İçeriğe atla
Enbiyâ 19Cüz 17 · Sayfa 323

Enbiyâ Sûresi 19. Âyet

الأنبياء

Sohbete sor

Velehu men fî-ssemâvâti vel-ard(i)(c) vemen ‘indehu lâ yestekbirûne ‘an ‘ibâdetihi velâ yestahsirûn(e)

Göklerde ve yerde kim varsa hep O'nundur. O'nun katındakiler, ne O'na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.

Enbiyâ Sûresi

“Velehu men fî-ssemâvâti vel-ard(i) vemen indehu lâ yestekbirûne an ibâdetihi velâ yestahsirûn(e)” Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler, ne O’na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar. (21/19)


Göklerde ve yerde “men” kim varsa O’nundur. “Men” Kim-kimlikler ki Rububiyet mertebesi ve Esmâ-i İlâhiyye zuhurlarıdır. Her bir esmâ-i ilâhiyyenin yani kimliğin ef’âl âleminde zuhuru, zâhiren görünmesi kendi mertebesinde Rabbine olan ibadetir.

Velehu” Onun için dir.Kim” likler Onun için, O’nun içindedir. “Hu” Hakk’ın hüviyetidir. Hakk’ın hüviyetide 18.000 âleme saridir. Tüm bunun içindeki esmâ-i ilahiyye “Hu” dan neşet etme ve onun için, onun içindedir. “Men” Kim-i daha iyi anlamak için Rahmân Sûresinde;

küllü men aleyha fanin “aleyhaonun/kendisinin üzerine külle men/küllüsü/her kimlik fani/yok olmakta”

“ O’nun üzerinde bulunan her “kim” lik fanidir. (55/26) Bilindiği gibi burada geçen “men”, (kim) demektir.

Yukarıda incelediğimiz ayette;

[“şey” yani (eşya) helak olacaktır,] deniyordu.

Yani maddi varlıklar yok olacaktır.

Burada ise, [ “kimlikler” yok olacaktır, ] denmektedir.

Eşyayı idrakimizden kaldırdıktan sonra, henüz daha “kimler, kimlikler” hala varlıklarını sürdürmektedirler.

Bir üst mertebeye geçmek için bu eşyanın “kimliklerini, isimlerini, esmâlarını” ve daha sonra şuurlu varlıkları da ortadan kaldırmamız gerekecektir.

Burada bir ifadeye daha çok dikkat etmemiz ve iyi incelememiz gerekmektedir.

Vahdet hakikatlerinden ve sırlarından haber veren bu ayette, “küllü men aleyha” üzerinde her kimlikten bahsedilmektedir. Acaba neyin üzerinde?...

Tefsirlerde genel olarak (zahiren) “dünya üzerinde” diye belirtiliyor ise de aslında, O’nun/”Hu”nun üzerinde yani Allah’ın üzerinde demektir.

Bütün âlemlerde ne varsa, hepsi “Allah” esmasından zuhura geldiğinden, bu zât esması bütün varlığı çekiyor demektir.

Hal böyle olunca, üzerinde bulunan her “şey’iyyet” ve “men’iyyet” (kim’lik) zaten asılları Hak olması itibariyle bütün varlıklar Hakk’ın zuhurundan başka bir şey değildirler.

Bizim hayalimizden ve şartlanmalarımızdan, sonradan var ettiğimiz “şey’iyyet” ve “men’iyyet” (kim’lik) ortadan kalkıp da “fen” yani “fani” olmakta ve asılları olan Hakk’a dönmektedirler.

İşte böylece “Allah” esması bütün esmalara kaynak olduğundan zaten O’nun/”Hu”nun üzerindedirler.

Fani olan hayalimizdeki zannî değerlendirmelerimizdir.[28]

Yolumuza “Gökyüzü İnsanları Araştırması” ile devam edelim;


Kuranı Kerim Türkçe okunuş:

21.19 - Ve lehû men fis semâvâti vel ard, ve men ındehû lâ yestekbirûne an ıbâdetihî ve lâ yestahsirûn.

Diyanet Meali:

21.19 - Göklerde ve yerde kim varsa hep O'nundur. O'nun katındakiler, ne O'na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

21.19 - Halbuki Göklerde Yerde kim varsa onun’dur, ve onun huzurundakiler ona ibâdetten ne çekinirler ne de yorgunluk duyarlar.


Görüldüğü gibi ayet-i kerime ne kadar açık ve nettir.

Göklerde Yerde kim varsa onundur,” Göklerde de “men-kim” lerin olduğunu ve onların sahiplerinin de Hakk olduğunu, çok açık ve şüphesiz olarak bildirmektedir.

ve onun huzurundakiler ona ibâdetten ne çekinirler ne de yorgunluk duyarlar” Bahsedilen gurup iman ehli olan guruptur ve bu vasıflar onların vasıflarıdır. İbadet etmeleri kendilerine bu yönde telkin edilmiş olmalarındandır. Telkin ise “nakil” nakledil-mek, İlâhi vahyi nakletmek olduğundan, bu vasıfta peygamberlere ait olduğundan, o halde gökyüzünde de bu sistemin varlığından hiç şüphe edilmemesi lazım gelmektedir ki, zaten “yedi arz” hadisi ve diğer bilgiler bunları açık olarak belirmektedirler.[29] T.B.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)