Kâle rabbî ya'lemu-lkavle fî-ssemâ-i vel-ard(i)(s) vehuve-ssemî'u-l'alîm(u)
Peygamber, onlara dedi ki: "Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."
Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde (söylenen) her sözü bilir. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir" dedi.
Enbiyâ Suresi'nin 4. ayeti, Allah'ın mutlak ilim ve işitme sıfatlarını vurgulayarak, gökte ve yerde vuku bulan her türlü söz ve olayın O'nun bilgisi dahilinde olduğunu ifade eder. Ayet, peygamberin ağzından bu gerçeği dile getirerek tevhid inancının temelini oluşturan Allah'ın eşsiz kudret ve ilmine işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah Teâlâ'nın ilmi ise, her şeyi kuşatan, gizli ve açık, geçmiş ve gelecek her şeyi kapsayan, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığı mutlak bir bilgidir. Ayetteki 'ya'lemu' fiili, Allah'ın gökte ve yerde söylenen her sözü, yani her şeyi en ince ayrıntısına kadar bildiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, Allah'ın en temel sıfatlarından biri olarak karşımıza çıkar ve O'nun her şeyi kuşatan, mutlak ve aşkın bilgisini ifade eder. Bu bilgi, sadece zahiri değil, batıni olanı da kapsar. Ayetteki 'ya'lemu' kullanımı, Allah'ın sözlerin ardındaki niyetleri ve anlamları da bildiğini, dolayısıyla O'nun ilminin sadece işitsel algıyla sınırlı olmadığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Arapçada 'ilm' kökü, bir şeyi tam olarak kavramak, idrak etmek ve onun hakkında kesin bilgi sahibi olmak anlamlarına gelir. Kur'an'da Allah'a nispet edildiğinde ise bu, O'nun her şeyi eksiksiz ve kusursuz bir şekilde bildiği anlamına gelir. Ayetteki 'ya'lemu' fiili, Allah'ın gökte ve yerde söylenen her sözü, yani tüm evrendeki her türlü iletişimi ve olayı bildiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kavl, dille ifade edilen her şeydir. Bu, ister açıkça söylenen bir söz, isterse ima yoluyla ifade edilen bir mana olsun, hepsini kapsar. Ayetteki 'el-kavl' kelimesi, sadece insan sözlerini değil, gökte ve yerde vuku bulan her türlü sesli veya sessiz ifadeyi, hatta varlıkların hal diliyle ifade ettiklerini de içine alır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kavl, sadece konuşma eylemi değil, aynı zamanda bir düşüncenin, niyetin veya durumun ifadesidir. Kur'an'da 'kavl' kelimesi geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Bu ayette 'el-kavl', Allah'ın bilgisi dahilinde olan her türlü ifadeyi, yani gökte ve yerde meydana gelen her türlü sözlü veya sözsüz beyanı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl, bir düşüncenin veya mananın dille ifade edilmesidir. Bazen bu, sadece sesli bir ifade olabileceği gibi, bazen de bir fiil veya hal ile de ifade edilebilir. Ayetteki 'el-kavl' kelimesi, Allah'ın gökte ve yerde söylenen her şeyi, yani tüm evrendeki her türlü sözlü ve sözsüz iletişimi bildiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Semâ, yükselen ve üstte olan her şey için kullanılır. Kur'an'da genellikle yedi kat gökler, uzay ve Allah'ın kudretinin tecelli ettiği yüce âlemler anlamında kullanılır. Ayetteki 'es-semâ' kelimesi, yeryüzünün üzerindeki tüm varlık âlemini ve orada vuku bulan her şeyi kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semâ, 'sümuvv' kökünden gelir ve yücelik, yükseklik anlamına gelir. Kur'an'da hem maddi gök cisimlerini hem de manevi âlemleri ifade etmek için kullanılır. Bu ayette 'es-semâ', Allah'ın ilminin sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda göklerdeki tüm varlıkları ve olayları da kuşattığını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Semâ, yeryüzünün üstünde bulunan her şeydir. Bu, yıldızları, gezegenleri ve tüm uzayı kapsar. Kur'an'da 'es-semâ' kelimesi, Allah'ın yaratma ve yönetme kudretinin bir göstergesi olarak sıkça geçer. Ayetteki kullanımı, Allah'ın ilminin evrenin her köşesini kapsadığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Arz, üzerinde yaşadığımız yeryüzüdür. Kur'an'da genellikle göklerle birlikte zikredilerek Allah'ın yaratma kudretinin genişliğini ve ilminin her şeyi kuşattığını ifade eder. Ayetteki 'el-ard' kelimesi, yeryüzündeki tüm varlıkları, olayları ve söylenenleri kapsar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Arz, yeryüzü demektir. Kur'an'da 'semâ' ile birlikte kullanıldığında, tüm evreni, yani Allah'ın yaratmış olduğu her şeyi ifade eder. Bu ayette 'el-ard', Allah'ın ilminin sadece göklerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda yeryüzündeki her şeyi de bildiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Arz, yeryüzü