Ve kâlû-tteḣaże-rrahmânu veledâ(n)
Onlar, "Rahman, bir çocuk edindi" dediler.
Meryem Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(88) (Ve kâluttehazer rahmânu veleden.)
“Rahmân, bir çocuk ittihaz etti (edindi).” dediler.” Burada Rahmân’ın çocuk edinmesinden bahsediliyor, Hıristıyanlardan bir kısmı ise Allah’ın çocuk edinmesinden bahsediyorlar. “Rahmân çocuk edindi” denmesinin suçu ne kadar ağır bir husus olduğu burada belirtilirken, Rahmân zuhurunu meydana getiren Allah’a bir çocuk isnâd etmenin çok daha ağır bir hâdise olduğu çok açıktır.
Îsâ (a.s.) ın kûdsîyyeti Rûh’ûl Kûdüs’ten kendisine verilen kûdsîyyet sebebiyledir ancak aynı zamanda beşeriyeti de mevcûttur. Zaman zaman üste çıkan ilâhi hallerinde bu kûdsîyyet ortaya çıkmaktadır yoksa kendisine ait bağımsız bir kûdsîyyeti yoktur. Örneğin Îsâ (a.s.) her ölüyü her an diriltmiyordu, Cenâb-ı Hakk (c.c.) ın kûdsi tecellileri anında ancak ölüleri diriltiyordu. Bu nedenle Îsâ (a.s.) Allah’ın hem kulu hem de resûlüdür.
Ulûhîyyet mertebesinin nokta zuhur mahalli Hz. Muhammed (s.a.v.) olarak belirtilmiştir. Ancak biz bu “Hz. Muhammed” ifâdesinden hemen Mekke ve Medîne’de yaşamış şahsı anlamayalım oradaki zuhur hakîkâti Muhammedî olarak belirtilen hakîkâtlerin nokta zuhur mahallidir.
Bir kimse hangi mertebenin zuhur mahalli ise o mertebenin tecellisi onun üzerinde görülür ancak irfân ehli kendini o kadar iyi gizlemiştir ki avam halk ile arasındaki farkı açık olarak belli olmaz.