İçeriğe atla
Mü'minûn 2Cüz 18 · Sayfa 342

Mü'minûn Sûresi 2. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Elleżîne hum fî salâtihim ḣâşi'ûn(e)

Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.

Mü'minûn Sûresi

"Hâşiûn" kelimesi "huşû" kökünden türemiştir. "Hâşi", huşû içinde olan demektir; "hâşiûn" ise onun çoğuludur.

"Huşû"nun lügat ma'nâsı "eğilmek, alçalmak, boyun eğmek"tir. Bu kelime, sâdece fiziksel bir duruşu değil, aynı zamanda kalbî bir tevâzu ve teslîmiyet hâlini ifâde eder.

"Huşû"nun bir diğer ma'nâsı, "kuru toprağın yağmurla yumuşayıp canlanması"dır. Bu, katılaşmış benliğin ilâhî feyz ile yumuşayıp mânen dirilmesine işâret eder.

Bâtınen "huşû", kulun kendi hiçliğini idrâk edip âlemin Hakk'ın bir tecellî mahalli olduğunu müşâhede etmesiyle oluşan derin bir kalp huzûru ve hayret hâlidir.

Âyette "huşû"nun bir fiil (eylem) olarak değil de bir nitelik (isim) olarak "hâşiûn" şeklinde geçmesi oldukça dikkat çekicidir. Bu kullanım, huşû'nun mü'minlerin şahsiyetine sinmiş kalıcı ve sürekli bir vasfı olduğunu gösterir.

"Huşû"nun mertebelere göre farklı îzâhları vardır:

Şerîat mertebesinde huşû, gaybî bir Mâbud'a, azamet ve celâlini düşünerek "korku ve ümit" (havf ve recâ) ile titreyerek tâzim etmektir.

Tarîkat mertebesinde huşû, "heybet ve muhabbet" ten doğar. Burada, Sevgili'nin huzûrunda bulunmanın verdiği lezzet ile O'na layıkıyla yönelememe endişesi iç içedir.

Hakîkat mertebesinde huşû, beşerî benliğin ilâhî benlik karşısında eriyip yok olmasından ortaya çıkan bir "fenâ ve hayret" hâlidir.

Ma'rifet mertebesinde huşû, salâtı kılanın da, kendisine salât kılınanın da, salâtın da Hakk olduğunu müşâhede etmenin getirdiği "sükûn" hâlidir.

Bu bağlamda, huşû ile kılınan salât, kulun kendi varlığından geçerek ulaştığı fenâ'nın ve ilâhî bir kimlikle yeniden dirildiği bakâ'nın âdeta bir provasıdır.[3]


Âyet 3

وَالَّذٖينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ

~ ~ ~
Vellezîne hum anil lağvi muğridûn.

Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)