Emi-tteḣażû âliheten mine-l-ardi hum yunşirûn(e)
Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilahlar mı edindiler?
Yoksa (Mekke müşrikleri) birtakım ilâhlar edindiler de yerden ölüleri onlar mı diriltecekler?
Enbiyâ Suresi 21. ayet, müşriklerin Allah'tan başka edindikleri ilahların acziyetini ve diriltme gücünden yoksunluğunu sorgulayan retorik bir ifadedir. Ayet, 'ilah edinme' ve 'diriltme' kavramları üzerinden tevhid inancının temelini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' (ahz) kelimesinin bir şeyi ele geçirmek, almak veya benimsemek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ittihâz' (ifti'âl babından) ise, bir şeyi kendine özel kılma, edinme ve sahiplenme manasını pekiştirir. Burada müşriklerin Allah'ın dışındaki varlıkları ilah edinmeleri, onlara tanrılık vasfı yüklemeleri kastedilmektedir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ittihâz' fiilinin mecazi olarak bir şeyi kendine dost veya ilah edinme anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'ittihazû ilâheten' ifadesi, putları veya başka varlıkları tanrı olarak kabul etme, onlara tapınma eylemini mecazi bir dille anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilah' (إله) kelimesinin, kendisine ibadet edilen, hayranlık duyulan ve yönelinen varlık anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki 'âlihe' (ilahlar) kelimesi, müşriklerin Allah'ın dışında taptıkları, ulûhiyet vasfı yakıştırdıkları sahte tanrıları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilah' kavramının Kur'an'da mutlak güç, yaratıcılık ve tapınılmaya layık olma vasıflarını taşıyan varlık için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'âlihe' ise, bu vasıflardan yoksun olmasına rağmen müşriklerce ilah edinilen varlıkların acziyetini vurgulamak için kullanılır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ilah' kelimesinin 'el-me'lûh' yani kendisine ibadet edilen ve kalplerin kendisine yöneldiği varlık olduğunu ifade eder. Ayetteki çoğul kullanımı, müşriklerin birden fazla varlığı bu vasıfla niteleyerek tevhid inancına aykırı davrandıklarını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'arz' kelimesinin bilinen yeryüzü anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'minel-ard' (yeryüzünden) ifadesi, müşriklerin edindikleri ilahların yeryüzü kaynaklı, yani yaratılmış ve fani varlıklar olduğunu vurgular. Bu, onların ilahlık vasfına sahip olamayacaklarının bir delilidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'arz' kelimesinin 'yeryüzü' anlamında kullanıldığını ve Kur'an'da sıkça geçtiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, yeryüzünden edinilen ilahlar, topraktan yapılmış putlar veya yeryüzünde yaşayan insanlar gibi yaratılmış varlıkları işaret eder ki, bunlar diriltme gücüne sahip değildir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'neşr' (نشر) kelimesinin temel anlamının bir şeyi yaymak, dağıtmak olduğunu; 'inşâr' (if'âl babından) fiilinin ise özellikle ölüleri diriltmek, yani hayatı yeniden yaymak ve bedeni tekrar bir araya getirmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'yünşirûn' ifadesi, müşriklerin ilah edindikleri varlıkların ölüleri diriltme gücünden yoksun olduğunu retorik bir soruyla vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'inşâr' fiilinin Kur'an'da 'ihyâ' (diriltme) anlamında kullanıldığını ve özellikle kıyamet günü ölülerin kabirlerinden çıkarılmasını ifade ettiğini açıklar. Ayetteki soru, bu büyük gücün sadece Allah'a ait olduğunu ve yeryüzünden edinilen ilahların buna muktedir olamayacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'neşr' kökünün 'yaymak, dağıtmak, açmak' gibi anlamlara geldiğini ve 'inşâr' formunun ise 'ölüleri diriltmek' özel anlamını kazandığını ifade eder. Ayetteki 'yünşirûn' kelimesi, bu ilahların ölüleri diriltme gibi mutlak bir kudrete sahip olup olmadığını sorgulayarak onların acziyetini ortaya koyar.
Enbiyâ Sûresi
“Emi-ttehazû âliheten mine-l-ardi hum yunşirûn(e)” Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilâhlar mı edindiler? (21/21)
Yer beden arzıdır, beden arzının da diriltilebilmesi için bu toprağa hikmet yani ilmi ledüm bir irfan ehli tarafından “venefahtü” ile nefha edilip diriltilir. İlâh denilen hayali varlık varlıkların aslı yok olan ölülerdir. Ölüden diri çıkması düşünülebilir mi?
Bakara sûresinde;
28-) Keyfe tekfurune Billahi ve küntüm emvaten feahyaküm, sümme yümiytüküm sümme yuhyiyküm sümme ileyhi türceun;
* Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En sonunda O’na döndürüleceksiniz.
Bu Âyet-i Kerîme’yi reenkarnasyoncular kendilerine mesnet yapıyorlar halbuki iş hiç onların düşündükleri gibi değildir, Allah’a niye küfrediyorsunuz, Allah’ın hakikatini niye örtüyorsunuz ve siz ölüler idiniz o size hayat verdi Sonra sizi tekrar öldürecek sonra size tekrar hayat verecek, sonra da ona döndürüleceksiniz. Tefsirciler siz ölüler idiniz derken siz daha dünyaya gelmeden yani ana rahminden evvelki hal olduğunu söylüyorlar. Oysa siz ölüler idiniz derken siz demek sûretiyle bir varlığın olduğunu yani yaşayan bir varlığın olduğunu fakat ölü hükmünde olduğunu anlatıyor ve aslına bakarsak da biz ölüyüz, yani kendimizi tanıyıncaya kadar, yaşımız kaç olursa olsun kendimizi idrak edemediysek, tanıyamadıysak ölü hükmündeyiz. İşte “ölmeden önce ölünüz” dediği, gerçek ölümle ölmek yani nefsaniyetimizden sıyrılıp ebedi Hayy ile Hayy olmaktır. Siz ölüler idiniz biz size hayat verdik yani bu dünyada iken sizi size tanıttık. Kendi hakikatinizi idrak ettirdik ve ikinci doğuşla sizi tekrar hayata getirdik yani rûhâni hayata getirdik, eğer bu beden bu dünyaya gelmemiş olsa ikinci doğuşun olması mümkün değil, işte siz gerçek mânâda dirildikten sonra tekrar sizi fizik olarak öldüreceğiz ahirete intikal ettireceğiz, mahşer yerine getireceğiz.[31]