Yâ eyyuhe-nnâsu-'budû rabbekumu-lleżî ḣalekakum velleżîne min kablikum le'allekum tettekûn(e)
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız.
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb'inize kulluk edin ki (Allah'ın) azabından korunasınız.
Bakara 21. ayet, insanlığa yönelik evrensel bir çağrı olup, yaratıcıya kulluk etmenin ve takvaya ulaşmanın temelini atmaktadır. Ayet, 'ibadet', 'yaratma' ve 'takva' gibi anahtar kavramlar üzerinden Allah'ın rububiyetini ve insanın ona karşı sorumluluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'insan' kelimesinin 'ünsiyet' ve 'unutkanlık' köklerinden geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın hitabının tüm insanlık camiasına yönelik olduğunu, onların fıtratlarındaki sosyal ve unutkanlık özelliklerine rağmen bu çağrıya muhatap olduklarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'nâs' kelimesinin genellikle 'insanlık' veya 'halk' anlamında kullanıldığını ve bu kullanımın, ilahi mesajın evrensel niteliğini pekiştirdiğini ifade eder. Ayetteki 'yâ eyyuhen-nâs' ifadesi, hitabın belirli bir zümreye değil, tüm insanlığa yapıldığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ibadet' kelimesinin 'itaat' ve 'boyun eğme' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'u'budû' emri, Allah'ın yaratıcı sıfatına karşılık olarak insanlardan beklediği mutlak itaati ve teslimiyeti ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ibadet'i 'en yüce derecede boyun eğme' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın yaratıcılık vasfına binaen, kulların O'na karşı duyduğu derin saygı ve teslimiyetin eyleme dönüşmüş halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ibadet' kavramının Kur'an'da sadece ritüelistik eylemleri değil, aynı zamanda Allah'ın iradesine tam bir teslimiyeti ve O'nun kanunlarına uygun yaşamayı da kapsadığını vurgular. Ayetteki 'Rabbinize kulluk edin' ifadesi, bu geniş anlamdaki teslimiyeti talep eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'halk' kelimesinin 'takdir etmek' ve 'yaratmak' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'halekakum' ifadesi, Allah'ın insanları ve onlardan öncekileri yoktan var etme ve onlara belirli bir düzen verme kudretini vurgular, bu da O'nun ibadete layık tek varlık olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'halk' kelimesinin asıl anlamının 'bir şeyi ölçü ve takdirle meydana getirmek' olduğunu ifade eder. Ayetteki 'sizi yaratan' ifadesi, Allah'ın mutlak yaratıcılığını ve bu yaratıcılığın, kulluk emrinin temel gerekçesi olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'yoktan var etme' ve 'biçim verme' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'halekakum' ifadesi, Allah'ın insan üzerindeki mutlak egemenliğini ve O'nun yaratıcı gücünün, ibadetin meşruiyetini sağlayan temel delil olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'takva' kelimesinin 'korunmak' ve 'sakınmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'leallekum tettekûn' ifadesi, kulluğun nihai amacının, Allah'ın rızasını kazanarak O'nun azabından korunmak ve böylece dünya ve ahiret saadetine ulaşmak olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'takva'yı 'nefsi korkulan şeyden korumak' olarak tanımlar. Ayetteki 'tettekûn' ifadesi, Allah'a kulluk etmenin, kişiyi O'nun gazabından ve kötü akıbetlerden koruyacak bir kalkan görevi gördüğünü, böylece insanın kendini güvence altına aldığını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'takva'nın Kur'an'da merkezi bir kavram olduğunu ve 'Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'korunmuş olabilesiniz' ifadesi, ibadetin sadece bir görev değil, aynı zamanda insanın kendi iyiliği için bir korunma ve güvence aracı olduğunu vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
(2/21) Ya eyyühenNasu'budu Rabbekümülleziy halekaküm velleziyne min kabliküm lealleküm tettekun;
* Ey insânlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız.
Ey insânlar diyerek bütün insânlara sesleniyor Cenâb-ı Hakk, imân ehli yada küfür ehli diye ayırmadan, ibadet ediniz Rabbinize ibadet ediniz, yani taşa, toprağa, sağa, sola değil Rabbinize ibadet ediniz, bakın buradada ince bir hadise var, Rabbinize ibadet ediniz diyor Allah’a ibadet ediniz demiyor, çünkü burası henüz davet mertebesi olduğundan yani terbiye mertebesi olduğundan Rabbinize yani sizi terbiye eden mürebbiyenize yöneliniz demek istiyor.
“Va'bud Rabbeke hatta ye'tiyekel yakıyn;” (Hicr 15/99.Ayet) yani “Rabbine ibadet et sana yakin gelinceye kadar”, yakin geldikten sonra Allah’ına ibadet edeceksin, Mûsâ (a.s.) mertebesinde Cenâb-ı Hakk kendi lisânıyla “Bana ibadet et ya Mûsû” diyerek Zât mertebesine çağırıyor, burada ise Rabbine ibadet et diyor, Rab, Rahmân, Hakk, Rahîm, Allah, Ahad, Vahid, bunlar hep Cenâb-ı Hakk’ın ayrı vasıflarıdır hepsi Esmâ-i İlâhiyye ama
ayrı ayrı vasıfları eğer hangi kelimeyi nerede kullanmışsa o kelimenin ifade ettiği mânâ cihetinden orasını araştırma-mız, anlamamız gerekiyor yoksa hepsi Allah’tır diyerek hepsini Allah ismiyle kullanmamız mümkün olamıyor, fakat bu bahsettiğimizde ayrı bir gerçek yani Rabb’ta desek Allah’tır, Rahmân’da desek Allah’tır ama Kûr’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk kendisi bunları ayırdığından bizde o ayrımları itibarıyla gözetmemiz, idrak etmemiz gerekiyor, Kûr’ân-ı Kerîm Rabb dediyse Rabb’ın ne olduğunu bizim idrak edip Rabb ifadesini bulup onu tatbik etmemiz gerekiyor.
Ey insânlar sizi hâlkeden Rabbinize ibadet edin, o Rabb öyle bir Rabb’ki sizden evvelkileri de hâlkeden sizi de hâlkeden Rabbinize ibadet edin, hayalinizde var ettiğinize değil, Yusuf (a.s.) ın zindandan çıkarken arkadaşlarına söylediği tenbihi idrak ediniz;
“Ya sahıbeyissicni e erbabün müteferrikune hayrun emillahul Vahıdül Kahhar;” (Yûsuf 12/39.Âyet) yani “Vahid ve Kahhar olan Allah’mı daha hayırlıdır, yoksa sizin ayrı ayrı zannetiğiniz rablarınız mı daha hayırlıdır” , İşte âlemlerin Rabbi olan bu Rabbe ibadet edin, her varlığın kendini meydana getiren bir Rabbi vardır yani her Esmâ-i İlâhiyye bir Rabtır, bir terbiye edicidir, birde genel olarak kullanılan Rabb ismi var, ama her Esmâ-i İlâhiyye kendinin meydana getirdiği varlığın Rabbidir yani terbiye edicisi mürebbiyesidir, işte bu ayrı ayrı Rablara değilde gerçek âlemlerin Rabbi olan o da Vahid ve Kahhar olan Allah’a yönelin diyor ama kişi evvelâ kendi Rabbine yönelecek onu bulacak ondan sonra Rabbül âlemine Vahid ve Kahhar olana yönelecek, Umulur ki ittika edersiniz yani sakınırsınız.