İnne-lleżîne keferû veyesuddûne ‘an sebîli(A)llâhi velmescidi-lharâmi-lleżî ce'alnâhu linnâsi sevâen(i)l'âkifu fîhi velbâd(i)(c) vemen yurid fîhi bi-ilhâdin bizulmin nużikhu min ‘ażâbin elîm(in)
İnkar edenler ile Allah'ın yolundan ve içinde, yerli, misafir bütün insanları eşit kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlar (azabı hak etmişlerdir.) Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azaptan tattıracağız.
Şüphesiz inkâr edenlere, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlar için eşit kılınan Mescidi Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulümle yanlış yola saptırmak isteyene can yakıcı bir azab tattırırız.
Hac Suresi 25. ayet, inkar edenlerin ve Mescid-i Haram'dan alıkoyanların durumunu ele alırken, özellikle 'küfür', 'sedd', 'Mescid-i Haram' ve 'ilhâd' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adaletin tecellisini vurgulamaktadır. Ayet, bu kavramların semantik derinliğiyle, inançsızlığın ve kutsal mekanlara yönelik zulmün sonuçlarını ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek anlamına gelir. Şer'î anlamda ise Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve imanı gizlemek, inkar etmek demektir. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, hakikati bilerek reddeden ve inkar eden kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'daki temel anlamının 'nankörlük' ve 'hakikati örtmek' olduğunu belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın yolunu ve Mescid-i Haram'ı engelleme eylemiyle birleşerek, sadece inançsızlığı değil, aynı zamanda bu inançsızlığın yol açtığı düşmanca tavrı da vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): S-d-d kökü, bir şeyi men etmek, engellemek anlamındadır. Ayetteki 'yesuddûne' fiili, inkar edenlerin sadece kendilerinin inanmamakla kalmayıp, başkalarını da Allah'ın yolundan ve Mescid-i Haram'dan alıkoyma çabalarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sedd' kelimesinin mecazi olarak bir engeli veya bariyeri ifade ettiğini belirtir. Burada ise somut bir engellemenin ötesinde, insanları manevi yoldan ve kutsal mekandan uzaklaştırma çabasını anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sedd' fiilinin Kur'an'da genellikle hak yoldan alıkoyma, engelleme ve düşmanlık etme bağlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayetteki kullanımı, inkar edenlerin müminlere karşı sergiledikleri düşmanca ve engelleyici tutumu açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): 'Mesjid', secde edilen yer demektir. 'Haram' ise, hürmet edilen, dokunulmaz kılınan anlamına gelir. Mescid-i Haram, Allah tarafından kutsal kılınmış, her türlü kötülükten ve savaştan arındırılmış, ibadet için özel bir mekandır. Ayette, bu kutsal mekana yönelik engelleme ve zulmün büyük bir günah olduğu vurgulanır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'haram' kelimesinin yasaklanmış, dokunulmaz kılınmış ve saygı duyulması gereken anlamlarını taşıdığını belirtir. Mescid-i Haram'ın bu niteliği, ona karşı yapılan her türlü engelleme ve zulmü daha da ağırlaştırır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): L-h-d kökü, bir şeyden sapmak, eğilmek, meyletmek anlamına gelir. 'İlhâd', dinden sapmak, doğru yoldan ayrılmak ve haksızlık yapmak demektir. Ayetteki 'bi-ilhâdin bi-zulmin' ifadesi, Mescid-i Haram'da haksızlık ve zulümle doğru yoldan sapma eylemini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ilhâd'ın, hakikatten sapma, eğrilme ve zulümle birlikte kullanıldığında, özellikle kutsal mekanlarda yapılan haksızlık ve haddi aşma anlamını pekiştirdiğini belirtir. Bu, Mescid-i Haram'ın kutsiyetine karşı işlenen bir suçtur.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ilhâd'ın, bir şeyin kenarına meyletmek, doğru yoldan ayrılmak ve Allah'ın emirlerine karşı gelmek anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki bağlamda, Mescid-i Haram'ın kutsiyetini ihlal ederek orada zulüm işlemek ve haksızlık yapmak kastedilir.
Hac Sûresi
“İnne-llezîne keferû veyesuddûne an sebîli(A)llâhi velmescidi-lharâmi-llezî ce’alnâhu linnâsi sevâen(i)l’âkifu fîhi velbâd(i) vemen yurid fîhi bi-ilhâdin bizulmin nuzikhu min azâbin elîm(in)” İnkâr edenler ile Allah’ın yolundan ve içinde, yerli, misafir bütün insanları eşit kıldığımız Mescid-i Haram’dan alıkoyanlar (azabı hak etmişlerdir.) Kim de orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona elem dolu bir azaptan tattıracağız. (22/25)
“Mescid-il Haram”bir bakıma İnsan-ı Kamil demektir, burada hem Mekke şehri hem de “Hakikat-i Muhammediyye”’ye havi olan “İnsan-ı Kamil” anlatılmaktadır. Hem Mekke şehri hem de Kabe-i şerifi bünyesinde toplayan “insan-ı Kamil”dir Çünkü Kûr’ân-ı Kerim İnsan-ı Kamil olan Hz. Muhammed’e indirilmiştir. Kabedeki o siyah örtü amaiyet içinde İnsan-ı Kamil’i gizlemektedir. Hani Kabe-i Şerifte çevresinde yuvarlak olarak ibadet ediliyor. Bir an şöyle düşünsek kabe-i şerifi bir vinç ile yukarıya çekiversek geride ne kalıyor, herkes secde halinde, herkes birbirine secde ediyor.[28]
Sen ona korkma de kur’an-ı natık, gönül ka’besine gir ol mutabık, devreyle ol ka’benin etrafını, devrederler bir gün gelir şems-i zatını.
