Vetevekkel ‘alâ-lhayyi-lleżî lâ yemûtu vesebbih bihamdih(i)(c) vekefâ bihi biżunûbi ‘ibâdihi ḣabîrâ(n)
Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah'a) tevekkül et. O'nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter!
Sen, ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından haberdar olarak O yeter.
Bu ayet, Allah'ın ebedi diriliğine ve kudretine vurgu yaparak, müminlere yalnızca O'na güvenmelerini ve O'nu tesbih etmelerini emretmektedir. Aynı zamanda Allah'ın kullarının günahlarından tam anlamıyla haberdar olduğunu ve bu konuda yeterli olduğunu bildirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vekâlet, bir işi başkasına havale etmektir. Tevekkül ise, bir işi başkasına bırakıp ona güvenmektir. Ayetteki 'tevekkül', kulun tüm işlerinde Allah'a güvenmesi, O'na dayanması ve O'nun kudretine teslim olması anlamındadır. Bu, acziyetini bilip her şeyi Allah'a bırakmaktır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tevekkül, 'işi birine bırakmak' demektir. Burada 'Allah'a tevekkül et' ifadesi, 'işlerini Allah'a bırak, O'na güven' manasındadır. Bu, Allah'ın her şeye kadir olduğuna ve kulun ihtiyaçlarını karşılayacağına olan inancı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Tevekkül, Kur'an'da 'Allah'a güvenmek, O'na dayanmak' anlamında merkezi bir kavramdır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın 'el-Hayy' (diri) sıfatıyla birleşerek, O'nun ebedi ve mutlak gücüne olan tam teslimiyeti ifade eder. Kulun kendi gücünün sınırlılığını idrak edip her şeyi Allah'a bırakmasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat, varlığın zıddı olan ölümdür. Allah için 'el-Hayy' sıfatı, O'nun ebedi, başlangıcı ve sonu olmayan, kendi zatıyla kaim ve her şeyi dirilten olduğunu ifade eder. Ayetteki 'el-Hayy ellezî lâ yemût' (ölmeyen diri), Allah'ın mutlak ve sonsuz hayatına vurgu yapar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hayy, diri demektir. Allah için kullanıldığında, O'nun zatı itibarıyla diri olduğunu, hayatının başkasına bağlı olmadığını ve ebediyen var olduğunu gösterir. Bu ayetteki 'el-Hayy', tevekkülün ancak mutlak diri ve ölümsüz olana yapılabileceğini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hayy, diri ve var olan demektir. Allah'ın 'el-Hayy' sıfatı, O'nun her zaman var olduğunu, ölümsüz olduğunu ve tüm varlıklara hayat verenin O olduğunu ifade eder. Bu bağlamda, kulun güveneceği varlığın ölümsüz ve ebedi olması gerektiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tesbih, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek ve O'nu yüceltmektir. 'Bi-hamdihi' (O'nun hamdiyle) ifadesiyle birlikte kullanıldığında, Allah'ı överek, O'na şükrederek ve O'nun kemal sıfatlarını anarak tenzih etmek anlamına gelir. Bu ayette, tevekkülün ardından Allah'ı tesbih etme emri, O'nun yüceliğini ve kudretini idrak etmeyi pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tesbih, Allah'ı noksanlardan uzak tutmak ve O'nu yüceltmektir. 'Bi-hamdihi' ile birlikte kullanılması, O'nu övgüyle anarak, O'nun kemal sıfatlarını zikrederek tenzih etmek demektir. Bu, Allah'ın büyüklüğünü ve eksiksizliğini kabul etmenin bir ifadesidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tesbih, Allah'ı her türlü eksiklikten arındırmak ve O'nu övgüyle anmaktır. Ayetteki 've sebbih bi-hamdihi', Allah'a olan güvenin bir tezahürü olarak, O'nun kemal sıfatlarını zikrederek ve O'na şükrederek O'nu yüceltmeyi ifade eder. Bu, kulun Allah'a karşı duyduğu saygı ve hayranlığın bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Haber, bir şeyin bilgisine ulaşmaktır. Habîr ise, her şeyden tam ve eksiksiz bilgi sahibi olan demektir. Allah için 'Habîr' sıfatı, O'nun kullarının tüm amellerinden, niyetlerinden ve günahlarından tam anlamıyla haberdar olduğunu gösterir. Ayetteki 'bi-zünûbi ibâdihi habîrâ', Allah'ın kullarının günahlarını en ince detayına kadar bildiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Habîr, her şeyden haberdar olan, her şeyi bilen demektir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın kullarının işlediği günahları, gizli veya açık, hepsini bildiğini ifade eder. Bu bilgi, Allah'ın adaletinin ve her şeyi kuşatan ilminin bir göstergesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Habîr, gizli ve açık her şeyi bilen, her şeyden haberdar olan demektir. Ayetteki 'Habîrâ' kelimesi, Allah'ın kullarının günahlarını, onların iç dünyalarını ve niyetlerini dahi bildiğini vurgular. Bu, kulun Allah'tan hiçbir şeyi gizleyemeyeceği gerçeğini ortaya koyar.
