Elmulku yevme-iżin(i)-lhakku lirrahmân(i)(c) vekâne yevmen ‘alâ-lkâfirîne ‘asîrâ(n)
O gün gerçek hükümranlık Rahman'ındır ve kafirlere zorlu bir gün olacaktır.
İşte o gün gerçek hükümranlık, çok merhametli olan Allah'ındır. Kâfirler için ise o, pek çetin bir gündür.
Bu ayet, kıyamet gününde mutlak hükümranlığın yalnızca Rahman'a ait olacağını ve bu günün inkarcılar için son derece zorlu bir gün olacağını vurgulamaktadır. Ayet, 'mülk', 'hak' ve 'asîr' gibi temel kavramlar üzerinden ahiret gününün dehşetini ve ilahi adaleti dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mülk (ملك), bir şey üzerinde tam bir tasarruf ve egemenlik hakkına sahip olmak demektir. Ayetteki 'el-Mülkü yevmeizin' ifadesi, o gün tüm tasarruf ve hükümranlığın yalnızca Allah'a ait olacağını, başkalarının hiçbir yetkisinin kalmayacağını ifade eder. Bu, dünyadaki geçici mülkiyetten farklı olarak, mutlak ve ebedi bir egemenliği vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mülk (ملك), burada 'sultan' (سلطان) ve 'hükümranlık' anlamındadır. Ayet, o günün sultanının ve hükümranlığının sadece Rahman'a ait olduğunu, başka hiçbir varlığın hükmetme yetkisinin bulunmadığını mecazi bir anlatımla ortaya koyar. Bu, Allah'ın kudretinin ve tekliğinin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'mülk' kavramını Kur'an'da 'egemenlik', 'iktidar' ve 'hükümranlık' olarak inceler. Bu ayetteki kullanımı, kıyamet gününde tüm dünyevi iktidarların sona ereceğini ve mutlak egemenliğin yalnızca Allah'a döneceğini, böylece O'nun 'Melik' (kral) sıfatının tam anlamıyla tecelli edeceğini belirtir. Bu, insanın dünyadaki geçici iktidar anlayışına karşı bir uyarıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hak (حق), bir şeyin sabit ve doğru olması, gerçeğe uygunluk demektir. Ayetteki 'el-Hakku' ifadesi, o günkü mülkün şüphesiz, kesin ve gerçek olduğunu, hiçbir batılın ona karışamayacağını, adaletle tecelli edeceğini vurgular. Bu, Allah'ın hükmünün mutlak doğruluğunu ve değişmezliğini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hak (حق), Allah'ın isimlerinden biri olup, varlığı sabit ve değişmez olan demektir. Ayetteki 'el-Hakku' kelimesi, o günkü hükümranlığın sadece Rahman'a ait olmasının, mutlak bir gerçeklik olduğunu, hiçbir şüpheye yer bırakmadığını ve adaletle gerçekleşeceğini belirtir. Bu, Allah'ın adaletinin ve hükmünün kesinliğini pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hak' kavramının Kur'an'da 'gerçek', 'doğru', 'adalet' ve 'Allah'ın kendisi' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-Hakku', kıyamet gününde Rahman'ın mülkünün tartışmasız ve mutlak bir gerçeklik olduğunu, tüm hükümlerin adaletle verileceğini ve bu durumun Allah'ın varlığının ve sıfatlarının bir tecellisi olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahman (رحمن), Allah'ın özel isimlerinden olup, rahmeti çok geniş olan, bütün varlıklara şamil olan demektir. Ayette 'lirrahman' ifadesi, o günkü mutlak hükümranlığın, tüm yaratılmışlara merhamet eden Rahman'a ait olduğunu vurgular. Bu, O'nun adaletinin rahmetinden ayrı düşünülemeyeceğini, hatta inkarcılar için bile bir uyarı ve rahmetin bir tecellisi olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rahman (رحمن), Allah'ın zâtına mahsus bir isim olup, rahmetinin genişliğini ve umumiliğini ifade eder. Ayetteki 'lirrahman' ifadesi, kıyamet gününde dahi hükümranlığın, rahmeti her şeyi kuşatan Allah'a ait olduğunu belirtir. Bu, O'nun hem adaletinin hem de rahmetinin tecellisi olarak anlaşılmalıdır; zira inkarcılar için zorlu bir gün olsa da, bu zorluk dahi ilahi bir hikmet ve rahmetin bir parçasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kâfir (كافر), 'küfr' kökünden gelir ve 'örtmek' anlamına gelir. İbn Kuteybe'ye göre, kâfirler, Allah'ın nimetlerini, ayetlerini ve hakikatini örten, gizleyen kimselerdir. Ayetteki 'ale'l-kâfirîne' ifadesi, kıyamet gününün zorluğunun özellikle bu gerçeği inkar edenler için olacağını, çünkü onlar için hiçbir kurtuluş yolunun kalmayacağını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr (كفر), bir nimeti örtmek, nankörlük etmek veya dini inkar etmek demektir. Kâfir (كافر) ise, Allah'ın birliğini, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar eden kişidir. Bu ayetteki kullanımı, kıyamet gününün, Allah'ın varlığını ve hükmünü inkar edenler için ne kadar çetin olacağını, çünkü onların bu gerçeği dünyada örtbas etmelerinin karşılığını göreceklerini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'küfr' kavramını Kur'an'ın temel kavramlarından biri olarak ele alır ve 'Allah'ın lütfunu ve hakikatini inkar etmek' olarak tanımlar. Kâfirler, Allah'ın ayetlerine karşı kör ve sağır olanlardır. Bu ayetteki 'kâfirîn' ifadesi, kıyamet gününün dehşetinin, Allah'ın varlığını ve hükmünü reddedenler için özel bir ceza ve zorluk taşıyacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Asîr (عسير), 'usr' (عسر) kökünden gelir ve 'zorluk', 'çetinlik' anlamına gelir. Ayetteki 'asîrâ' kelimesi, kıyamet gününün inkarcılar için son derece zorlu, sıkıntılı ve çetin geçeceğini, hiçbir kolaylığın bulunmayacağını ifade eder. Bu, onların dünyadaki inkar ve isyanlarının bir karşılığıdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Asîr (عسير), 'zor' ve 'güç' anlamlarına gelir. Semîn el-Halebî, bu kelimenin kıyamet gününün dehşetini ve şiddetini tasvir etmek için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'asîrâ' ifadesi, o günün inkarcılar için tahammül edilemez derecede zor olacağını, çünkü dünyada yaptıkları amellerin karşılığını göreceklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'usr' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle 'zorluk', 'sıkıntı' ve 'çetinlik' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'asîrâ' kelimesi, kıyamet gününün inkarcılar için sadece zor değil, aynı zamanda aşırı derecede çetin ve sıkıntılı olacağını, onların bu zorluktan kaçamayacaklarını ve ilahi adaletin tecelli edeceğini ifade eder.
Furkân Sûresi
O gün gerçek hükümranlık Rahmân’ındır ve kâfirlere zorlu bir gün olacaktır. (25/26)
Âyet rahmâniyet mertebesi âyetlerindendir.
Rahman (lügat manası): “Dünyada her canlıya (mümin, kafir ayırt etmeksizin), herkese merhamet eden, rızkını veren Allah” diye geçer.
Rahman: “Esmaül Hüsna” (Allah’ın güzel isimleri) sıralamasında, başlardadır.
Rahman: Mertebeler itibariyle, “A’maiyyet”, “Ahadiyyet”, “Uluhiyyet” ve “Vahidiyyet”ten sonra gelen mertebenin adıdır.
Rahmaniyet: İsimlerin ve Sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir, diye izah olunmuştur.
Hadis-i Kudsîde;
“Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbibtü en uğrafe fe halaktül halka li uğrafe bihi.”
“mahfiyyen/gizli kenzen/hazine idim, bu halde en uğraf/irfan olunmamı ahbebtu/hub, muhabbet ettim bu halde bihi/o ile (bu) uğraf/irfan olunma için halkı ettim.”
“Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi arzu ettim ve bu halkı halkettim.”
(Kendi varlığım şühud zevki ile müşahede etmek istemesi) Eshab-ı Kiramdan, Ebu Rezin El Ukayli (R.A) Rasülüllah (S.A.V.) Efendimizden:
Eyne kane Rabbina kable en yehlûkal halka?
(Rabbımız, bu âlemleri halketmezden evvel neredeydi?) diye sordu.
Onlar da cevaben (Kane fil a’mai ma fevkahe hevau ve ma tahteha hevae).
(Altında ve üstünde hava olmayan bir a’mada idi) Hadis-i şerifte:
İnnî li-ecide ye’tini rîh-errahman min kablil yemeni.
“Rahmanın kokusu (Nefes-i Rahman) bana yemen yönünden gelmektedir.” Yukarıda bahsedilen oluşumları idrak ve müşahede eden varlıklar olmasa, yani bunları anlayanlar olmasa hepsi yok hükmünde olacaklar idi. İşte bu yüzden, idrak ve müşahede sahibi olan Halife (İnsan) zuhura geldi.[50]
Kişinin gönlüne üflenen nefesi rahmani ile gönül göğünün hayali ve vehimi bulutları parçalanamış ve o gönülde Rahman’ın hakikati vücut bulmuştur. İnkar eden nefsi emamre için artık zorlu gün olacaktır. O bedende hükümranlık süremeyecektir. (Murat Derûni)
وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا {الفرقان/27}
“Veyevme ye’addu-zzâlimu alâ yedeyhi yekûlu yâ leytenî-ttehaztu me’a-rrasûli sebîlâ(n)”