İçeriğe atla
Mü'minûn 4Cüz 18 · Sayfa 342

Mü'minûn Sûresi 4. Âyet

المؤمنون

Sohbete sor

Velleżîne hum lizzekâti fâ'ilûn(e)

Onlar ki, zekatı öderler.

Mü'minûn Sûresi

"Zekât", lügatte "temizlenmek, arınmak, artmak ve bereketlenmek" ma'nâlarına gelir. Zâhiren, zengin birinin, üzerinden bir yıl geçmiş olan servetinin kırkta birini hesaplayıp muhtaçlara dağıtmasıdır. Bu, malı temizler ve bereketlendirir. Ayrıca, sosyal adâleti ve dayanışmayı sağlar.

Bâtınî yönüyle zekâtı iki şekilde düşünebiliriz. Eğer, kelimeyi "temizlenme ve arınma" anlamlarıyla alırsak, nefsin tezkiyesi ve mâsivâya olan bağımlılıklardan arındırılmasıdır. Eğer, "artma ve bereketlenme" anlamıyla alırsak, nefsânî yüklerden kurtuldukça, kişide rûhânî ve mânevî hâllerin çoğalmasıdır, diyebiliriz.

"Zekât" insâna mülkün hakîkî sâhibinin Allâh Teâlâ olduğunu tâlim eden mühim bir ibâdettir. Zekât olarak verilecek malı kendi mülkü zanneden ve nefsine âit gören kimse, bu farzı yerine getirirken nefsânî yönden epeyce zorlanır. Hâlbuki o malın Hakk'tan gelip Hakk'a âit olduğunu ve kendisinin ancak bir emânetçi mesâbesinde bulunduğunu idrâk ve müşâ-hede etse, tam bir huzûr ve teslîmiyet içinde Hakk'tan aldığını yine Hakk'a (O'nun ihtiyaç sâhibi kullarına) teslîm eder.

Zekât ibâdetiyle başlayan bu anlayış geliştikçe, kişi yalnızca zekâta konu olan malların değil, tüm varlığının ve tüm mevcûdâtın hakîkî mâlikinin Hakk olduğunu ve her şeyin Hakk'ın zuhûr ve tecellî mahalli olduğunu yakînen idrâk etmeye başlar, böylece vehm ve hayâl ettiği nefsânî ve beşerî varlığını terk ederek tam bir "fakr" hâli üzere fenâ-fillâh mertebesine ulaşır. Böylece, zekâtın hakîkî fâili olup "lizzekâti fâ'ilûn" sözünün sırrına mazhar olur; yâni verenin de, verilenin de, alanın da Hakk'ın gayrı olmadığını müşâhede eder.[4]


Âyet 5

وَالَّذٖينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

~ ~ ~
Vellezîne hum lifurûcihim hâfizûn.

Onlar ki, ırzlarını korurlar.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)