Furkân Sûresi
“Vetevekkel alâ-lhayyi-llezî lâ yemûtu vesebbih bihamdih(i) vekefâ bihi bizunûbi ibâdihi habîrâ(n) Sen, o ölümsüz ve daima diri olana (Allah’a) tevekkül et. O’nu her türlü övgüyle yücelterek tesbih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter! (25/58)
Ebedî ve ezelî bir dirilik varsa o da Allah'a mahsusdur. Bu Allah’a tevekkül et, dayan. Bundan başka kimseye fayda sağlamayan bir şey olmaz, (Murat Derûni) Hakikatleri itibariyle gerçek mânâdaki (Hamd) “övgü”yü ancak Allah (c.c.) yapar. Kullar ise kendi merteblerinden bu (hamd)’ı takliden yaparlar ki; o mertebeleri itibariyle bu oluşum da yerli yerincedir.
1. Hamd, Şeriat mertebesinde şükür’dür.
2. Hamd, Tarikat mertebesinde övgü’dür.
3. Hamd, Hakikat mertebesinde ve bihamdihi, O’nun övgüsüyle hamd’dır.
4. Hamd, Mârifet mertebesinde (Kur’ân-ı Kerîm İsra 17/79 âyetinde)“asa en yeb’asake rabbüke mekamen mahmuda” mealen,“Umulur ki Rabbin seni de Makam-ı Mahmud’a yetiştirir.” Ayrıca hamd’ın genel olarak sekiz mertebesi vardır. Yeri olmadığı için daha fazla uzatmıyoruz.[81]
İnsân olmasaydı Cenâb-ı Hakk’ın ne Zâtını tanımak mümkün olacaktı ne de müşahede etmek, işte bir takım kimseler dediğimiz irfan ehli bildiler ki, muhakkak ki; biz yine O’na döneceğiz, yani Zat âleminden geldik, ef’al, esmâ, sıfat mertebelerini yaşadık, Vahidil Kahhar hükmüyle bizdeki bütün bu Esmâ-i İlâhiyye kahrolacak Vahid ve Kahhar olan Allah kalacak yani “ileyhi” dediği hüviyet-i mutlaka’dır, O’nun hüviyetine döneceğiz, yani Allah’a döneceğiz, çünkü oradan geldik, burada bir sûret gösterdik, O’na döneceğiz, ölümle, işte bu ölümü zaruri ölümle yapmadan evvel ihtiyari ölümle yapmamız bize çok şeyler kazandıracaktır, eğer zaruri ölümle buradan gidersek kendimizi ve bu hakikatleri bilememiş olacağız ama ihtiyari ölümle ölüp bugünden O’na dönebilirsek, o zaman hiçbir sorunumuz kalmamış olacaktır, “ölmeden önce ölünüz” Hâdis-i Şerif’inde de belirtildiği gibi ölürsek işte bugünden ona dönüşmüş oluyoruz, çünkü artık fizik bedenimiz diye bir şey kalmamış oluyor, kalmamış derken bu fizik bedenin var yine yaşıyor ama artık onu da Allah’ın tecellisi olarak görüyorsun kendine ait bir varlık olmadığını anlıyorsun çünkü Hâdis-i Şerifte “vücudike zenbike” vücudunu sen vücut olarak bildiğin sürece sana ait bir şey olarak bildiğin sürece bu senin en büyük günahındır, bundan daha büyük günahın olamaz diyor. T.B.
الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ الرَّحْمَنُ فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيرًا {الفرقان/59}
“Ellezî haleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin sümme-stevâ alâ-l’arş(i) errahmânu fes-el bihi habîrâ(n)”