Yes-elûneke mâżâ yunfikûn(e)(s) kul mâ enfektum min ḣayrin felilvâlideyni vel-akrabîne velyetâmâ velmesâkîni vebni-ssebîl(i)(k) vemâ tef'alû min ḣayrin fe-inna(A)llâhe bihi ‘alîm(un)
Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir."
Ey Muhammed! Sana nereye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayır olarak verdiğiniz nafaka, ana baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilir.
Bakara 215. ayeti, infakın mahiyeti ve kimlere yapılacağı hususunda bir soruya cevap vermektedir. Ayet, infakın sadece maddi bir eylem olmadığını, aynı zamanda iyilik ve Allah rızası gözetilerek yapılması gereken bir ibadet olduğunu vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, infakın ne olduğu, kimlere yöneldiği ve bu eylemin Allah katındaki karşılığını dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'infâk' kelimesinin kök anlamının 'tükenmek, bitmek' olduğunu belirtir. Kur'an'daki kullanımı ise 'malın elden çıkması' ve özellikle 'Allah yolunda harcanması' anlamındadır. Ayetteki 'yünfikûne' fiili, müminlerin Allah rızası için mallarından harcama yapma eylemini ifade eder ve bu harcamanın mahiyeti hakkında bir soruya işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'infâk' kelimesini 'harcamak' ve 'tüketmek' olarak açıklar. Ayetteki 'mâzâ yünfikûne' ifadesini, 'ne harcayacaklar' şeklinde yorumlar ve bu harcamanın Allah yolunda yapılması gereken bir eylem olduğunu ima eder. Kelimenin mecazi olarak 'tükenen şey' anlamından hareketle, harcanan malın Allah katında tükenmeyip karşılığının bulunacağını düşündürür.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'infâk' kavramını Kur'an'ın temel ahlaki kavramlarından biri olarak ele alır. Ona göre infâk, sadece maddi yardım değil, aynı zamanda 'Allah'a karşı bir sorumluluk' ve 'toplumsal dayanışma'nın bir göstergesidir. Ayetteki 'yünfikûne' sorusu, müminlerin bu sorumluluğu nasıl yerine getirecekleri ve neyi harcayacakları konusundaki meraklarını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr' kelimesini 'herkesin arzu ettiği şey' olarak tanımlar. Kur'an'da hem maddi hem de manevi iyilikleri kapsar. Ayetteki 'min hayrin' ifadesi, infak edilecek şeyin sadece mal değil, aynı zamanda 'iyi, değerli ve faydalı' olan her şey olabileceğini gösterir. Bu, infakın kapsamını genişletir ve sadece parayla sınırlı olmadığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hayr' kelimesinin zıddının 'şerr' olduğunu belirtir ve 'hayr'ı 'faydalı olan her şey' olarak açıklar. Ayetteki 'mâ enfaktum min hayrin' ifadesi, harcanan şeyin 'iyi ve faydalı' olması gerektiğini, yani helal yollardan kazanılmış ve meşru amaçlar için harcanan bir mal olması gerektiğini ima eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayr' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve 'iyilik, güzellik, fayda, zenginlik' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Ayetteki 'min hayrin' ifadesi, infakın sadece maddi varlıklarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bilgi, zaman, emek gibi manevi iyilikleri de kapsayabileceğini düşündürür, yeter ki bunlar 'iyi' ve 'faydalı' olsun.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vâlid' kelimesinin 'doğuran' anlamında olduğunu ve 'vâlideyn'in de 'anne ve baba' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'felilvâlideyni' ifadesi, infakın öncelikli olarak anne ve babaya yapılması gerektiğini vurgular. Bu, İslam'da ebeveynlere karşı sorumluluğun ve saygının önemini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veled' kökünden türeyen 'vâlid' ve 'vâlide' kelimelerinin 'doğuran' ve 'doğurulan' anlamlarına geldiğini açıklar. 'Vâlideyn' ise bu iki kavramın birleşimidir. Ayetteki kullanımı, infakın en yakın ve en hak sahibi olan kişilerden, yani anne ve babadan başlaması gerektiğini ifade eder, bu da ahlaki bir öncelik sıralaması sunar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'yetîm' kelimesinin 'babası ölmüş çocuk' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'vel yetâmâ' ifadesi, infakın yöneltileceği gruplardan birinin yetimler olduğunu gösterir. Bu, İslam'ın toplumsal dayanışma ve zayıfları koruma ilkesinin bir yansımasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yetm' kelimesinin 'tek kalmak, yalnız kalmak' anlamından geldiğini ve 'yetîm'in de 'babasını kaybetmiş çocuk' olduğunu açıklar. Ayetteki 'vel yetâmâ' ifadesi, bu savunmasız gruba karşı toplumun bir sorumluluğu olduğunu ve infakın onlara yöneltilmesinin büyük bir sevap olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'miskîn' kelimesinin 'hareketsiz kalmış, yoksulluktan dolayı bir şey yapamayan' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'vel mesâkîni' ifadesi, infakın ihtiyaç sahibi, yoksul ve düşkün kimselere yapılması gerektiğini gösterir. Bu, İslam'ın sosyal adalete verdiği önemi vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'miskîn' kelimesini 'fakir' olarak açıklar ve 'sükûn' kökünden geldiğini, yani yoksulluktan dolayı hareket edemeyen, bir yerde kalmış kimse anlamında olduğunu belirtir. Ayetteki 'vel mesâkîni' ifadesi, infakın toplumun en zayıf ve muhtaç kesimlerine ulaşması gerektiğini ifade eder.