Buradan anlaşılan zâhiri ka’benin sakinleri ve misafirlerini oraya koymayan müşriklerin yanında birde yol ehlini ve misafirleri yani orada bir hakikat bilgisi var duymaya geleni engelleyen nefsi emarenin hayal ve vehim yönü o gönlü kapladığı için puthaneye dönmüş olur ve gönül ka’besi hükmüne dönüşmesini engellemi olur.
İşte bu nefsi emarenin karanlığının zalimliğinden kaynaklanak zulüm kendisine elim yani hakikat-i Muhammed-i den pişmanlığı azabı olacaktır.
Efendi Babam ile Kâ’beyi seyr edelim;
Kâ’be de seyr
Kâ’be yi seyrettim bir nice zaman, Zuhur eden hakikatler çok yaman, Can’mı Canan’mı’dır yoksa yanan, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Keskince bak bir kapı yönünden, Haber verir sırrın (â’ma) halinden, Her şey konuşur Rabb’in dilinden, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Salınır beyaz giymiş gelinler gibi, Örtüsü yazılmış inciler gibi, Seni gören göz olur sevgili, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Tavaf başlar Hacer-ül Esved’ten, Yavaş, yavaş geçilir makam-ı İbrâhimden, Durulmaz orada insân selinden, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Belirir rükn-ü Irâk-î kuzey köşede, Gelinir rükn-ü Şam-î’ye batı köşede, Daha sonra rükn-ü Yemân-î güney köşede, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Dört köşe’de’dir dört işaret, Şeriat, tarikat, hakikat’tir, marifet, Boşa geçirme vaktini kendini ârif et, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Yedi tavaf derler (etvar-ı seb’a) dır, Menziline varmağa hakikat yoludur, İnsân mihverinde dönmeğe koyulur, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Birinci tur nefs-i emmâre’den geçilir, İkinci tur nefs-i levvâme’den geçilir, Üçüncü tur nefs-i mülhime’den geçilir, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Dördüncü turda başlar mutmeinne hali, Beşinci turda radiyeye denir beli, Altıncı turda olursun merdiyyeli, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Yedinci turda sâfiye zuhur eder, Kalmaz gönlünde üzüntü keder, Rabb’in senide örtüde gizler, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Hüccac döner tam bir vecd ile, Beyazlar giymiş kefenler ile,
Bu hale hayret eder melekler bile, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Bir zaman ezan okunur durur tavaf,
Az sonra sakinleşir etraf, Fevellû vecheke şetral mescid-il haram, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Namazda bütün Kâ’be’ye döner hacılar, Kalmaz hatırda akraba dost ana bacılar, Kendi varlıklarından yeni doğanlar, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Sende gir o örtünün hemen içine, Seyret âlemi koy biçimden biçime, Mahrem ol seni nefsinden çekene, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Kâ’be’de dir İnsân hakikati vahdet sırrı,
Bu öyle bir duygu ki, zâhirden ayrı, Nasıl açılır sırrı bundan gayrı, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Kâ’be’nin baş harfi kef’tir ortası ayn, Sonunda ba vardır iyi anlayın, Dikkat edip gaflete dalmayın, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Kef kün’den gelir, kelimden gelir, Ayn aynından gelir, gözden gelir,
Ba ise birlikten beraberlikten gelir, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Vahidiyyet’ten kudrete geçti ol dedi, Hemen ayn oldu göz ile gördü,
Ba ile de hemen birliğini anladı, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Kimi ağızdan ağlar kimi gözden bakar, Gönüllerin hepsinden coşarak akar, Kimi âşık kimi mâşuk rol yapar, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
Ortada durmuş naz eder sevgili,
Bu iş yeni değil, ezelidir ezeli, Kendi varlığımızı bildik bileli, Siyah örtü neyi örter bilirmisin?
(16/09/1982) Mekke-i Mükerreme Kâ’be T.B.[29]
Yolumuza Terzi Baba (1) kitabı ile devam edelim;
Çalıştığı terzihane dükkânının kapısı her zaman herkese açık tutul-muş, "yanımıza edep ile gelenlere biz de edep ile muamele ede-riz. Bu kapıdan içeri herkes girebilir. Esas olan ise, gönül kapı-sından içeriye girmektir." sözleri onun hayat düsturlanndandır.
Onun sağ elini ve avuç içini öpmek ise, “Hacer’ül Esved”i öpmek ve istilâm etmek (selâmlama) bîad'ı yenilemek ve ahde vefa gös-termektir.
Bunu nasıl izah edersiniz diye sual olunduğunda, şöyle açıklayabiliriz: Nasıl ki hacca gidildiğinde tavafa başlayabilmek için tavafin şartlarından birisi de Hacer’ül Esved çizgisine gelip Hacer’ül Esved'i öpmek veya imkân dahilinde değilse uzaktan selâmlamak gerekir;
İnsân-ı Kâmil de “Allah'ın beyti”dir. Dolayısıyla O'na doğru mi’ râc yolculuğu yapabilmek için edep dairesine girip sağ elini öpmekle yo-la girilir. Çünkü İnsân-ı Kâmil'in eli, Hacer’ül Esved mesabesinde, Hacer’ ül Esved de, “Allah'ın eli” mesabesindedir.[30] *