Kâlû ud'u lenâ rabbeke yubeyyin lenâ mâ levnuhâ(c) kâle innehu yekûlu innehâ bekaratun safrâu fâki'un levnuhâ tesurru-nnâzirîn(e)
Onlar, "Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın" dediler. Musa şöyle dedi: "Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır" dedi.
Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır." dedi.
Bu ayet, İsrailoğulları'nın Hz. Musa'dan kurban edilecek ineğin rengi hakkında bilgi istemesini ve Allah'ın bu isteğe verdiği cevabı konu almaktadır. Ayetteki anahtar kavramlar, ineğin renginin niteliğini ve bu rengin insanlar üzerindeki etkisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'bakara' kelimesini 'sığır' olarak tanımlar ve Kur'an'da bu kelimenin özellikle kurban edilmesi emredilen inek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, İsrailoğulları'nın kesmekle emrolunduğu hayvanın türünü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'bakara' kelimesinin mecazi kullanımlarına değinmese de, kelimenin temel anlamının 'sığır' olduğunu ve ayetteki kullanımının da bu hayvanın kendisi olduğunu vurgular. Burada, Allah'ın emrettiği kurbanın nesnesini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'safra' kelimesini 'sarı renk' olarak açıklar ve ayetteki 'safra'nın, ineğin renginin sarı olduğunu ifade ettiğini belirtir. Bu, İsrailoğulları'nın sorduğu 'ne renk' sorusuna verilen doğrudan cevaptır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'safra' kelimesinin 'sarı' anlamına geldiğini ve Kur'an'da bu rengin bazen canlılık ve güzellik, bazen de solgunluk ve kuruluk için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette ise 'fâkiun' kelimesiyle birlikte kullanılarak canlı ve parlak bir sarılığı vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, renk kavramlarının Kur'an'daki semantik alanını incelerken, 'sarı' rengin bazen olumlu (altın gibi) bazen de olumsuz (solgunluk) çağrışımlar taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'safra' ise 'fâkiun' ile birlikte kullanılarak olumlu, göz alıcı bir sarılığı ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'fâkiun' kelimesini 'şiddetli sarı' veya 'parlak sarı' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, ineğin sarı renginin sıradan bir sarı değil, dikkat çekici ve canlı bir sarı olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'fâkiun' kelimesinin özellikle renkler için kullanıldığında, o rengin en parlak ve en canlı tonunu ifade ettiğini belirtir. Bu bağlamda, ineğin sarı renginin göz kamaştırıcı bir parlaklığa sahip olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sürûr' kökünden gelen 'tesürru' fiilinin 'sevinç vermek, neşelendirmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, ineğin parlak sarı renginin bakanların içini açtığını, onlara hoşnutluk verdiğini ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sürûr' kelimesinin kalpte oluşan hoşnutluk ve neşe hali olduğunu açıklar. 'Tesürru' fiili ise bu hoşnutluk halini başkasına aktarmak, onu sevindirmek anlamındadır. Ayette, ineğin renginin estetik bir haz ve iç ferahlığı sağladığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sürûr' kelimesinin Kur'an'daki kullanımlarını incelerken, bu fiilin genellikle olumlu duyguları, sevinci ve hoşnutluğu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'tesürru' fiili, ineğin renginin sadece parlak olmakla kalmayıp, aynı zamanda bakanlar üzerinde pozitif bir etki bıraktığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nâzirîn' kelimesini 'bakanlar, görenler' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, ineğin renginin güzelliğinden etkilenen, onu gören herkesi kapsayan bir ifade olduğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nazar' kökünün 'görmek, bakmak, düşünmek' gibi anlamlara geldiğini ve 'nâzirîn' kelimesinin de bu eylemi gerçekleştiren kişileri ifade ettiğini belirtir. Ayette, ineğin renginin görsel olarak çekici olduğunu ve bakan herkesi etkilediğini vurgular.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
قَالُواْ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاء فَاقِـعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ
(2/69) Kalüd'u lena Rabbeke yübeyyin lena ma levnüha* kale inneHU yekulü inneha bekaretün safrau, fakı'un levnüha tesürrünnazıriyn;
* Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır” dedi.
Beni İsrâîl kavmi tatmin olmadı ve tekrar dediler ki, “Rabbine dua et, bunun rengi nedir bize onu da bildirsin” Mûsâ (a.s.) dedi ki “Muhakkak ki Rabbim der ki, o şöyle bir inektir, sarı bir inektir, rengide parlaktır, ayrıca o ineğe bakanlar sürur bulurlar, hoşlanırlar, üzerinde hiçbir alacası yoktur.” Kavim yani nefsi mülhime ve onun vehim yönü, “onun hakkında bize biraz daha malûmat ver, rengi nasıl olacak” diye soruyor, ve işi zora koşmak istiyor, fakat bu seferde, kendine zorluk çıkartıyor. Rengi nasıl olacak, diye sorması, demek ki, bir renklenme hadisesi de var orada, levvâme nefse gelince kişi emmâreye göre biraz güzelleşmiş oluyor, emmâre nefiste ben yaparım, ben ederim derken, burada niye yaptım, niye ettim, keşke yapmasaydım diye üzüntü duyar ve tevazu sahibi olmaya başlıyor ve rengi de güzelleşmeye başlıyor, ayrıca kendisinde oluşmaya başlayan İlâh-î muhabbet ile de rengi sararmaya başlar, ve onu gören kişi kendisinden emin olur artık, bakanlar
sürur bulur, hoşlanır ondan. Bazen birisi gelir yanınıza, ona bakarsınız ve bundan bana zarar gelmez diye içinize kanaat gelir, fakat başka birisi gelir, nefsi emmârenin şiddeti ve çirkinliği içerisinde olduğu için, bu sefer ondan uzaklaşmaya çalışırsınız çünkü adeta zarar geleceği aşikar gibidir.
Renginin parlak olması ise yapmış olduğu zikirlerinden, oraya gelinceye kadar yapmış olduğu iyiliklerden kendisinde bir parlama meydana gelmiştir. Üzerinde hiçbir alacası olmayacak, yani o mertebenin vahdet rengine bürünmüş olacaktır, Bakara 2/138 Âyet “SıbğatAllah* ve men ahsenü minAllahi sıbğaten- Allah boyası! Allah boyası ile boyanmış olmaktan güzel ne olabilir!” İşte daha burada başlıyor bu Âyet, ve burada sarı renkten bahsediyor, yalnız bu boyama işi yüzeysel bir hadisedir, onu sıyırdığınız zaman altındaki rengi çıkar, süngerin suyu emdiği gibi zamanla kişinin bütün varlığına Hakk’ın varlığının en derinine kadar sirÂyet etmesi lâzım ki, kesildiğinde de yine vahdet renginin içinden çıkması lâzımdır ama evvelâ üstü düz, pürüzsüz renk olacak ki, ardından içerisi düz renk olsun