Abu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'miskîn' ile 'fakir' arasındaki farka değinir; 'miskîn'in 'fakir'den daha kötü durumda olduğunu, hiçbir şeyi olmayan veya çok az şeye sahip olan kimse olduğunu belirtir. Ayetteki 'vel mesâkîni' ifadesi, infakın en ağır durumda olan yoksullara öncelik verilmesi gerektiğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesinin 'bir şeyi olduğu gibi idrak etmek' anlamına geldiğini belirtir. 'Alîm' ise Allah'ın sıfatlarından olup, 'her şeyi hakkıyla bilen' demektir. Ayetteki 'feinnallâhe bihî alîm' ifadesi, yapılan her iyiliğin, infakın ve niyetin Allah tarafından bilindiğini, hiçbir şeyin gizli kalmadığını vurgular. Bu, müminleri samimiyete ve ihlasa teşvik eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'alîm' sıfatının Allah'a nispet edildiğinde 'mutlak ve sınırsız bilgi' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'feinnallâhe bihî alîm' ifadesi, yapılan infakın miktarından çok, niyetin ve samimiyetin Allah katında önemli olduğunu, Allah'ın her şeyi en ince ayrıntısına kadar bildiğini ifade eder. Bu, müminlere bir güvence ve aynı zamanda bir uyarıdır.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُواْ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ
(2/215) Yes'eluneke mazâ yunfikun* kul ma enfaktüm min hayrin felil valideyni vel akrabiyne vel yetama vel mesakiyni vebnissebiyl* ve ma tef'alu min hayrin feinnAllahe Bihi 'Aliym;
* Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir.” Sana soruyorlar ki neyi infak edeyim, bir bakıma talep ediyorlar, sual sormak talep etmektir bir bakıma, buradan şu da anlaşılıyor ki Sahabeyi Kiramdan bazıları belirli bir tevhid anlayışına gelmişler, biz bunları sarfedebilirmiyiz, bizden sonra başkalarına da anlatabilirmiyiz gibi altında bâtın mânâsı var.
İnfak etmesi için kişinin ister zâhirde ister bâtında biraz bir yerlere gelmiş olması lâzımdır, kişi hangi mertebe ye gelmişse bir mertebe aşağısını kendi mertebesinden infak edebilir. Zâhir olarak ise kimin cebinde parası varsa bir kısmını infak edebilir, ama yoksa neyi infak edecektir.
Ey Habibim, onlara de ki bâtın olarak sen hakikatinden infak edebilirsin.
Burada dışarıdan bir yerden Cenâb-ı Hakk’tan “Kûl” hitabı geliyorsa da aslında o onu kendi hakikatinden çıkartıyor, ve burada artık belirli bir kemâlatın ortaya çıkması vardır, Efendimiz (s.a.v) artık Hakkikat-i İlâhiyyenin bir çok özelliklerini anlatmaya başlıyor yakın çevresine, ve onlara sizlerde bunları yakın çevrenize açabilirsiniz diyor, yavaş yavaş, ve seyri sülükun terbiyesini ve seyrini gösteriyor.
Hayırdan infak edin.
Bir başka Âyette sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe berr’e ulaşamazsınız diyor.
Kimlere, nasıl, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, miskinlere ve yol oğlanlarına yardım edilir, yani infak edilir, bâtıni kısmına gelelim.
Validemiz, Bâtının zâhirî yani mânâsı bâtın fiili zâhir olarak, kişinin elini tuttuğu şeyhi ve şeyhinin hanımı, bâtının bâtını ise aklı küll ve nefsi küll’dür işte bunlara buna infak edilecektir.
