konusunda kesin ve bağlayıcı bir talimat verdiğini, onları bu konuda yönlendirdiğini gösterir. Bu, sadece bir tavsiye değil, bir liderin veya peygamberin ümmetine yönelik otoriter bir yönlendirmesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Emir (أمر), bir şeyin yapılmasını istemektir. Ayetteki 'ye'muru' fiili, İsmail'in, çevresindekileri namaz ve zekat gibi hayırlı işlere teşvik etme ve onları bu konuda yönlendirme görevini üstlendiğini, bu ibadetlerin toplumda yaygınlaşması için çaba gösterdiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Emir (أمر) kavramı Kur'an'da sadece bir buyruk olmaktan öte, ilahi iradenin tecellisi ve düzenin kurulması anlamını da taşır. İsmail'in 'emretmesi', sadece kişisel bir talimat değil, ilahi buyrukların bir peygamber aracılığıyla topluma aktarılması ve uygulanmasının sağlanmasıdır. Bu, onun peygamberlik misyonunun bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salât (صلاة), dua ve istiğfar anlamına gelir. Şeriat dilinde ise, belirli rükün ve şartlarla yerine getirilen ibadettir. Ayetteki 'bi's-salâti' ifadesi, İsmail'in ailesine ve çevresine Allah ile bağ kurmanın en temel yolu olan, belirli şekil ve zamanları olan namaz ibadetini emrettiğini gösterir. Bu, sadece bir dua değil, İslam'ın temel direklerinden biridir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salât (صلاة), dua ve istiğfar anlamında kullanılır. Ancak Kur'an'da genellikle bilinen ibadet şekli olan namazı ifade eder. İsmail'in 'namazı emretmesi', insanları Allah'a yönelmeye, O'na ibadet etmeye ve O'nunla manevi bir bağ kurmaya çağırdığını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Salât kelimesi, Kur'an'da hem genel anlamda dua ve istiğfarı hem de özel anlamda belirli rükünleri olan namaz ibadetini ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, İsmail'in tebliğ ettiği dinin temel ibadetlerinden biri olan namazın, onun şahsında ne kadar önemli olduğunu ve çevresine bu ibadeti öğrettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zekât (زكاة), hem temizlik hem de artma ve bereketlenme anlamına gelir. Şeriatta ise, malın belirli bir kısmının fakirlere verilmesiyle malın temizlenmesi ve bereketlenmesidir. Ayetteki 'ez-zekâti' ifadesi, İsmail'in sadece bireysel ibadetleri değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı ve malın arındırılmasını sağlayan zekat ibadetini de emrettiğini gösterir. Bu, onun tebliğinin hem bireysel hem de toplumsal boyutunu ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zekât (زكاة), maldan verilen sadakadır. Bu, malı temizler ve bereketlendirir. İsmail'in zekatı emretmesi, onun tebliğinde sadece ruhani temizliğe değil, aynı zamanda maddi temizliğe ve toplumsal adalete de önem verdiğini gösterir. Bu, onun peygamberlik misyonunun kapsamlılığını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zekât (زكاة) kavramı, Kur'an'da sadece bir vergi veya sadaka olmaktan öte, malın arındırılması, toplumsal adaletin sağlanması ve bireyin bencillikten kurtulması anlamlarını taşır. İsmail'in zekatı emretmesi, onun tebliğinin toplumsal refahı ve ahlaki temizliği hedeflediğini, bireyin malını Allah yolunda harcayarak manevi bir yükseliş yaşadığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rıza (رضا), bir şeyden hoşnut olmak, onu beğenmek ve kabul etmektir. 'Mardiyyen' (مرضيا) ise, kendisinden razı olunan, hoşnutluk kazanmış demektir. Ayetteki bu ifade, İsmail'in Allah katında yüksek bir mertebeye ulaştığını, yaptığı ameller ve gösterdiği ahlak ile Allah'ın sevgisini ve rızasını kazandığını belirtir. Bu, onun peygamberlik vasfının ve ahlaki üstünlüğünün bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rıza (رضا), kulun Allah'ın takdirine teslim olması ve Allah'ın da kulundan hoşnut olmasıdır. 'Mardiyyen' ifadesi, İsmail'in Allah'ın emirlerine tam bir teslimiyetle uyduğunu ve bu sayede Allah'ın da ondan razı olduğunu, onu sevdiğini ve mükafatlandırdığını gösterir. Bu, karşılıklı bir hoşnutluk halidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Rıza (رضا), kalbin bir şeye meyletmesi ve onu kabul etmesidir. 'Mardiyyen' kelimesi, İsmail'in Allah'ın emirlerini yerine getirmesi, ailesine ve çevresine iyiliği emretmesi sayesinde Allah'ın katında makbul ve hoşnut olunan bir kul olduğunu ifade eder. Bu, onun sadece dünyevi bir lider değil, aynı zamanda ahirette de yüksek bir konuma sahip olduğunu gösterir.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(55) (Ve kâne ye’muru ehlehu bis salâti vez zekâti ve kâne inde rabbihî mardıyyen.)
“Ve o, ehline namazı ve zekâtı emrediyordu. Ve o, Rabbinin katında râzı olunmuşlardandı.” İbrâhîmiyyet mertebesinin gerektirdiği bütün vasıfları ortaya koymasından yâni oradaki esmâ-i ilâhîyyenin kemâliyle zuhura çıkmasından dolayı esmâ-i ilâhîyye ondan râzıdır.