İçeriğe atla
Nûr 36Cüz 18 · Sayfa 354

Nûr Sûresi 36. Âyet

النور

Sohbete sor

Fî buyûtin eżina(A)llâhu en turfe'a veyużkera fîhâ-smuhu yusebbihu lehu fîhâ bilġuduvvi vel-âsâl(i)

(36-37) Allah'ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekatı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar.

Nûr Sûresi

“Ricâlun lâ tulhîhim ticâratun velâ bey’un an zikri(A)llâhi ve-ikâmi-ssalâti ve-îtâ-i-zzekâti yehâfûne yevmen tetekallebu fîhi-lkulûbu vel-ebsâr(u)” Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde hiçbir ticaretin ve hiçbir alışverişin kendilerini, Allah’ı anmaktan, namazı kılmaktan, zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım adamlar, buralarda sabah akşam O’nu tesbih ederler. Onlar, kalplerin ve gözlerin dikilip kalacağı bir günden korkarlar. (24/36-37)


Bu evler, Sûret-i İlâhiyye üzere mahlûk olan İnsân-ı Kâmiller’dir. Onların içinde Allah isminin hakikati yaşanır ve buna izin verilmiştir. Orada sabah akşam, yani, “fenâ fillâh” ve “bakâ billâh”ta, tesbih ederler.[46]

Mesnevi-i Şerifte bu âyetin yorumunda;

2097. Ey can, bu âlemin direği gafletdir. Ayıklık bu cihân için âfetdir.

Gaflet odur ki, avâkıb-ı umûru[47] düşünmek istemeyip dünyânın ma’mûriyyetine hasr-ı himmet etmek ve kişi yaşadığı kadar, nefsinin huzûzâtmdan meşrû’ ve gayr-i meşrû’ istifâdeye kanâat eylemek ve her husûsda ancak nefsini düşünmek ve tamâmiyle Hak’dan gâfil olmaktır. Bu tâife hem Allah indinde ve hem de nâs indinde mezmûm ve cem’iyyet-i beşeriyye için muzırdır. Bunlar “hodbîn” dedikleri adamlardır. “Eğer ahmaklar olmasa idi, dünyâ harâb olurdu” hadîs-i şerifi bu tâife hakkındadır.

Ayıklık odur ki, avâkıb-ı umûra vâkıf ve Hak’dan âgâh olmakla berâber, hayât-ı beşere lâzım olan umûr-ı dünyeviyyeye de sa’y etmektir. Nitekim (Nûr, 24/37) ya’nî “Ricâl vardır ki, onlan ticâret ve alış veriş Allah’ın zikrinden meşgûl etmez” âyet-i kerîmesi bu tâife hakkındadır.

Ve Cenâb-ı Pîr 997 numaralı beyitte “Dünyâ nedir, Hak’dan gâfil olmaktır; yoksa kumaş ve gümüş ve evlâ’d ve kadın değildir” buyurmuş idi. Bu sınıf insanlar hem Allah indinde ve hem de halk indinde makbûldür; zîrâ Hak’dan gâfil olmadıklarından mesâî-i dünyeviyyelerinde muhitlerine karşı adi ve insâf dâiresinde muâmele ederler; ve bunlar yalnız nefislerini düşünmediklerinden bunlara “hak-bîn” derler. Binâenaleyh bu tâifenin vücûdlan cem’iyyet-i beşeriyye için nâfi'dir ve nazarlannda dünyânın hiçbir kıymeti yoktur.[48]

443. Ondan sonra istersen sen sudan uzak ol, zîrâ ey kapı yoldaşı sen sırda suyun hem,-tab'ısın.

Ya’ni, “Sen mâsivâ hâtıralannı nefy ederek, Allah Teâlâ’yı cemî’-i kuvân ve a’zân ile zikr ettiğin vakit, Hak senin bilcümle kuvânın ve a’zânın celîsi olacağından, bundan sonra istersen, lisân-ı zâhir ile Hakk’ı zikr etme; zîrâ ey Hak kapısında bizim ile yoldaş olan sâlik, artık sen bâtında zikr-i Hak’la hem-tab’ olursun!" Ya’ni senin nefesin zikr-i Hak olur ve senin sıfâtın, O’nun sıfâtı altında mahv ve müstehlek olur. Bilfarz Hakk’ın zikrinden kurtulup, mâsivâ ile meşgul olayım desen bile, yine zikr-i Hak’dan fâriğ olamazsın. Ve senin hâlin (Nûr, 24/37) ya’ni “Adamlar vardır ki, onları ticâret ve satış Allah’ın zikrinden meşgul etmez" âyet-i kerîmesinin mâsadakı olur ve bu hâl senin için bir mevt-i ihtiyârî olur.

444. Çok kimseler ki cihandan geçmişlerdir, yok değildirler ve sıfâta karışmışlardır.

Ya’ni, çok kimseler vardır ki, bu dünyâda iken ihtiyârî ölüm ile ölmemişler ve bu âlemden tabiî ve ıztırârî ölüm ile ölüp gitmişlerdir. Bu gidenler, ma’nâyı ve âhireti münkir olanların iddiası gibi, yok olmamışlardır. Ancak Hakk’ın sıfâtına kanşmışlardır. Zîrâ ölümün hakîkati adem değildir, belki rûhun bedenden ve ma’nânın sûretten alâkasını kesmesidir.

445. Cümlesinin sıfatları, Hakk'ın sıfatlarında, o güneşin huzurunda yıldızlar gibi bî-nişandırlar.

Iztırârî ölüm ile dünyâdan gidenlerin sıfatları, güneşin ziyâsı huzûrunda nûrları nişansız ve esersiz kalan yıldızlar gibi, Hakk’ın sıfâtının nûru altında zebûn ve bî-nişân kalırlar; ilm-i cüz’îleri, ilm-i küllî-i Hak’da ve hayât-ı cüz’iyyeleri sıfat-ı Hayât-ı Hak’da ve irâde-i cüz’iyyeleri, irâde-i külliyye-i Hak’da fânî olup, ilm-i İlâhîdeki hakikatleri bâkîdir.[49]

3706. Hak Kûr’ân da kime rical ta'hîr etmiştir? Bu cisim için orada ne me-cal olur?

Hak Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de sûre-i Nûr’da (Nûr, 24/37) ya’ni “Erler odur ki, ticâret ve satış onlan Allah’ın zikrinden meşgul etmez”; ve kezâ sûre-i Ahzâb’da (Ahzâb, 33/23) “Erler vardır ki Allah’a karşı ahdettikleri şeye sâdık oldular" ve sûre-i Tövbe’de dahi (Tevbe, 9/108) ya’ni “Temizlenmeyi seven erler vardır” buyrulur. Binâenaleyh erkelik, umûr-ı dünyeviyyeden dolayı Hak’tan gafil olmamak ve Allah’a karşı olan ahdine vefâ etmek ve zâhirini efâl-i mahmûde ve bâtınını da ahlâk-ı hasene ile temizlemek sûretiyle olur. Bunlar ise cismin şânından değil, rûh-i insânînin şânındandır. Şu hâlde Hakk’ın istediği erkeklik rûh-i insânînin sıfatlarıyla mevsûf olmaktan ibâret olur.[50]


لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَاء بِغَيْرِ حِسَابٍ {النور/38}

“Liyecziyehumu(A)llâhu ahsene mâ amilû veyezîdehum min fadlih(i) va(A)llâhu yerzuku men yeşâu bigayri hisâb(in)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)