Velekad ‘alimtumu-lleżîna'tedev minkum fî-ssebti fekulnâ lehum kûnû kiradeten ḣâsi-în(e)
Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, "Aşağılık maymunlar olun" demiştik.
İçinizden cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara "sefil maymunlar olun!" dedik.
Bakara Suresi'nin 65. ayeti, İsrailoğulları'nın cumartesi yasağını çiğnemeleri ve bunun sonucunda maymunlara dönüştürülmeleri kıssasını ele almaktadır. Ayet, 'bilmek', 'azgınlık etmek', 'cumartesi', 'maymunlar' ve 'aşağılık' gibi anahtar kavramlar üzerinden ilahi ceza, itaatsizlik ve ibret alma temalarını dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesini bir şeyin hakikatini idrak etmek olarak tanımlar. Ayetteki 'alimtum' ifadesi, muhatapların cumartesi yasağını çiğneyenlerin akıbetini zaten bildiklerini, bu olayın onlara yabancı olmadığını vurgular. Bu bilgi, sadece duymak değil, aynı zamanda olayın vuku bulduğuna dair kesin bir idrak ve şahitlik anlamı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilm'i, bir şeyin olduğu gibi kavranması olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, İsrailoğulları'nın, cumartesi yasağını ihlal edenlerin başına gelenleri, yani maymunlara dönüştürülme cezasını, geçmişlerinden gelen bir bilgi ve tecrübe olarak bildiklerini ifade eder. Bu, sadece bir haber değil, aynı zamanda bir ders çıkarma potansiyeli taşıyan bir bilgidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'i'tedev' kelimesini 'haddi aştılar, zulmettiler' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, cumartesi yasağını çiğneyerek Allah'ın koyduğu sınırı aşan, balık avlamama emrine karşı gelen İsrailoğulları'nın isyankar tutumunu ifade eder. Bu, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda ilahi emre karşı bir cüretkarlıktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'i'tedev' kelimesini 'zulmettiler' ve 'sınırı aştılar' şeklinde yorumlar. Ayetteki 'cumartesi günü azgınlık edenler' ifadesi, İsrailoğulları'nın Allah'ın belirlediği dinlenme ve ibadet gününde dünyevi çıkarlar peşinde koşarak ilahi emre karşı gelmelerini, yani hadlerini aşmalarını mecazi bir dille anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'udvân' kökünden türeyen 'i'tedev' kelimesini, bir şeyin sınırını aşmak olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, İsrailoğulları'nın cumartesi günü balık avlamama yasağını, hileli yollarla da olsa çiğneyerek Allah'ın belirlediği şer'i sınırı ihlal etmelerini ve bu eylemleriyle kendilerine zulmetmelerini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'es-sebt' kelimesini 'dinlenme günü' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, İsrailoğulları'na özel olarak tahsis edilmiş, dünyevi işlerden el çekip ibadete ayrılması gereken kutsal günü ifade eder. Bu günün ihlali, ilahi emre karşı gelmenin sembolü haline gelmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sebt' kelimesinin kök anlamının 'kesmek, durmak, dinlenmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'es-sebt' ise, Yahudilere farz kılınan ve çalışmanın yasaklandığı cumartesi günüdür. Bu günün ihlali, Allah'ın koyduğu bir yasağın kasten çiğnenmesi anlamına gelir ve bu nedenle ağır bir ceza ile sonuçlanmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sebt' kavramının Kur'an'da Yahudilerin özel bir günü olarak geçtiğini ve bu güne saygı göstermemenin ilahi gazabı celbeden bir eylem olduğunu belirtir. Ayetteki 'cumartesi' ifadesi, İsrailoğulları'nın kendi kutsal değerlerine dahi riayet etmeyişlerinin ve bu yolla Allah'a isyanlarının bir göstergesidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kırade' kelimesini 'maymunlar' olarak açıklar ve bu dönüşümün, isyan edenlerin insanlık vasfını kaybetmeleri ve aşağılık bir duruma düşmeleri anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, ilahi cezanın şiddetini ve isyanın getirdiği alçaltıcı akıbeti vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıred' kelimesini 'maymun' olarak tanımlar ve bu dönüşümün, isyan edenlerin ahlaki ve manevi düşüşlerinin fiziksel bir tezahürü olduğunu ima eder. Ayetteki 'maymunlar olunuz' emri, sadece fiziksel bir değişim değil, aynı zamanda insanlık onurunun kaybedilmesi ve aşağılık bir varlığa dönüşme anlamını