Velleżîne hum ‘ani-llaġvi mu'ridûn(e)
Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.
Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler,
Bu ayet, müminlerin temel özelliklerinden birini, yani boş ve faydasız söz ve eylemlerden uzak durmalarını vurgulamaktadır. Ayet, 'lağv' kavramının semantik derinliği ve 'i'rad' fiilinin anlam genişliği üzerinden müminlerin ahlaki duruşunu ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'lağv' kelimesini 'faydasız ve boş olan her şey' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda bu, müminlerin sadece sözden değil, aynı zamanda faydasız ve anlamsız eylemlerden de uzak durduğunu gösterir. Bu, onların zamanlarını değerli ve anlamlı işlerle geçirme eğiliminde olduklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'lağv'ı 'batıl ve faydasız söz' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, müminlerin batıl inançlardan ve faydasız tartışmalardan yüz çevirerek, hakka ve doğruya yöneldiklerini mecazi bir anlatımla ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'lağv'ı Kur'an'daki 'cahiliyye' kavramıyla ilişkilendirir ve faydasız, anlamsız, hatta zararlı olabilecek söz ve eylemleri kapsadığını belirtir. Ayetteki 'lağv'dan yüz çevirme, müminlerin cahiliye toplumunun boş uğraşlarından ve ahlaki yozlaşmasından kendilerini soyutlamalarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'i'rad' fiilini 'bir şeyden yüz çevirmek, onu terk etmek' olarak açıklar. Ayetteki 'mu'ridûn' kelimesi, müminlerin 'lağv'dan sadece pasif bir şekilde uzak durmakla kalmayıp, aktif olarak ondan yüz çevirip, kendilerini ondan ayırdıklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'i'rad'ın 'bir şeyden dönmek, onu bırakmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mu'ridûn' ifadesi, müminlerin boş ve faydasız şeylere karşı bilinçli bir tercih yaparak, onlardan uzak durma iradesini ortaya koyduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'i'rad' fiilinin Kur'an'da genellikle olumsuz bir durumdan uzaklaşma, yüz çevirme anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'mu'ridûn' kelimesi, müminlerin 'lağv'ın olumsuz etkilerinden kendilerini korumak için bilinçli bir mesafe koyduklarını ifade eder.
Mü'minûn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
"Lağv" zâhiren "faydasız, beyhûde, kalbi Allâh'ı anmaktan alıkoyan her türlü boş söz, eylem ve meşgûliyet"tir.
Bâtınen ise, Hakk'tan ayrı bir varlığı olduğu vehmedilen ya da zannedilen her şeydir. Vahdet nazarında Hakk'ın zâtından başka hakîkî bir varlık yoktur. Bütün kâinat, O'nun isim ve sıfatlarının tecellî ettiği bir aynadan ibârettir. Bu tecellîleri ve sûretleri, Hakk'tan ayrı, müstakil varlıklar olarak görmek ve onlara kendiliklerinden bir değer atfetmek, hakîkat nazarında "lağv"dır; boş ve hükümsüz bir görüştür. Çünkü bu varlıklar "bizâtihî" değil, "bi'l-Hakk" (Hakk ile) kâimdirler.
"Mu'ridûn" kelimesi "yüz çevirenler, kaçınanlar" ma'nâ-sındadır. Bu kelimenin de mertebelere göre farklı îzâhları vardır:
Avâmın yüz çevirmesi; harâmlardan, günâhlardan ve bunların işlendiği meclislerden uzak durmaktır ki bu, şerîatın talep ettiği asgarî sınırdır.
Sâliklerin yüz çevirmesi; kendilerini zikrullâh'tan alıkoyan, kalplerini meşgûl eden mâsivâdan arındırmaya çalışmalarıdır.
Âriflerin yüz çevirmesi ise bambaşka olup, bir bakış açısı değişikliğidir. Ârif, kâinattan yüz çevirmez, aksine "kâinatalağv nazarıyla bakmaktan" yüz çevirir. Yâni, "eşyâyı eşyâ olarak görmekten" yüz çevirir. O, artık eşyâda Hakk'ın vechini (Vechullâh) seyreder, her şeyin hakîkatini Hakk'a iâde eder. Bu makâm, Bakara Sûresi 2/115 âyetinin sırrının yaşandığı yerdir: "Ve lillâhil meşriku vel magribu fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh innallâhe vâsiun alîm" (Doğu da batı da Allâh'ındır. Nereye yönelirseniz Allâh'ın vechi oradadır. Şüphesiz Allâh her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.)
"Hakîkî mü'min", lağvdan, yani Hakk'ın vechini örten bu kesret perdesinden yüz çevirdiğinde, baktığı her yüzde ve döndüğü her yönde zâten mevcûd olan ilâhî vechi müşâhede etmeye başlar. Onun için artık doğu-batı, sağ-sol kalmaz; tüm yönler vahdet merkezinde birleşir.
وَالَّذٖينَ هُمْ لِلزَّكٰوةِ فَاعِلُونَ
~ ~ ~
Vellezîne hum lizzekâti fâılûn.