Kutibe ‘aleykumu-lkitâlu vehuve kurhun lekum(s) ve'asâ en tekrahû şey-en vehuve ḣayrun lekum(s) ve'asâ en tuhibbû şey-en vehuve şerrun lekum(k) va(A)llâhu ya'lemu veentum lâ ta'lemûn(e)
Savaş, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Bakara 216. ayet, savaşın farz kılınması ve insanın hoşuna gitmeyen şeylerde hayır, hoşuna giden şeylerde ise şer olabileceği hakikatini vurgular. Ayet, ilahi bilginin üstünlüğünü ve insan idrakinin sınırlılığını temel kavramlar üzerinden işler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kitâbet' kelimesinin asıl anlamının harfleri bir araya getirmek olduğunu belirtir. Ancak Kur'an'da 'farz kılmak, vacip kılmak' anlamında da kullanıldığını, bu ayetteki 'kütibe aleyküm' ifadesinin 'farz kılındı, emredildi' manasına geldiğini açıklar. (el-Müfredât, s. 699)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kütibe aleyküm' ifadesinin 'farz kılındı' anlamına geldiğini, bunun mecazi bir kullanım olduğunu ve Allah'ın emrinin kesinliğini vurguladığını belirtir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 1, s. 72)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kitâbet' kavramının Kur'an'da sadece yazmak değil, aynı zamanda ilahi takdirin ve emrin kesinliğini ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette, savaşın müminler üzerine bir yükümlülük olarak konulduğunu ve bunun ilahi bir iradeyle belirlendiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'katl' kelimesinin canı bedenden ayırmak olduğunu, 'kıtâl'ın ise iki taraf arasında vuku bulan öldürme eylemi olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'el-kıtâl' kelimesi, düşmanla yapılan silahlı mücadeleyi ifade eder. (el-Müfredât, s. 671)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kıtâl'ın karşılıklı öldürme veya savaşma anlamına geldiğini, bu ayette ise müslümanların düşmanlara karşı verdikleri mücadeleyi ifade ettiğini belirtir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 401)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kıtâl' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'cihad' kavramıyla ilişkili olarak kullanıldığını, ancak bu ayette doğrudan savaş eylemini ve onun farz kılınmasını ifade ettiğini vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 250)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Kürh' kelimesi, bir şeyi istememek, ondan nefret etmek anlamına gelir. Râgıb, bu ayetteki 'kürhün' insanın tabiatına aykırı gelen, zor ve ağır gelen bir durumu ifade ettiğini belirtir. (el-Müfredât, s. 709)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kerh' ve 'kürh' arasındaki farka değinerek, 'kürh'ün nefsin istemediği, zorlandığı şeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette savaşın, insanların doğal eğilimlerine aykırı düşen, hoşlanmadıkları bir yükümlülük olduğunu vurgular. (el-Külliyyât, s. 764)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kerh' kavramının Kur'an'da genellikle insanın içsel direncini, bir şeye karşı duyduğu hoşnutsuzluğu ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, savaşın müminler için doğal olarak arzu edilmeyen, zorlayıcı bir durum olduğunu ancak ilahi emrin gereği olarak kabul edilmesi gerektiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hayr' kelimesinin, herkesin arzu ettiği ve faydalı gördüğü şeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, insanların hoşlanmadığı bir şeyin (savaşın) Allah katında hayırlı ve faydalı olabileceği ihtimalini vurgular. (el-Müfredât, s. 306)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hayr'ın zıttının 'şerr' olduğunu ve her ikisinin de insanın tercih ve değerlendirmelerine göre değişebileceğini belirtir. Ayetteki 'hayr', görünüşte kötü olan bir şeyin aslında uhrevi veya dünyevi faydalar içerebileceğini ifade eder. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 2, s. 526)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hayr' kavramının Kur'an'da sadece maddi faydayı değil, aynı zamanda manevi ve ahlaki değeri de kapsadığını belirtir. Bu ayette, savaşın zorluğuna rağmen, müminler için nihai olarak daha büyük bir iyilik ve kurtuluş getirebileceği fikrini taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şerr' kelimesinin, herkesin kaçındığı ve zararlı gördüğü şeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, insanların sevdiği bir şeyin (savaştan kaçınmanın veya dünya rahatlığının) Allah katında şerli ve zararlı olabileceği ihtimalini vurgular. (el-Müfredât, s. 450)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şerr'in 'hayr'ın zıttı olduğunu ve genellikle istenmeyen, zararlı sonuçlar doğuran durumları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, insanın kendi heva ve heveslerine göre iyi sandığı şeylerin aslında kötü sonuçlar doğurabileceği uyarısını içerir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 2, s. 120)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şerr' kavramının Kur'an'da sadece ahlaki kötülüğü değil, aynı zamanda dünyevi musibetleri ve ahiretteki azabı da kapsadığını belirtir. Bu ayette, insanın kendi tercihleriyle iyi sandığı şeylerin, ilahi bilgiye göre aslında zararlı olabileceği gerçeğini ortaya koyar. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 310)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesinin bir şeyin hakikatini idrak etmek olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'ya'lemu' fiili, Allah'ın, insanların hoşlandığı veya hoşlanmadığı şeylerin gerçek akıbetlerini ve hikmetlerini tam olarak bildiğini vurgular. (el-Müfredât, s. 580)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ilm'in cehaletin zıttı olduğunu ve Allah'ın ilminin mutlak ve sınırsız olduğunu belirtir. Ayetteki 'Allah ya'lemu', insanların sınırlı bilgisine karşılık Allah'ın her şeyi kuşatan bilgisine dikkat çeker. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 30)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu ve O'nun her şeyi kapsayan, mutlak ve mükemmel bilgisine işaret ettiğini belirtir. Bu ayette, insan bilgisinin sınırlılığına karşılık ilahi bilginin üstünlüğü vurgulanır, böylece müminler Allah'ın hükümlerine teslim olmaya teşvik edilir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تَكْرَهُواْ شَيْئاً وَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَعَسَى أَن تُحِبُّواْ شَيْئاً وَهُوَ شَرٌّ لَّكُمْ وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
(2/216) Kütibe aleykümül kıtalu ve huve kürhün leküm*,ve asa en tekrahu şey'en ve huve hayrun leküm,ve asa en tuhıbbu şey'en ve huve şerrun leküm* vAllahu ya'lemü ve entüm la ta'lemun;
* Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Savaş sizin üzerinize yazıldı.
Bakın hiç kaçış yoktur, bu kadar kesin olarak yazıldı deniyor, o sizin için kerih yani zor bir şey gözükür, ama yazıldı, yapmazsanız da siz bilirsiniz yani, bu savaş zâhir olarak madde mertebesinde yapılan bildiğimiz savaşlar, ama bizim işimiz o savaş değil, yeri geldiğinde onu da yaparız orası ayrıdır, bu savaş kendi özümüzdeki nefis savaşıdır, nefsi emmâre, levvâme, mülhime savaşı olacak, gerçi nefsimizle boğuşmak zor gözükür ama size bu yazıldı, yani hemde ezelde, mâzide programda yazıldı.
Kim hangi mertebede ise savaşını oradan sürdürüyor, nefsi emmâre mertebesinde ise kendisindeki eksi hayvani güçleri atmakla, kesmekle, yoketmekle uğraşıyor, levvâmede ise o yapmayı bıraktığı eksi şeyleri bir daha yapmamak için savaşıyor, nefsi yaptırmaya çalışıyor o yapmamaya çalışıyor, yaparsa da yine yaptım diye kendi kendini suçluyor, mülhime mertebesinde ise almış olduğu ilhamlar arasından gelen evhamları birbirinden ayırmaya
çalışıyor, mutmainne mertebesinde kendisine gelen zorluklara karşı direnmeye çalışıyor ve meseleleri kendi gönlünde daha tatmin edici hâle getirmeye çalışıyor, savaş olmazsa orada duramaz zâten, reKâbet yükselmeyi ilerlemeyi sağlıyor.
Umulur ki sizin kerih gördüğünüz şey sizin için sonunda hayra dönüşür, nefis savaşı size zor gelsede ama bunu yaptıktan sonra bu savaş size hayra dönüşür, hayrı getirir size, siz savaşmamayı kendinize sevgili görürsünüz, yani savaşmayıp, gezmeyi, dolaşmayı kendinize muhabbet edersiniz, bu hoş gelir ama arkasından da başınız dara girer.