taşır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kırade' kelimesinin Kur'an'da genellikle aşağılama ve ceza bağlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'maymunlar' ifadesi, cumartesi yasağını çiğneyenlerin, insanlık vasıflarını yitirerek taklitçi, akılsız ve aşağılık bir duruma düşürüldüklerini sembolize eder. Bu, ilahi gazabın somut bir göstergesidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hasiîn' kelimesini 'kovulmuşlar, uzaklaştırılmışlar' olarak açıklar. Ayetteki 'aşağılık birer maymun olunuz' ifadesiyle birlikte kullanıldığında, bu kişilerin sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda manevi olarak da Allah'ın rahmetinden uzaklaştırıldıklarını ve hor görüldüklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'has' kelimesinin 'kovmak, uzaklaştırmak, hor görmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hasiîn' ifadesi, maymunlara dönüştürülenlerin, bu dönüşümle birlikte toplumdan dışlandıklarını, horlandıklarını ve Allah katında da değerlerini yitirdiklerini gösterir. Bu, cezanın hem fiziksel hem de sosyal boyutunu ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hasiîn' kelimesinin 'zelil ve horlanmış' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cumartesi yasağını çiğneyenlerin, maymunlara dönüştürülerek en aşağılık ve hor görülen varlıklar haline getirildiklerini, böylece isyanlarının karşılığını en ağır şekilde aldıklarını ifade eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَواْ مِنكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُواْ قِرَدَةً خَاسِئِينَ
(2/65) Ve lekad alimtümülleziyna'tedev minküm fiysSebti fekulnâ lehüm kûnu kıradeten hasiiyn;
* Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik.
Ve andolsun ki sizin içinizden bazıları bildiği halde sebt gününü yani cumartesi’yi istismar ettiler, Biz onlara dedik ki, maymunlar olunuz;
Bakın benî isrâîl ne oyunlar yapmış vaktiyle, halâ da yapıyorlar, biz İseviyyet mertebesinde de Muhammediyyet mertebesinde de olsak o Mûseviyyet mertebesinin hayal yönü var ya işte o hep oyunlar kuruyor fakat gerçek İseviyyet mertebesinde olan kimseye tesiri olmuyor, gerçek Muhammediyyet’te yine hiç olmuyor ama o ahlakı itibarıyla yapmaya devam ediyor, işte burada benî isrâîl’in dinlenme günü, sebt günü olan cumartesi günü o gün onlara çalışmak yasak, ancak onların içinde deniz kenarında yaşayıp balıkçılıkla geçinen bir topluluk varmış, onlar bir hile yapıp denizin birkaç metre içerisine bir havuz açmışlar, denizden bir bağlantı yapıp kapak koymuşlar, o kapağı cuma akşamından açıyorlarmış, geceden sabaha kadar deniz suyuyla beraber balıklarda havuza doluyorlarmış, cumartesi geçince de kapağı kapatıyorlarmış, daha sonra bu balıkları kolayca o havuzdan yakalıyorlarmış, işte böyle bir hile-i şerriye yaptıkları için Cenâb-ı Hakk onlara hor ve hakir maymunlar olunuz diyor ve tefsirlerde yazdığı gibi o şehir
ahalisinin tümü maymun oluyorlar, işte tarihte kayıtlı olarak maymundan olan insân yok ama insândan dönen maymunlar var.
Demek ki insânların bir hayvanlık mertebesi var ve insâna câzip gelen daha çok hayvanlık mertebesinde yaşamak, meleklik mertebesi de var insân da o da belirgin ama daha az kimselerde, çoğunlumuzda hayvanlık mertebesi zuhurda, işte dış görünüşlerimiz her ne kadar insân sülietinde ise de iç bünyemizdeki hakiki halimiz ne ise bizim gerçek kimliğimiz o, kimimiz ihtiras peşinde koşuyoruz, kimimiz hırsızlık peşinde koşuyoruz, hırsızlık derken şunun bunun malını değilde kendi malımızı çalıyoruz, kendi nefsimiz çalıyor ve hatta kendi yönünde kullanıyor, hepimiz başka ahlâktayız işte bu ahlâk bizim insânlık yönümüzden daha ağır basıyorsa biz o hayvan kimliği üzereyiz, Cenâb-ı hakk bu hakikati belirtmek için bunları söylüyor.
Ahirette üç türlü toprak kaynaklı mahlûk olacak, ahirette cinler de olacak, ruhlar da, melekler de yani bir çok varlık olacak mahşer de ama toprak kaynaklı üç tür olacak, bizi ilgilendiren onlar, bunlar;
*dünyada hayvan olarak yaşamış ahirete hayvan olarak intikal etmiş,
*dünyada insân olarak yaşamış ve ahirete insân olarak intikal etmiş, ve
*bu ikisi arası yani dünyada insân sûretinde yaşamış ahirete hayvan olarak intikal etmiş, yani kendi asli varlığı üzere intikal etmiş olanlar.
