Vemine-nnâsi men yekûlu âmennâ bi(A)llâhi ve bilyevmi-l-âḣiri vemâ hum bimu/minîn(e)
İnsanlardan, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" diyenler de vardır.
İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derler.
Bu ayet, münafıkların temel özelliğini, yani dışarıdan iman iddiasında bulunup içten inanmamalarını vurgulamaktadır. Anahtar kavramlar, 'insanlar'ın genel durumunu, 'iman'ın hem sözlü beyanını hem de içsel tasdikini, 'Allah'ın mutlak varlığını ve 'Ahiret Günü'nün kaçınılmazlığını ele alarak, bu ikiyüzlülüğün derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'insan' (إنسان) kelimesinin kökenini 'ünsiyet' (أنس) ve 'unutkanlık' (نسيان) ile ilişkilendirir. Ayetteki 'en-nâs' ise, bu özelliklere sahip olan ve toplumsal bir varlık olarak yaşayan insan topluluğunu ifade eder. Burada, iman iddia eden ancak kalben tasdik etmeyen bir kesime işaret edilmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'insan' kelimesinin hem 'ünsiyet'ten geldiğini hem de 'unutkanlık'tan türediğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, bu özelliklere sahip olan ve iman iddiasında bulunan, ancak gerçekte inanmayan bir insan grubunu tanımlar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavl' (قول) kelimesini 'söz' ve 'ifade' olarak açıklar. Ayetteki 'yekûlu' fiili, münafıkların dilleriyle söyledikleri, ancak kalpleriyle tasdik etmedikleri iman iddiasını net bir şekilde ortaya koyar. Bu, sadece bir beyan olup, hakikati yansıtmamaktadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kavl'in mecazi anlamlarına da değinir. Burada 'yekûlu' fiili, münafıkların dışarıdan sergiledikleri bir tavrı, bir söylemi ifade eder. Bu söylem, gerçek bir inançtan ziyade, bir maske görevi görmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'îmân' (إيمان) kelimesini 'tasdik' (تصديق) ve 'güven' (أمن) kökünden türetir. Ayetteki 'âmennâ' ifadesi, münafıkların dilleriyle 'inandık' demelerini, ancak kalplerinde bu tasdikin ve güvenin bulunmadığını vurgular. Gerçek iman, hem dil ile ikrar hem de kalp ile tasdiktir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'iman' kavramının sadece sözlü bir beyan olmadığını, aynı zamanda derin bir içsel tasdik ve Allah'a tam bir teslimiyet gerektirdiğini belirtir. Ayetteki 'âmennâ' ifadesi, bu içsel tasdikten yoksun olan bir 'iman' iddiasını temsil eder ve münafıklığın temelini oluşturur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'iman'ın Kur'an'daki kullanımının, sadece 'inanmak'tan öte, 'güvenmek', 'emniyet içinde olmak' ve 'tasdik etmek' anlamlarını içerdiğini açıklar. Münafıkların 'âmennâ' demesi, bu derin anlamlardan yoksun, yüzeysel bir beyandır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Allah' isminin, tüm ilahi sıfatları kendinde toplayan, ibadete layık tek varlık olduğunu belirtir. Ayetteki 'billâhi' ifadesi, münafıkların bu yüce varlığa inandıklarını iddia etmelerini, ancak bu inancın gerektirdiği teslimiyet ve samimiyetten uzak olduklarını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Allah' isminin, zat-ı ilahiyeye mahsus bir isim olduğunu ve diğer isimlerin O'nun sıfatlarını açıkladığını ifade eder. Münafıkların bu ismi zikretmeleri, dışarıdan bir kabulü, ancak içsel bir reddi gizlemektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yevm' (يوم) kelimesini 'gün' olarak açıklar. Ayetteki 'bi'l-yevmi' ifadesi, münafıkların ahiret gününe inandıklarını söylemelerini, ancak bu inancın gerektirdiği sorumluluk bilincinden yoksun olduklarını gösterir. Bu, sadece sözde bir kabuldür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yevm' kelimesinin bazen bir zaman dilimini, bazen de belirli bir olayın gerçekleştiği anı ifade ettiğini belirtir. Burada 'el-yevm' kelimesi, 'Ahiret Günü'nü, yani hesap ve ceza gününü ifade eder ki, münafıklar bu gerçeği kalben tasdik etmezler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âhir' (آخر) kelimesini 'son' ve 'sonra gelen' olarak tanımlar. 'el-Yevmu'l-âhir' (Ahiret Günü) ise, dünya hayatının sonu ve ebedi hayatın başlangıcıdır. Münafıkların bu güne inandıklarını söylemeleri, ancak bu inancın gerektirdiği hazırlığı yapmamaları, onların ikiyüzlülüğünü ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Ahiret Günü' kavramının Kur'an'da merkezi bir rol oynadığını ve dünya hayatının geçiciliğini vurguladığını belirtir. Münafıkların bu güne sözde inanmaları, onların bu merkezi kavramın getirdiği ahlaki ve dini sorumluluklardan kaçınma çabalarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mü'min' (مؤمن) kelimesini, 'iman eden', yani hem diliyle ikrar eden hem de kalbiyle tasdik eden kişi olarak açıklar. Ayetteki 'bimü'minîn' ifadesi, münafıkların dışarıdan iman iddiasında bulunmalarına rağmen, gerçekte bu sıfatı taşımadıklarını, yani kalben tasdik etmediklerini kesin bir dille belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mü'min' kavramının Kur'an'da sadece sözlü beyanla değil, aynı zamanda amellerle de desteklenen bir inancı ifade ettiğini vurgular. Münafıkların 'mü'minîn' olmaması, onların inançlarının sadece dilde kalmış, eyleme ve kalbe yansımamış olmasından kaynaklanır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mü'min' kelimesinin türevlerini ve anlam inceliklerini ele alır. Ayetteki 'bimü'minîn' ifadesi, 'bâ' harf-i cerri ile birlikte, onların gerçekte iman edenlerden olmadıklarını, yani iman sıfatının kendilerinde bulunmadığını teyit eder.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
هم بمومنين
(2/8) Ve minenNasi men yekulü amenna Billahî ve Bil yevmil âhıri ve ma hum Bimu'miniyn;
* İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır.
Ve insânlardan bazıları vardır biz Allah’a imân ettik derler ve âhiret gününe de imân ettik derler, fakat onlar imân etmemişlerdir, mü’min değildirler, sadece ağızlarıyla lisânen söylerler.