Velen terdâ ‘anke-lyehûdu velâ-nnesârâ hattâ tettebi'a milletehum(k) kul inne huda(A)llâhi huve-lhudâ(k) vele-ini-tteba'te ehvâehum ba'de-lleżî câeke mine-l'ilmi(ﻻ) mâ leke mina(A)llâhi min veliyyin velâ nasîr(in)
Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: "Allah'ın yolu asıl doğru yoldur." Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.
Bakara 120. ayet, Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlardan ancak kendi dinlerine uymaları halinde razı olacaklarını, gerçek hidayetin Allah'ın hidayeti olduğunu ve ilim geldikten sonra onların heveslerine uyanların Allah katında bir dost ve yardımcı bulamayacaklarını vurgulamaktadır. Ayet, 'rızâ', 'ittibâ', 'millet', 'hüdâ', 'ehvâ' ve 'velî/nasîr' gibi temel kavramlar üzerinden inanç farklılıkları, doğru yol ve Allah'a tevekkül konularını ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rıdâ (رضا), bir şeyin iyi ve güzel olduğunu kabul etmek, ondan memnun olmaktır. Ayetteki 'len terḍâ' ifadesi, Yahudi ve Hristiyanların, Müslümanlar kendi dinlerine uymadıkça asla memnun olmayacaklarını, yani onların İslam'ı ve Müslümanları kabul etmeyeceklerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Rıdâ, kalbin bir şeye meyletmesi ve onu benimsemesidir. Burada 'len terḍâ' ile kastedilen, onların İslam'ı tasdik etmeyecekleri ve Müslümanların dinini benimsemeyecekleridir. Bu, onların inanç sistemlerinin katı tutumunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İttibâ (إتباع), birinin yolunu takip etmek, onun izinden gitmektir. Ayetteki 'hattâ tettebiʿa milletehum' ifadesi, Yahudi ve Hristiyanların ancak Müslümanların kendi dinlerine, yani inanç ve yaşam tarzlarına uymaları halinde razı olacaklarını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İttibâ, bir şeyi örnek alarak onun gibi davranmaktır. Bu ayette, 'ittibâ' kelimesi, inanç sistemini ve yaşam biçimini benimseme anlamında kullanılmıştır. Peygamber'in (s.a.v.) onların dinine uyması, onların inançlarını kabul etmesi demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Millet (ملة), bir peygamberin getirdiği şeriat ve dindir. Ayetteki 'milletehum' ifadesi, Yahudi ve Hristiyanların kendilerine özgü inanç sistemlerini, dinlerini ve yaşam tarzlarını ifade eder. Onların razı olmaları için bu dine girilmesi şart koşulur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Millet, bir dinin veya şeriatın genel adıdır. Bu ayette, Yahudi ve Hristiyanların 'milleti', onların kendi inanç ve ibadet kurallarını, yani dinlerini temsil eder. Bu, İslam'dan farklı bir inanç sistemidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüdâ (هدى), Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara gösterdiği doğru yolu, ilahi rehberliği ifade eder. Ayetteki 'hüdâllâhi huve'l-hüdâ' ifadesi, gerçek ve tek doğru yolun sadece Allah'ın gösterdiği yol olduğunu, diğer yolların sapkınlık olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hüdâ, bir şeyi açıkça göstermek ve doğru yola iletmektir. Ayetteki kullanımında, Allah'ın hidayeti, insanı dünya ve ahirette kurtuluşa ulaştıran, şüphelerden arındıran ve hakikate götüren ilahi rehberliktir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hevâ (هوى), nefsin bir şeye meyletmesi, arzu etmesidir. Genellikle kötü ve batıl olan şeylere yönelme anlamında kullanılır. Ayetteki 'ehvâehum' ifadesi, Yahudi ve Hristiyanların kendi dinlerine ait, ilahi vahye dayanmayan, kişisel veya toplumsal eğilimlerden kaynaklanan batıl inançlarını ve yanlış arzularını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hevâ kelimesi Kur'an'da çoğunlukla olumsuz bir çağrışımla, aklın ve vahyin rehberliğinden uzaklaşarak nefsin isteklerine tabi olmayı ifade eder. Ayette 'ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan' denilerek, vahiyden sonra batıl inançlara yönelmenin tehlikesine dikkat çekilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Velî (ولي), yakınlık, dostluk ve yardım anlamlarını içerir. Ayetteki 'mâ leke minallâhi min velîyyin' ifadesi, Allah'ın hidayetinden sapan kimsenin, Allah katında kendisini koruyacak, yardım edecek ve işlerini üstlenecek bir dost bulamayacağını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Velî, işleri üstlenen, koruyan ve yardım eden demektir. Bu ayette, Allah'tan başka bir velînin olmaması, kişinin Allah'ın yardımından ve korumasından mahrum kalacağını, dolayısıyla kimsesiz ve desteksiz kalacağını ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّهِ مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ
(2/120) Ve len terda ankelyehudü ve lennesara hatta tettebia milletehüm* kul inne hüdAllahi hüvel hüda* ve leinitteba'te ehvaehüm ba'delleziy caeke minel ılmi, ma leke minAllahi min veliyyin ve la nasıyr;
* Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: “Allah’ın yolu asıl doğru yoldur.” Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
Yahudiler ve nasara senden asla râzı olmazlar sen onların milletine tabi olmadıkça, yani sen onların hükmü altına girdiğin zaman ancak senden râzı olurlar ve seni kabullenirler. Sende Hakkikat-i Muhammedi varken o kemâlatı bir tarafa bırakıp kendinden aşağıdaki derecelere inip onların hükmü altına girermisin, girmessin tabii, ama onlar kendilerini en üstte zannettiklerinden Hakkikat-i Muhammediyeyi idrak edemediklerinden kendileri gibi bir varlık zannettiklerinden, o mertebenin de kendi hükmü altına girmesini istediler, onlar son peygamberin (s.a.v)’ in hükmü altına girmediler ve bu yüzdende İslâmiyyete razı olmadılar.
De ki ey Habibim hidÂyet yolu ancak Allah’ın yoludur, ne Yahudilerin ne Nasranilerin, Eğer sana hakiki ilim gelmiş iken sen onların hevalarına tabi olursan yani hevaları dediği kendi uydurdukları din hükümlerine tabi olursan veya aynı şekilde kim böyle yaparsa, senin için Allah’tan sana veli ve yardım olmaz, Hakkikat-i İlâhiyye kendisine açıldıktan sonra kim ki hevasına tabi olursa Allah’tan ne bir dost ne de bir yardımcı bulunur, ne kadar büyük bir ihtar.