Şimdi herbirerlerimizin biz dünyaya gelirken Cenâb-ı Hakk’ın murad-ı ilâhisi ile “Her insân İslâm fıtratı üzere doğar ebeveyni onu hıristiyan veya mûsevi yapar” denildiği şekilde, İslâm fıtratı üzere hâlk olunduğumuz için bizim zâhir varlığımız insân sülieti, işte bizim dünya yaşam süreci içerisinde hangi tarafa doğru meylimiz artmışsa yani hangi mahlûkun kimliğini almışsak ağırlıklı olarak o bizim
kimliğimiz oluyor, yani biz ona dönüşmüş oluyoruz, kimimiz meleki yöne gidiyoruz melek hüvviyyetini oluşturuyoruz, kimimiz hayvani mertebeye doğru gidiyoruz onu oluşturuyoruz, kimimiz de gerçek insân hükmüne ulaşıyor ve halife hükmünü oluşturuyoruz kendimizde, bunların içinde en ağırı hayvan cinsinden birini ifade eder hale gelmemiz dünya içerisinde.
Efendimiz (s.a.v), “insân hangi hal ile yaşamışsa o hal ile ölür, hangi hal ile ölmüşse o hal ile mahşere kalkar, dirilir”diyor. Biz burada kendi gerçek varlığımızı idrak edememişsek ve biz de mevcut olan şeyi Mısır’a gidin hükmüyle nefsaniyetimize kaptırmışsak, nefsaniyetimizde hangi hayvanın fıtratı üzere hareket etmişse ahirette o hayvan sûretinde kalkacağız, çünkü o bedeni mânâ oluşturduğundan, bizdeki mânâ ne ise o süliet o vücûdu oluşturacak, mânâ o zuhuru oluşturacak, ahiretteki bede-nimizide o mânâ oluşturacağından o sülietlerle kalkacağız.
Mahşerde adaletle hareket edilip hayvanlar birbirlerinden haklarını aldıktan sonra onlara “Toprak olun” denilecek ve onlar o anda toprak olacaklar, onların âhireti yok, ama dünyada insân olarak, insân sülietinde yaşamış olan kişiler ahirete hayvan sûretiyle geldiklerinde “ya leyteniy küntü turaba;” (Nebe,78/40.Ayet) "Keşke toprak olsaydım!" temennisinde bulunacaklar, bunun dışında dünyada insân olarak yaşamış insân asaletine yakışır şekilde hayatlarını sürdürmüş olanlarda insâni muameleye tabi olacaklar ama biraz günahları varsa cehennem de günahlarını çekecekler, eğer cennet ehli iseler kendi mertebelerine göre cennetlerine gidecekler, irfan ehlide Zat cennetine kendi yerine gidecek, Hakk’ın indine gidecek böylece o hayatta bitmiş olacak, işte bu Âyetten mahşerin bütün halinin anlatılması mümkün oluyor.
Burada Sebt günü Allah’ın günü demektir, Allah’ın günü de kıyamet gününün sahibi demektir, cumartesi’de onların Allah’a ibadet etme günleri, ibadette din demektir,
yani din gününün sahibi derken, bizim yaşadığımız zaman içerisinde ne kadar vaktimiz Allah ile geçmişse işte o vakitlerin sahibi Allah’tır, o da dindir, yani din gününün sahibi, burada dinden kasıt zamandır, onun dışında geçen günleri nefsimiz kapmışsa, nefistir o zamanların sahibi, vaktimizin ne kadarını Allah için ne kadarını nefsimiz için kullanıyor isek bizim üzerimizde sahip olan o dur, işte bunlar cumartesi gününü nefsleri için kullandıklarından ziyan ettiler, hayvan oldular, burada maymun diye belirtiliyor, çünkü maymun en büyük taklitçi, bizler de ibadetlerimizi taklidi yapıyorsak hayali veya nefsani bir çıkar için yapıyorsak maymundan başka bir şey değiliz bu dünya da.
Cuma günü de bizim günümüz olduğuna göre bizler haftanın bütün günlerini Cuma etmek zorundayız, Cuma cem etmek demek, toplamak demek, Hakk’ın zaman zaman dünya işi giren o dakikalarını hep Rabbimizle birlikte olup, Cuma etmemiz gerekiyor, Cum’a da bayram olduğundan mü’minler olarak her günümüzü bayram etmek, her gecemizi de kadir gecesi etmek zorundayız, durumundayız ve bu imkânda bizde vardır.