Vemâ enfektum min nefekatin ev neżertum min neżrin fe-inna(A)llâhe ya'lemuh(u)(k) vemâ lizzâlimîne min ensâr(in)
Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.
Her ne çeşit nafaka verdinizse veya ne türlü bir adak adadınızsa, Allah onu kesinlikle bilir. Ve zalimlere hiçbir şekilde yardım olunmayacaktır.
Bu ayet, infak ve nezir gibi ibadetlerin Allah tarafından bilindiğini ve karşılıksız kalmayacağını vurgularken, zalimlerin ahirette hiçbir yardımcı bulamayacaklarını bildirmektedir. Ayet, Allah'ın ilminin kuşatıcılığını ve adaletin tecellisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefeka kelimesi, bir şeyin tükenmesi, bitmesi anlamına gelir. İnfaq ise malı tüketmek, harcamak demektir. Ayetteki 'enfaqtum' ifadesi, Allah yolunda harcanan malın, Allah katında tükenmeyip karşılığının verileceğine işaret eder. (s. 819)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnfaq, malı harcamak ve dağıtmak demektir. Bu ayetteki kullanımı, kişinin kendi isteğiyle Allah rızası için yaptığı harcamaları ifade eder. (c. 1, s. 83)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnfaq, Kur'an'da sıkça geçen ve 'Allah yolunda harcama' anlamını taşıyan merkezi bir kavramdır. Bu ayetteki 'enfaqtum' fiili, müminlerin Allah'a olan bağlılıklarını maddi fedakarlıkla göstermelerini ifade eder ve bu eylemin Allah tarafından bilindiğini vurgular. (s. 177)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nefeka, infak edilen şeyin kendisidir, yani harcanan maldır. Ayetteki 'min nefekatin' ifadesi, harcanan malın cinsini ve miktarını kapsayan genel bir ifade olup, az veya çok her türlü harcamanın Allah tarafından bilindiğini belirtir. (c. 4, s. 297)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Nefeka, kişinin geçimi için harcadığı veya Allah yolunda sarf ettiği maldır. Bu ayetteki kullanımı, Allah rızası için yapılan her türlü maddi fedakarlığı kapsar ve bu eylemlerin Allah katında zayi olmayacağını ifade eder. (c. 5, s. 12)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nezir, kişinin kendi üzerine bir şeyi vacip kılmasıdır. Ayetteki 'nezertum' fiili, Allah'a verilen sözü, yani bir ibadeti veya sadakayı yapmaya dair taahhüdü ifade eder. Bu taahhüdün Allah tarafından bilindiği ve karşılığının verileceği vurgulanır. (s. 70)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nezir, kişinin kendi isteğiyle Allah'a bir ibadeti veya bir şeyi yapmayı vacip kılmasıdır. Ayetteki 'nezertum' ifadesi, bu tür adakların Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu ve yerine getirilmesi gerektiğini belirtir. (s. 805)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Nezir, Kur'an'da genellikle bir şarta bağlı olarak Allah'a yapılan vaat anlamında kullanılır. Bu ayetteki 'nezertum' fiili, kişinin Allah'a karşı üstlendiği bu tür yükümlülüklerin Allah tarafından bilindiğini ve ciddiye alındığını gösterir. (s. 345)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nezir, kişinin Allah'a adadığı şeydir. Ayetteki 'min nezrin' ifadesi, adanan şeyin türü veya miktarı ne olursa olsun, Allah'ın onu bildiğini ve karşılığını vereceğini ifade eder. (s. 480)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nezir, kişinin kendi üzerine vacip kıldığı bir ibadet veya sadakadır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'a verilen sözün ve adanan şeyin Allah katındaki değerini ve bilindiğini vurgular. (s. 936)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyi olduğu gibi idrak etmektir. Allah'ın ilmi ise her şeyi kuşatıcıdır. Ayetteki 'ya'lemuhu' fiili, Allah'ın kullarının infak ve nezir gibi gizli veya açık tüm amellerini eksiksiz bildiğini ve hiçbir şeyin O'nun ilminden gizli kalmadığını ifade eder. (s. 580)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Allah'ın 'alim' sıfatı, Kur'an'da O'nun her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan yüce varlık olduğunu vurgular. Bu ayetteki 'ya'lemuhu' ifadesi, Allah'ın sadece eylemleri değil, eylemlerin ardındaki niyetleri de bildiğini ve buna göre karşılık vereceğini belirtir. (s. 120)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm, bir şeyi ait olmadığı yere koymak, haddi aşmaktır. Ayetteki 'li'z-zalimîne' ifadesi, Allah'ın emirlerine karşı gelen, başkalarına haksızlık eden veya kendi nefsine zulmeden kimseleri ifade eder. Bu kişilerin ahirette hiçbir yardımcı bulamayacakları belirtilir. (s. 104)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zulüm, hakkı çiğnemek, adaletten sapmaktır. Ayetteki 'li'z-zalimîne' ifadesi, Allah'ın koyduğu sınırları aşan, başkalarının haklarına tecavüz eden veya Allah'a şirk koşan kimseleri kapsar. Bu kimselerin ahirette Allah'ın yardımından mahrum kalacakları vurgulanır. (s. 529)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Zulüm, Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahiptir; Allah'a şirk koşmaktan, insanlara haksızlık etmeye kadar birçok kötü eylemi kapsar. Bu ayetteki 'zalimîn' kelimesi, Allah'ın emirlerine uymayan ve O'nun adaletine karşı gelenleri ifade eder ve bu kişilerin ahiretteki çaresizliğini vurgular. (s. 200)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nasr, yardım etmek demektir. Ensar ise yardımcılar anlamına gelir. Ayetteki 'min ensâr' ifadesi, zalimlerin kıyamet gününde kendilerine yardım edecek, azaptan kurtaracak hiçbir destekçilerinin olmayacağını mecazi bir dille ifade eder. (c. 1, s. 84)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ensar, 'nasîr' kelimesinin çoğuludur ve yardım edenler demektir. Bu ayetteki kullanımı, zalimlerin Allah'ın azabından kurtulmak için ne dünyada ne de ahirette bir yardımcı bulamayacaklarını kesin bir dille belirtir. (c. 4, s. 302)
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَمَا أَنفَقْتُم مِّن نَّفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُم مِّن نَّذْرٍ فَإِنَّ اللّهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ
(2/270) Ve ma enfaktüm min nefekatin ev nezertüm min nezrin fe innAllahe ya'lemuh* ve ma lizzalimiyne min ensar;
* Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.