Ve-iżâ ulkû minhâ mekânen dayyikan mukarranîne de'av hunâlike śubûrâ(n)
Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler
Furkân Sûresi
“Ve-izâ ulkû minhâ mekânen dayyikan mukarranîne de’av hunâlike subûrâ(n)” Elleri boyunlarına bağlanmış, çatılmış olarak cehennemin daracık bir yerine atıldıkları zaman orada, yok olup gitmeyi isterler. (25/13)
Elleri, efâli infialiyeleridir… Hakk’ın fiilierini ayrı eşya olarak görülmüşler ve esmâ-i ilahiyye yi nefsi emmare istikametinde kullandıklarından efali-i infialiyyeleri esma-i nefsiyelerine suçlular gibi bağlanıp, nefis cehennemlerinin daracık hayali şartlanmış fikirleri içinden çıkamayım, ordan ademe gitmeyi yani yok olmayı isterler ama oda hayaldir. İzafi-isimlenmiş bir kavram olduğu için izafi yokluktan varlık sahasına gelenin yok olması mümkün değildir. Ancak oranın şartlarında varlıklarını devam ettirirler.
Âyet rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا {الفرقان/14}
“Lâ ted’û-lyevme subûran vâhiden ved’û subûran kesîrâ(n)”