Aklı küll ile nefsi küll bizim gerçek özümüzün anası-babasıdır, onlara yardım etmemiz nasıl olur diye düşünürsek, şöyle ki; Onların bizdeki varlıklarını daha kesin olarak ortaya çıkarmak ve haklarını vermek yani daha çok çalışmak, aksi halde gereken ilgiyi ve bilgiyi almaz isek bu bilgiler bizde bâtında kaldığından yardım etmemiş oluruz. İnfak bu, kendi gücünden, çalışmandan infak yani çalışman ile onları zuhura çıkarmak, ilminin, bilginin nafakasını vermektir.
Kişide birde aklı küll ile nefsi küllün üstünde aklı evvel, zat mertebesi vardır, ve bunlar bizde olduğundan nefsi küll olan annene infak et, yani nefsi küll olan annene Hakkikat-i İlâhiyyeyi sen anlatmaya çalış, aklı küll olan babana da yardımcı ol.
Yakınlarına, akrabalarına.
insânda Allah ismi olduğundan Câmi ismi olduğundan, Allah esmâsı da bütün Esmâ-i İlâhiyyeyi tümüyle kapladığından dolayı Allah esmâsından her esmânın hissesi vardır, işte kişide bulunan esmâ mertebesi, esmâ-ül hüsnâ mertebesi de kaynağını sıfattan alıyor, Allah mertebe-sinden, Ulûhiyyet mertebesinden alıyor.
Yukarıda Zat mertebesinden sıfat mertebesine olan tecelliyi gösterdi, buradada sıfat mertebesinden esmâ mertebesine olan tecelliyi gösteriyor, ve onun faaliyetini anlatıyor. Diyelim ki bizden Lâtif esmâsı zor çıkıyor yani
tam Lâtif bir hâle ulaşamıyoruz, biraz bazı kabalıklarımız oluyor, işte Allah esmâsıyla Lâtif esmâsına verilen destek Lâtif esmâsını daha güçlendirmiş oluyor, veya Kahhar esmâsı bizden biraz fazla çıkıyor, Allah esmâsıyla onu denge içerisine almamız, o akrabamıza yardım etmemiz olur.
Zâhir olarak ise kim kendi çevresinde bir iki kelime söylüyorsa iyi niyetiyle o onun infakıdır.
Yetimlere.
zâhir olarak yetim babası olmayan demek, bâtın olarak ise, bir kimsenin belirli bir seyri varsa, seyir esnasında aklı küll olan babası Hakk’a intikal etmişse, dervişler boşta kalmışlarsa, kendilerine yardım edecek kimse kalmamışsa, işte o yetimlere de infak et diyor, onlarında elinden tur, yardımcı ol, babalık yap.
Ve Miskinlere.
Fakir, en alt düzeyde belirli bir malı olan fakat zekât veremeyecek düzeyde olan kişiye denir, Miskin ise hiç birşeyi olmayan kimsedir, fakr tamam olunca kişi miskinlik haline geçer, fakr olanın biraz malı vardır, yani benliğinde biraz özellikleri vardır ama bunlarda kalmayınca yani varlığı kalmayınca orada Allah zuhur eder, “fakr tamam olunca o Allah’tır” demişlerdir. Miskinlik Ulûhiyyet mertebesinin orada sükûnette olması, yani sâkin olması, kendi nefsaniyetinden kırıntı kalmadığından sâkin olmuş-tur, Hakk orada vardır fakat zuhura çıkmamıştır, kendi benliğinde, fakr’ın kemâlatında ise Hakk’ın orada zuhura çıkması vardır, aralarında ki, fark buradadır.
Yol oğlanlarına.
Tarikat yolunda giden kimseler yolda biraz tökezlenmiş ise yolda kalmışlarsa onlara da yardım edin deniyor, yani Hakk’a giden yolda kim olursa olsun, ne şekilde olursa olsun, “yes’eluneke” yani senden talep ediyorsa, hepsine yardım edilsin mânâsınadır.
Hayırdan ne işlediyseniz, muhakkak ki O, Allah işlediğiniz herşeyi bilir, zâten heryerde kendi mertebesi
itibarıyla zuhurda olan kendisidir, Allah esmâsıyla bütün bu işlerin üstünde ve Alîm esmâsıyla da esmâ mertebe-sinden bu işleri bildiğini yani kendisinin bu işlerin içinde olduğunu böylece göstermektedir.