ve onun üzerindeki tüm canlı ve cansız varlıklardır. Kur'an'da 'arz' kelimesi, Allah'ın kudretinin ve ilminin tecelli ettiği bir mekân olarak zikredilir. Ayetteki 'el-ard' kullanımı, Allah'ın yeryüzünde söylenen her sözü ve meydana gelen her olayı bildiğini açıkça ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Semî', Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup, O'nun her şeyi işittiğini ifade eder. Bu işitme, kulakla işitme gibi sınırlı değildir; aksine, gizli ve açık, fısıltı ve yüksek ses, hepsi O'nun işitmesi dahilindedir. Ayetteki 'es-Semî'' ismi, Allah'ın gökte ve yerde söylenen her sözü, en ince ayrıntısına kadar işittiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Semî', işiten demektir. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun hiçbir sesin, hiçbir fısıltının, hiçbir duanın ve hiçbir sözün O'ndan gizli kalmadığı, her şeyi kuşatan mutlak işitme sıfatını ifade eder. Ayetteki 'es-Semî'' ismi, Allah'ın gökte ve yerde söylenen her sözü işittiğini ve buna göre hüküm verdiğini belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'Semî'' ismi, Allah'ın insanlarla olan iletişiminin ve onların dualarına icabetinin temelini oluşturur. Bu sıfat, Allah'ın sadece sözleri değil, aynı zamanda sözlerin ardındaki niyetleri ve kalplerdeki gizli düşünceleri de işittiğini ima eder. Ayetteki 'es-Semî'' kullanımı, Allah'ın her türlü sözlü ifadeyi işittiğini ve buna göre karşılık verdiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Alîm, Allah'ın esmâ-i hüsnâsından olup, O'nun her şeyi bildiğini ifade eder. Bu bilgi, geçmişi, bugünü ve geleceği, görüneni ve görünmeyeni, gizliyi ve açığı kapsar. Ayetteki 'el-Alîm' ismi, Allah'ın gökte ve yerde söylenen her sözü, onun anlamını, amacını ve sonuçlarını tam olarak bildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Alîm, 'ilm' kökünden türemiş bir sıfat olup, Allah'ın mutlak ve eksiksiz bilgisine işaret eder. O'nun ilmi, hiçbir şeye bağlı olmayan, sınırsız ve ezelî bir ilimdir. Ayetteki 'el-Alîm' ismi, Allah'ın gökte ve yerde söylenen her sözü, onun tüm boyutlarıyla bildiğini ve bu bilginin O'nun kudretinin bir göstergesi olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Alîm, ilim sahibi demektir. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun her şeyi kuşatan, hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığı, mutlak ve mükemmel bir bilgiye sahip olduğunu ifade eder. Ayetteki 'el-Alîm' ismi, Allah'ın sadece sözleri işitmekle kalmadığını, aynı zamanda onların tüm anlamlarını, bağlamlarını ve sonuçlarını da bildiğini vurgular.
Enbiyâ Sûresi
“Kâle rabbî ya’lemu-lkavle fî-ssemâ-i vel-ard(i) vehuve-ssemî’u-l’alîm(u)” Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (21/4)
Gök kişinin iç âlemi gönlü, yer ise beden arzı olan zâhiridir. İç âleminden ve dış âleminde sadır olan gizli açık konuşmaları “rabbim” peygamber efendimizin Rabb-i Hası olan Allah esması ve kişinin Rabbi hası olan özel esması yönünden bilinir.
O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Bunun delilini namaz ehli namazda rükûdan kalkarken;
SEMİ ALLAHU LİMEN HAMİDEH
Rüku’dan kalkarken de yine günde 40 defa semiallahu limen hamideh (Allah hamd edenin hamdım (övgüsünü) duyar,) diyoruz. Nasıl duyar?
Hem senden söyler duyar, hem de kendinden söyler duyar.
Eğer semi allahu limen hamideh derken kişi, bunu kendi nefsinden, benliğinden, söylüyor ise, gaflettedir, bu söylediği, lafzi övgüdür, ikiliktir. Sanki bir mahalden söyleniyor. Bir başka yönden de dinleniyor olmaktadır.
Kişi kemale erdiğinde ise, birimsel varlığı ortadan kalktığından, kendinden söyleyen de; dinleyen de Hak olur.
Bu mertebede Hak, kendi kendini över ve kendisi bu övgüyü duyar. Çünkü onu gerçek manada kendinden başkası da övemez ve duyamaz.[9]
Yolumuza “Gökyüzü İnsanları Araştırması” ile devam edelim;
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
21.4 - kâle rabbî yağlemul kavle fis semâi vel ard, ve huves semîul alîm.
Diyanet Meali:
21.4 - Peygamber, onlara dedi ki: "Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir." Elmalılı Hamdi Yazır Meali:
21.4 - Dedi: rabbım söyleneni bilir: Gökte de Yerde de ve o öyle semî, öyle alimdir.
Ötmek kuşlara, ses çıkarmak türüne göre hayvanlara, bazı konularda, insanlara içlerinden seslenme meleklere, vesvese vermek nefs-i emmare ve iblise, ait olan sahalardır.
Söz söylemek ve duymak ise insanlara ait bir özelliktir. O halde. Gökte de Yerde de olan “insan ve dabbe”lerin de sözlerini duyar ve bilir: Çünkü zaten onları içten ve dıştan ihata etmiş-kuşatmıştır.[10] T.B.