İçeriğe atla
Furkân 59Cüz 19 · Sayfa 365

Furkân Sûresi 59. Âyet

الفرقان

Sohbete sor

Elleżî ḣaleka-ssemâvâti vel-arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmin śümme-stevâ ‘alâ-l'arş(i)(c) errahmânu fes-el bihi ḣabîrâ(n)

Gökleri ve yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan, sonra da Arş'a kurulan Rahman'dır. Sen bunu haberdar olana sor!

Furkân Sûresi

“Gökleri ve yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) halk eden, sonra da Arş’a kurulan Rahmân’dır. Sen bunu haberdar olana sor!” (25/59)


Âyet rahmâniyet mertebesi âyetlerindendir.


Arş’a kurulan Rahmân’dır. İfadesi ile âyet Rahmaniyet mertebesindendir. Anlatan ise Uluhiyet mertebesidir.

errahmanü fes’el bihî habiyren

“Rahman’ı haberi olan birisinden sor”

Bu Âyeti Kerimede “fes’el” (sual et, sor veya araştır) ifadesi çok dikkat çekicidir.

Biz de bu kelimenin manasını imkan dahilinde araştırmaya ve anlamaya çalışacağız.

Rahman (lügat manası): “Dünyada her canlıya (mümin, kafir ayırt etmeksizin), herkese merhamet eden, rızkını veren Allah” diye geçer.

Rahman: “Esmaül Hüsna” (Allah’ın güzel isimleri) sıralamasında, başlardadır.

Rahman: Mertebeler itibariyle, “A’maiyyet”, “Ahadiyyet”, “Uluhiyyet” ve “Vahidiyyet”ten sonra gelen mertebenin adıdır.

Rahmaniyet: İsimlerin ve Sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir, diye izah olunmuştur.

Hadis-i Kudsîde;

“Küntü kenzen mahfiyyen fe ahbibtü en uğrafe fe halaktül halka li uğrafe bihi.”

“Ben gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi arzu ettim ve bu halkı halkettim.”

(Kendi varlığım şühud zevki ile müşahede etmek istemesi) Eshab-ı Kiramdan, Ebu Rezin El Ukayli (R.A) Rasülüllah (S.A.V.) Efendimizden:

Eyne kane Rabbina kable en yehlûkal halka?

(Rabbımız, bu âlemleri halketmezden evvel neredeydi?) diye sordu.

Onlar da cevaben (Kane fil a’mai ma fevkahe hevau ve ma tahteha hevae).

(Altında ve üstünde hava olmayan bir a’mada idi) Hadis-i şerifte:

İnnî li-ecide ye’tini rîh-errahman min kablil yemeni.

“Rahmanın kokusu (Nefes-i Rahman) bana yemen yönünden gelmektedir.” Yukarıda bahsedilen oluşumları idrak ve müşahede eden varlıklar olmasa, yani bunları anlayanlar olmasa hepsi yok hükmünde olacaklar idi. İşte bu yüzden, idrak ve müşahede sahibi olan Halife (İnsan) zuhura geldi.

“Rahman”ın ne oldugunu bilemedikten sonra bu sûrenin özünü ve hakikatlerin! anlamamız mümkün olamıyacaktır.

Her sûrenin “şeriat”, “tarikat”, “hakikat”, “marifet”, mertebelerinden izah ve yaşantıları vardır.

Kur’ânı Keriym Furkân Suresi 25. sure 59. âyet errahmanü fes’el bihî habiyren (25/59)“Rahman’ı haberi olan birisinden sor”

الرَّحْمَنِ“Rahman”ı harfleri itibariyle incelediğimizde, (ر ) “rı/ra” Rahmaniyet (لا) “ha” hayat (م) “mim” “Hakikat-i Muhammedi”

() “nun” “kudret nuru”, olduğunu anlamamız zor olmayacaktır.

Rahman; “Nefes-i Rahman”ı hayata çevirip, “Hakikat-i Muhammediyye”yi kudret nuru ile ortaya çıkarıp faaliyete geçirmesidir.

حمنَالر “Rahman” Ebced hesabı ile incelediğimizde ortaya çıkan sayı 19 olmaktadır. Şöyleki;

(ر ) “rı/ra” 200

(لا) “ha” 8

(م) “mim” 40

( ) “nun” 50

= 298 (2+9+8=19)

Görüldüğü gibi ortaya “Kûr’ân-ı Kerim”in şifresi olan 19 sayıs çıkmaktadır.

Bunun ifadesi ise, 18 bin âlemi bünyesinde toplayan “İnsan-ı Kamil”dir. Kendisine Kûr’ân nazil olan, yani Zatî tecelliye mazhar olan “Hazret-i İnsan”dır.

Cenab-ı Hakk “A’ma”da iken, yani kendi varlığında, kendi kendinde iken, bu varlıklar daha henüz meydana gelmemiş iken; bilinmekliğini istediğinden, bir tecelli ederek “Ahadiyyet” mertebesine tenezzül ettiğinde iki vasfı ortaya çıkıyor.

Bunun bir yönü benliğini yani “ene”sini, bir yönü de Hüviyetini yani kimliğini oluşturmuştur.

Buradan da “Vahidiyyet”e tenezzül ederek; “sıfat-ı subutiyye”yi yani 7 sıfatını

  1. Hayat,
  2. İlim,
  3. İrade,
  4. Kudret,
  5. Kelam,
  6. Semi,
  7. Basar ve
  8. “mükevvenat”ı, yani bu âlemleri meydana getirmiş olmaktadır.

İşte “Vahidiyyet”te “sıfat-ı subutiye”nin ve diğer “zati sıfat”larının ortaya çıkmasıyla “Rahmaniyyet” mertebesi meydana gelmiş olmaktadır.

Rahmaniyette, bütün varlıklar (daha henüz varlık sahnesine çıkmamış olarak) kendi bilimsel ve birimsel varlıklarını bulmaktadırlar. T.B.


Bu mertebe, “isimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir”[82] diyen zat ne kadar güzel ifade etmiştir.[83]

Yani Cenab-ı Hakk’ın 99 esması ve sıfatlarıyla birlikte, bunların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)